Haziran 1992 · s. 14 · 5 dakikalık okuma
Yaşadığımız Günler

Gölgeler asimetrik, izdüşümler çarpık. Gece dekorlu günler yaşıyoruz. Büyük ideallerin dölyatağıdır böyle günler. Izdırap ondan. Çığlığıyla cihana velvele vermek için "Zulumât-ı selas" üç karanlık devreden geçmek gerek. İnsan denen mucize tekevvününü böyle bir dekorda tamamlar. Rahm-ı mâder. Karar-ı mekin denilen yer. Dirilişe atılan ilk adım. Doğmak için o berzahtan geçmek şart. İstisna yok. Fıtrat kanunu da ondan. Ulvilerin ulvisi nebi de, süflilerin süflisi bir insan da aynı kanuna tâbi. "La tebdile", "Allah'ın yaratmasında (hilkat kanununda) değişiklik yok" avazının zirve noktası burası.
Zıdlar arenası. Eşya negatifiyle görünür orada. Güneş bile siyah bir çelenk gibi asılmıştır semanın boynuna. Mağara rengine bürünmüştür ortalık. Nebinin, Cibrille dudak dudağa geldiği, gönül gönüle verdiği mağaraya dönmüştür ictimaî coğrafya. İlk soluklardır bunlar. Şairin:
"Eğilir gök, eğilir melekler, üstüne,
Tüllenir şafaklar ufuklarda;
Zaman çarkederken bugünden düne
Ebu Akiller ölümsüz bestedir Soluklar'da."
dediği ilk soluklar.
Ebu Talip otağına sığınan bir avuç iman erinin geçirdiği o sıkıntılı günler.. Açlığın öldürdüğü bebelere gözyaşı dahi dökmeye mecali kalmamış anaların, babaların ızdırap ve çile emiştikleri demler.. Mahşer çapında bir hamuleyi taşımayı borç edinmiş kadronun canı dudağında dualarını bohçalayan seherler.. Nasip payına Hatice sadakatini, Hatice bağlılığını absorbe edip ebedileştirmek düşmüş kadir gecesine denk saniyeler, aşireler.. "Meta, nasrullah", (Allah'ın yardımı ne zaman) yakarışıyla titreşen zaman denen billur avizeler.. Ve "Pek yakındır" cevabıyla yankılanan melek kanadına oturmuş zaman yapılı onun kadar mücerred kubbeler.. Hep bu ilk soluklarla, gecenin turfanda meyveleriyle beslenirler..
Nebi'yi miraca çıkaran sır. Hicreti saklayan sadef. Şanı yücedir gecenin. Kur'an'da yemin edilmiştir onun adına. Sabah aydınlığı gibi bir hedefe, fecrin altın ışıklarında yıkanarak varmak isteyenler gece çıkmalıdır yola. Tezekkür oku gece yayında gerilir zira. Kendine geliş, öze eriş demektir tezekkür bu manada. Ferd olarak, cemiyet olarak billurlaşma krizi geçirmektir.. Ve bir inkılap gerçekleştirmektir ruh planında, mana planında.
Hicrete gece motifi sinmiştir. Bir libas, bir örtüdür çünkü gece. Âciz üstündür, zayıf kuvvetlidir, korku cesaret ve sekîneye tutsaktır bütün gece motifli yerlerde. Sebepler bozguna uğramıştır orada. Can, uyuyan gence, Hz. Ali'ye emanet edilmiştir. Ölüm yatağı kılıçlara tuzak olmuştur. Düşman okları dişi dökük yılana dönmüştür. Temreni yoktur bu okların. Sahiplerine benzemiştir oklar. Basiretten yoksun sahiplerine benzemiştir. Tarassudun gözüne mil çekilmiştir bu gece. Görememiştir düşman, kainatı ışığa boğan Güneş'i. Sesin ağzına sükût düğümü vurulmuştur. Yoksa, Bilal'in takunya sesleri cennette duyulur da o Kutlu Yolcu'nun ayak sesleri kapısının eşiğinde bulunanlarca nasıl işitilmezdi! Belli ki, ses, ser vermiş sır vermemişti. Yalnızlık azıktır gece dekorlu yerlerde. Dua buraktır. Çöl yoldaş ve mağara sığınaktır. Korkak güvercin, ürkekliğe sembol olan güvercin bir cesaret âbidesi gibi durmaktadır bu mağaranın ağzında.
Örümcek ağı, kurşun geçirmeyen camı andırmaktadır. Şeffaftır örümcek ağı, ama ardına aldıklarının görünmesine mani olmaktadır. Korkulu anlardır bu anlar; halbuki gece dekorlu mağarada yetmişbin âleme yetecek "Selam" ve "Emniyet" var. İşte bütün bunlar eşyanın negatifiyle görünmesidir. Ve hem gece dekorlu yerlerde hadiseleri değerlendirmenin yanıltmaz şifresidir.
Yunus'u yutan balık gibi gece dekorlu yerlerde.. Yusuf'u bağrına basan kuyu gibi gece dekorlu yerlerde.. İbrahim'e "berd ve selam" olan ateş gibi gece dekorlu yerlerde.. Musa'ya yol veren deniz gibi gece dekorlu yerlerde.. Tufanda Nuh'u barındıran gemi gibi gece dekorlu yerlerde.. Her devrin çilekeşine medreselik yapan hapishaneler gibi gece dekorlu yerlerde .. Ve nihayet "Yedi Yiğidi" koruyan mağara gibi gece dekorlu yerlerde..
Bir misal olsun diye. Kur'an bu mağaradaki negatif görüntüyü öğretir bize.
Uyanık gibi görünür yedi genç zâhirde. Halbuki uyumaktadırlar "Rükud" "biraz kestirme" keyfiyetiyle. Ama tam üçyüzon sene sürecektir bu biraz kestirme. Hareketsizlik beklenir böyle uyuyanlardan aslında. Fakat onlar sağa sola dönüp durmakta. Sadık dostları da kapının ağzında ve uyuyarak nöbet tutmakta. Korkulacak ne var bu manzarada? Ancak "Onların durumunu görseydin, mutlaka onlardan dönüp kaçardın. Ve onlardan içine korku dolardı" (Kehf, 18/18) deniliyor Kur'an'da. İçtimaî atmosfer tamamen lehlerine dönmüştür dışarda. Şu kadar var ki, hadiselere negatifinden bakmalıdır lider daima. " Talattuf " u tavsiye eder Yemliha, yola salacakları arkadaşlarına. Yiyeceklerin en temizini bulmak içindir bu yolculuk. Ruha azık olacakları devşirmek içindir. İnsan eli değmemiş, orjini lahutî sistemi yakalamaktır esas gaye. Işığı yakalamaktır bu bir yönüyle. Zaten onun için girmişlerdir bu gece dekorlu yere..
Takdir, tedbiri bozabilir; fakat mağaradakilere düşen kendi vazifelerini yerine getirmektir. Gümüş para onları ele verecektir. Bu da ebed mühürlü hikmet içindir. İlâhî va'din gerçek olduğu bununla isbat edilecektir. İnananlara cihan hakimiyetini değişmeyen bir hüküm olarak tesbit eden İlâhî va'din. Akıbeti, neticeyi müttakiler lehine noktalayacağını söyleyen İlâhî va'din. Günü gelinceye kadar "Şeddi" ayakta tutacağını haber veren İlâhî va'din..

Bir zamanlar, kendilerine mağarayı mezar yapmak için gayret gösterenler, şimdi onlar adına mescid yapacaklarını söylemekteler.. Aman Allah'ım, ne müthiş zemin kaymasıdır bu. Devletin, dini kucaklamasıdır bu. Bir galebedir mağaradakiler adına. Nice yıllar ve nice asırlar sonra.. 3 asır geçti Karlofça'dan (11 Eylül 1697) bu yana..
Sensin Anadolum, elinde gümüş olan, sensin Türkiye'm. Sensin uyanması beklenen üç asırlık uykudan. Sensin yedi bölgesiyle yedi yiğidi barındıran. Birbirinden ayrılmayan ve ebed-müddet ayrılmayacak olan. Haksız mıyım, yanılıyor muyum, bilmem, "Sekizinci" diye Kıbrıs'a bir sesleniversem..
Korkma, bozamıyacak hiçbir düzen ve oyun senin bütünlüğünü.. Unutturamıyacaklar sana şanlı mâzini, şerefli dününü..

Harici ve dahili düşmanlar istedikleri kadar seni kendi heveslerine göre taksime kalksın ve sana çeşit çeşit rakamlar uydurmakla uğraşsın. Senin en asgari sabit rakamın yedidir ve bu rakam hiçbir zaman bunun altına düşmeyecektir. Yedi iklimi idare edeceğin zamanki coğrafyanı ise ancak sana o günleri bahşedecek olan Rabbin bilir. Sakın iç işlerinde ve sadece seni ilgilendiren bir meselede bir başkasına ve bilhassa Ehl-i Kitab'a fetva sorma, onlardan görüş alma. Sen bir gümüş gibi olmaya çalış. Hadiseler seni oksitleyenlesin. Sen gümüşsün zira, hiçbir zaman oksitlenmezsin. Karışık bileşimler senden uzak dursun. Sen ki, altın cevheriyle atbaşı yarış halindesin. Bu asalet, senin, sen olarak kalmana yetsin. Böyle yapabildiği zaman ümitvar ol. Bilançosu senin lehinedir gece dekorlu günlerin..