Sızıntı Arşivi

Mayıs 1996 · s. 149 · 5 dakikalık okuma

Yılan Ve Sağlık

İbrahim Cesur · Zooloji

Yılanların diğer hayvanlardan farklı pek çok hususiyetleri vardır. Ayakları yoktur, ama sürünerek çok hızlı hareket edebilirler. Elleri yoktur, ağaçlara çıkabilir veya kendilerini toprağa gömebilirler. Yüzgeçleri yoktur, bir balık gibi yüzebilirler. Toprak üzerinde, toprak altında, tatlı suda, denizde, ağaçlarda hemen hemen akla gelen her yerde yaşayan türleri vardır. Göz kapaklan mevcut olmadığından gözleri uykuda bile daima açıktır. Dilleri ile çok iyi tat ve koku alırlar. Dış kulak bulunmamasına rağmen iç kulakları sayesinde yerdeki titreşimleri hissederek çok iyi duyarlar. Kafataslarında baş kemikleri oynak, ayrıca alt çenelerin iki yan parçası birbirinden elastik bir doku ile ayrılabilir bir şekilde yaratıldığı için kendilerinden kat kat büyük ve kalın besinleri kolaylıkla yutabilirler. Yılanlar az hareketli tembel gözükmesine rağmen ayları üzerine birdenbire ok gibi atlayabilirler. Görüldüğü gibi yılanlar yaşadıkları hayat tarzına en hassas şekilde ayarlanmış ve kendilerine korunma yolları bahşedilmiştir.

Ve en önemlisi öldürücü “zehir”leri vardır. Sadece kendilerini korumak ve avını etkisiz hale getirmek üzere bazı türlerde, başlarının gerisinde zehir bezleri ve buna uygun olarak da şırınga vazifesi gören zehir dişleri ile donatılmışlardır.

Bir hayvanın başka bir hayvanı zehirleyerek etkisiz hale getirmesi gibi bir teknolojiye sahip olması, gerçekten de şaşırtıcı ve olağanüstüdür. Ama bu mükemmelliği tabiat düşünemez ve üretemez.

Bu hususiyetleri ile yılanlar, insanları her zaman korkutmuştur. Çevreden gelen tehlikelere ve hastalıklara karşı tabiat üstü güçleri olduğuna inanan insanlar yılanların koruyuculuğuna sığınmışlardır.

Mesela; Firavunların taçlarında, koruyuculuklarına inanılan yılan heykelcikleri ve kabartmaları bulunuyordu.

Eski inanışlarda yılanın zehir üretip; bu zehirden ilaç yaptığına inanılıyordu. Bu yüzden hemen hemen her uygarlıkta yılan zehrinin ve etinin ilaç olarak kullanıldığını görmek mümkündür.

İnsanlar yılanların deri değiştirmelerini de “gençleşme” bu nedenle de “ölümsüzleşme” şeklinde yorumlamışlardır.

Yılanları mukaddes hayvanlar olarak tanıyanların yanında, bunlara fena ruhlu ve hilekar yaratıklar nazarı ile bakanlar da vardır. Böyle bir inanç bilhassa Hıristiyan aleminde uzun zaman süregelmiştir. Zira mukaddes kitap olan Genesis’te (Yaradılış) anlatıldığına göre Ha Adem ile Havva’nın cennetten kovulmaları, yılanın kendilerini aldatması yüzünden olmuştur. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Adem ile Havva’nın cennetten çıkarılmalarına sebep yılan değil Şeytan’dır. (Bakara, 2/36; A’raf, 20/22).

Kur’an-ı, Kerim’de yılan sözcüğü ise Hz. Musa’nın Firavuna karşı gösterdiği mucizelerden biri olarak asasının yılana çevrilmesinden bahsedilirken geçer.(Taha 20/20-21)

Halk arasında kötü bir hayvan olarak tanınan yılan, diğer hayvanlara nazaran daha fazla ne hilekar, ne de fesadlık düşünecek kadar zekidir!

Yunan mitolojisinde tıp ilahı olarak isimlendirilen Askepios, elinde bir yılan tutarak temsil edilmektedir. Bu yılan “Elaphe longissima” (Eskulap Yılanı)’dır. Söz konusu yılandan iki ferdin birbirine sarılmış şekli tıp mesleğinin sembolü haline gelmiştir. Anadolu Selçuklu hastahanelerinde birbirine sarılmış yılan kabartmaları vardır. Ülkemizde “birbirine sarılmış iki yılan” 1938 yılından beri Türk hekimliğinin simgesidir.

YILAN ZEHRİ (MUHTEVİYATI)

Zehirli yılan ağzında ayın ıslatılmasına ve kaygan hale gelmesine yarayan adi tükürük bezlerinden başka, esas fonksiyonu zehirli sıvı salmak olan bezler de mevcuttur. Tükürük bezlerinden fark saldıkları sıvıda toksik (zehirleyici) bulunmasıdır. Yılanların saldığı zehirli sıvı yalnız avı öldürmekle kalmaz, ihtiva ettiği fermentler dolayısıyla sindiriminde de rol oynar.Ayrıca yılan; bezlerden salınan zehirden bir miktar vücut iç alarak bir nevi büyüme hormonu etkisi de yaptığı ileri sürülmektedir.

Genel olarak yılan zehri sarımsı veya beyazımsı bir sıvı olup içinde az-çok katı cisim ler bulunan (ölü hücre parçaları), yapışkan, sudan biraz daha yoğun bir sıvıdır. Açık havada kolayca bozulur. Kurutulursa veya kristalize edilirse karanlık ve serin yerde tutmak şartıyla uzun yıllar tesirini kaybetmez. Kuru zehir saf suda veya tuzlu suda tekrar eritilebilir.

Zehrin kimyasal bileşimi henüz tam aydınlanmış değildir. Fakat proteinli maddeler ve çeşitli fermentler ihtiva ettiği öteden beri bilinmektedir.

Yılan zehrindeki toksik unsurları fizyolojik etkileri bakımından iki grup altında toplamak mümkündür.

Birinci grup, sinir sistemi ve duyu organları üzerinde etkili olan nörotoksik zehirlerdir. Bunlar soluk alıp vermede görev alan kaslar, özellikle diyafram üzerinde de etkilidir. İkinci grup ise hemolytik (Hematatogen) yani kan parçalayıcı toksinlerdir. Bunlar dolaşım sisteminde bozukluklar meydana getirir ve çeşitleri fazladır. Mesela; kanın pıhtılaşmasına mani olan antifibrinler, veya kırmızı kan hücrelerini tahrip eden hemolysinler gibi.

Burada şunu da belirtmek gerekir ki yılan zehri, bütün zehirli yılanlarda aynı bileşimde değildir. Yukarıda sayılan toksik unsurlar türden türe fark eder. Yılan zehrinin toksik etkisi yılanın yaşına, zehrin şiddetine, ısırılan canlının zehre karşı duyarlılığına ve yılanın fizyolojik ve psikolojik durumuna bağlıdır.

Yavaş yavaş verilen belirli dozlardaki yılan zehiri bazı hayvanlarda bağışıklık kazanmasına sebep olur. Mese1, atlara yavaş yavaş verilen zehir vücutta antikor meydana gelmesine sebep olur. Bu da serum olarak kullanılır. Kural olarak her çeşit yılan zehiri için ayrı antikor hazırlamak gerekir.

Buraya kadar yılan zehrinin hep zararlı tarafları üzerinde duruldu. İnsanları öldüren veya ağır şekilde hasta eden yılan zehiri hayat kurtarıcı da olabiliyor. Unutmamak gerekir ki bazı hastalıkların tedavisinde yılan zehri ilaç olarak kullanılmaktadır.

Mesela, Güney Amerika’da yaşayan Crotalidae familyasına mensup olan Botrops janaraca (Çıngıraklı yılan) türünden elde edilen zehirden yapılan ilaç damar daraltıcı ve kan durdurucu etki yapmaktadır. Kobra yılanlarından elde edilen zehir, sancıları dindirmede faydalı görülmektedir. Bilim adamları yaptıkları araştırmalarla alışkanlık yapmayan bir ağrı kesici üreteceklerini düşünüyorlar.

Zehirinden ilaç yapılan diğer bir tür ise Malezya hendek yılanıdır (Agkistrodon rhdostoma). Amerikalı araştırmacılar bu türün zehrinde bulunan kistrin adlı bir bileşiğin kanın pıhtılaşmasını önlediğini ortaya çıkardılar. Araştırıcıların yapmış olduğu bu keşif kalp hastalıklarının tedavisinde yeni nesil ilaçlara önderlik edebilir.

Kistrin trombositlerin fibrinojenin bağlandığı yanlara tutunarak pıhtı oluşturmasını engelliyor. Araştırıcılara göre kistrinin diğer ilaçlarla beraber kullanımının büyük bir potansiyel taşıdığıdır.

Bunlardan başka bu sahada çalışan bilim adamları sara hastalığı, mafsal iltihabı, nefes darlığı, bronş açıcı, ağrı kesici gibi bazı önemli rahatsızlıklara karşı yılan zehri yolu ile tedavi şekilleri aramaktadırlar.

“Fakat bütün bu çalışmaların başkaları tarafından yapılmakta olduğunu düşünürsek, gelecekte kendi varlığımızı korumak ve dünyada sözü ve hatırı sayılır bir ülke olabilmek için, bu konularda bir an önce araştırma yapmanın, sağlık alanındaki temel araştırmaları bu noktalara kaydırarak yeni araştırma ve projeler yürütmenin ne kadar önemli olduğunu hiçbir zaman akıldan çıkarmamamız gerekiyor.”

Bilindiği gibi başta Brezilya olmak üzere Hindistan, Almanya ve Azerbaycan’da kurulmuş tesislerde yıllardır ilaç ham maddesi olarak yılan zehiri üretimi yapılmaktadır.

Bunlardan en ünlüsü Brezilya’daki Butantan Enstitüsüdür. Almanya’daki Behringwerk tesislerine diğer dünya ülkelerinden de yılan getirtilerek bunlardan zehir sağılmaktadır. Sağılan sıvı zehir “Liofilize” cihazı ile kristal hale getirilerek ilaç sanayinin kullanımına sunulmaktadır.

Kısacası yeryüzünün canlı ve cansız varlıklarıyla -ölüm hariç- her türlü dertlerin deva5mm bulunduğu bir eczane veya ilaç deposu şeklinde tanzim edildiği bir kez daha doğrulanmaktadır.

Ülkemizde bulunan özellikle iki çeşit zehirli yılan türü (Şeritli engerek ve Koca engerek) yeterince mevcuttur. Bu iki yılan türünden başlangıçta araziden numune toplayarak bir yılan zehri üretim merkezi kurulabilir. Yurdumuzda ilk olarak kurulacak böyle bir tesisle ülkemizin bu tabii zenginliğinin de değerlendirilmesi mümkün olabilecektir. Bu şekilde kurularak çalıştırılacak tesis Türkiye’ye çok önemli bir gelir getirecektir.

İbrahim Cesur