Ocak 2000 · s. 32 · 5 dakikalık okuma
Yaşarken

Bir parmağımızı kımıldatmak istediğimizde beynimizin içinde sayısız sinir hücresi birbirine minik elektrik akımları göndermeye başlar. Bu akımlar daha sonra omurilik soğanı ve omurilik aracılığıyla beyinden vücuda ve ardından çevresel sinir sistemimizin birçok dalından biri olan kolumuza iletilir. Beyinden çıkan bu minik elektrik akımı bizim istediğimiz parmağa vardığında o bölgede bulunan kas hücrelerinin kasılmasına ve dolayısıyla parmağımızın hareket etmesine sebep olur.
Bütün bu olaylar neredeyse aynı anda olurken, bu söz konusu anda hem gözlerimizden hem de parmağımızdan, beynimize bilgi akışı olmakta ve bu sayede beyin, parmağın hareket etme işinin gerçekten de emir verildiği gibi olup olmadığını kontrol etmektedir. Parmağımızın hareket yönünde bir engel varsa ve parmak istenilen işi yapamıyorsa, beyin, olayı yeni komutlarla yönlendirebilmektedir.
Az önceki iki paragrafta sathî olarak değindiğimiz bu hâdise, bu kadar basit değildir elbette. Sinir hücrelerinden kas hücrelerine, parmağımızı kımıldatırken görev alan her birim, hücre ve molekül seviyesinde, şimdiye kadar keşfedilmiş kısmıyla bile, akıl almayacak değişimler göstermektedir.

Az çok anlaşılmış bir yapı olarak kas hücrelerini ele alalım: Elektrik akımı hücreye iletilince bu, voltaj değişimine hassas kalsiyum (Ca) kanallarının üzerinde bulunduğu keseleri etkilemekte ve bu keselerden dışarıya (hücre içine) kalsiyum bırakılmaktadır. Lisede öğretildiği üzere kas hücrelerindeki kasılma aktin ve miyozin adı verilen proteinlerin birbiri üzerinde kayan plâklar şeklinde hareket etmesiyle gerçekleşebilmektedir; fakat normalde aktin iplikçikleri tropomiyozin adlı proteinlerle maskelenmiştir. Keselerden dışarıya kalsiyumun bırakılması tropomiyozinlerin yer değiştirmesine, ve aktinlerin miyozinlerle etkileşebitecek bölgesinin serbest kalmasına sebep olur.2
Ardından ATP adını verdiğimiz enerji paketçiklerinin milyonlarcası, milyonlarca miyozinle birleştirilir ve ATP'nin kullanılmasıyla kasılma olur. Kasılmanın sonrasında yeniden ATP harcanılarak hücre içine dağılmış hâlde bulunan kalsiyumun keselere doldurulması sağlanır, tropomiyozinier aktinleri yeniden maskeler ve milyonlarca kas hücresi yeni bir kasılma hareketi için hazırlanmış olur.
Okuyucuların çoğunu sıktığımızın bilincindeyiz, ne var ki gerçekleşen olay bu kadar basit de değildir. Biraz daha temele ineceğimiz aşağıdaki iki paragrafı moleküler biyolojiye ilgi duymayanların atlamasını teklif edebiliriz.

"ATP miyozinle birleştirilir", "kalsiyumun keselere doldurulması sağlanır" vb. ifadeler çok karmaşık bir gerçeğin ileri derecede basitleştirilmiş hâlidir aslında. Hücrelerimizin içinde bu işleri yapan bir şeyler olmalıdır, fakat bu bir şeyleri yapan da bir şeyler olmalıdır. En temele indiğimizde bir hücrenin Özel. hızlı reaksiyonlar bütününden ibaret olduğunu anlamamız gerekecektir. Bu kimyevî reaksiyonlar birbirine karıştırılmadan, çok hızlı ve sürekli yapılmaktadır. Hücre içinde yapılan bu işlerin sorumlusu enzimler ve onların sentez bilgilerini saklayan DNA'dır diyebiliriz. Enzimler hücre içindeki reaksiyonları inanılmaz şekilde hızlandıran ve düzenleyen protein molekülleridir, eğer enzimler olmasaydı hücrenin bir saniyede yaptığı işler binlerce yıldan fazla sürecek, yani açıkçası hiç yapılamayacak ve canlılık, anladığımız şekilde mümkün olamayacaktı. Dünya üzerindeki canlılık, bu enzimlerin doğru çeşidinin doğru yerde ve doğru yoğunlukta olmasını gerektirmektedir.
Elektrik akımı kas hücresine geldiğinde ve kalsiyum atomları serbest kaldığında, bu yavaş yavaş anladığımız bir sistemle DNA'ya iletilir ve bu etkilere uyum içinde cevap verebilmek için gerekli enzimlerin üretileceği DNA'nın ilgili kısımlarında RNA sentezi olur (DNA, RNA'lar aracılığıyla enzimleri üretebilmektedir). Tam gerekli cevabın verilmesi için enzim sentezi DNA'nın aktif hâle geçmesi, RNA üretiminin başlaması. RNA'nın çekirdek dışına taşınması ve enzimin sentezlenmesi basamaklarında -hayal edilmesi zor da olsa- diğer enzimlerce kontrol edilmektedir.3 Son olarak üretilen enzimlerden yalnızca biri olan ATPaz ATP'lerin kullanılmasını gerçekleştirmekte, bir başkası ATPaz'ların doğru yere gelmesini sağlamakta.. bu sırada binlerce başka enzim hücrenin "canlı" olarak kalabilmesi için gerekli binlerce başka reaksiyonu doğru yerde doğru zamanda yapmaktadır.
Parmağımızı kımıldatırken görev alan yapı ve birimlerin sayısının temele doğru indikçe arttığına dikkat etmemiz gerekiyor. Basit ve kaba (ve her sayının fazlasıyla düşük alındığı) bir hesapla beynimizde emrin oluşması, bunun iletilmesi ve parmağın kasılması sırasında bir milyon hücrenin görev aldığını; her hücrede bin tane reaksiyonun yapıldığını düşünürsek bu parmağımızı oynatma gibi basit bir iş için aynı anda bir milyar reaksiyon yapıldığı anlamına gelir. Bir milyar reaksiyon, bir saniyede... Bu sırada kalbimiz atmakta, yeni kan hücreleri üretilmekte, gözlerimiz çevrenin görüntüsünü beyne iletmekte, böbreklerimiz kanımızı süzmekte, akciğerlerimiz eski havayı yenisiyle değiştirmekte, sindirim sistemimiz bize enerji verecek besinleri kanımıza iletmekte, kan-beyin bariyeri kandaki zararlı maddelerin beyne gitmesini engellemekte... ve bunlar her an. sürekli olmakladır. Bütün bunlar çok çok indirgenmiş bir hesapla her an bir trilyon reaksiyon demektir, biz her saniye bu bir trilyon reaksiyonu gerçekleştiriyoruz. Bunun farkına varınca bir an sonra parçalanıverecekmiş hissini duyabilmektedir insan.
Bu şekilde düşününce insanın yaşadığına inanmayası gelmektedir. Şahsen ben yaşadığımı açık-seçik olarak bilmesem, yaşadığıma inanmazdım. Her an bir trilyon reaksiyonu birbirine karıştırmadan yaptığıma; parmağımı kımıldattığıma ve bu anda bir milyar reaksiyona sebep olduğuma; bir trilyon çarkın kendi kendine tıkır tıkır döndüğüne inanmazdım. İnanmıyorum da.
Yaşadığıma inanmazken Mesnevi-i Nuriye'de şu satırlara rastlıyorum: "Ve keza, pek çok sanat harikalarına ve nakış ve ziynetlerin garaibine (hayret edilecek şeyler) müştemil olan (içine alan) bir binanın bani (bina eden) ve sanisiz vücudu mümkün olmadığı gibi, bu âlemin vücudu da Saniin vücuduna tâbidir. Dalâlet sarhoşluğuyla sarhoş olmayanlar, onu bunsuz tasdik edemezler."4 Hemen ardından bir trilyon çarkın herbirinin bizim anlamaktan çok uzak olduğumuz bir şekilde her an her şeye Kâdir olan tarafından en hassas dengelerle yeniden, yeniden düzenlendiğini düşünüyorum. Sonra Esma-i Hüs-na'nın zikredildiği yerlerde tekrar tekrar Hayy isminin yanında Kayyum isminin geçtiğini hatırlıyorum: "Allah Tealâ ki, O'ndan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O Hayy'dır, ezelî ve ebedî hayat sahibidir; O Kayyum'dur, varlığı için hiçbir sebebe ihtiyacı olmadığı gibi, bütün eşya O'nun yaratmasıyla ve tedbiriyle devam eder ve vücudda kalır, bekâ bulur." Çok lâtif bir işaret olarak canlılığın yanında Kayyumiyet'in zikredilmesi, bende her canlı yaratığın her an Kayyumiyetle canlı tutulduğu, O'nun eli bir an için çekilse, bir trilyon çarkın geri dönmez bir şekilde birbirine karışacağı, bir an sonra dağılıvereceğimiz anlayışını oluşturuyor. Şükrederken bir tek çarkın bile hakkını veremediğimden utanıyorum. Bu kadarı yetiyor bana.
Dipnotlar
1. Said Nursi. 23. Lem'a,
2. Molecular Cell Biology. Harvey Lodish, WH Freeman & Co., 1995. s. 1027-1029
3. Benjamin Lewin, Genes VI, Oxford, 1997. s. 847
4. Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye-Lasiyyemalar.