Sızıntı Arşivi

Eylül 1993 · s. 14 · 5 dakikalık okuma

Yardımlaşma ve Rekabet Dengesi

Arif Sarsılmaz · Doç.Dr. · Tabiat

Tabiata bakış ve niyet mi, dünya görüşüne tesir eder yoksa dünya görüşü mü tabiata bakışa tesir eder?

Bu soruların felsefi tartışması ne olursa olsun aslında pek farketmez, asıl olan, her durumda insanın tabiata bakışından çıkardığı hayret ve takdir duygusunun onun ruhunda meydana getirdiği itminan ve huzur esintileridir.

Bir hücreli amipten balinaya, küçük bir yosundan dev sekoya ağaçlarına kadar muhteşem bir orkestra gibi kainattaki müthiş besteyi terennüm eden bu canlılar arasındaki gerek fert, gerekse cemiyet planındaki biyolojik ve ekolojik hadiseler incelendikçe, sonsuz bir ilim ve kudretin hergün yeni bir buuduyla karşı karşıya geliyoruz. Ekoloji ve davranış ilimleriyle meşgul olanların ortaya koyduğu her yeni tesbit ve keşif, canlılar arasında zahiri bir bakışla ilk anda görülmesi zor olan çok hassas, yardımlaşmaya ve şefkate dayalı ilahi bir nizamın hükümferma olduğunu göstermektedir. Tabiatı bir başı- boşluk, herc ü merc, kaos, sadece merhametsiz bir mücadele ve rekabet içinde, tıpkı kendi iç dünyaları gibi, görmeye alışmış olanlar ise, canlılar arasındaki ilahi hikmetleri görememekte ve fasid bir dairede dönüp durmaktadırlar.

Halbuki hayat o kadar mükemmel bir plana sahiptir ki, hadiseler hiçbir zaman tek boyutlu değildir. Bir hadisenin iç içe girmiş yüzlerce boyutu içindeki mikro ve normo hadiseler teker teker ele alındığında farklı manalar ifade ederken. makro seviyede bakıldığında çok farklı manaların, mozaik tablosundaki eksik kısımların yerini alması gibi doldurulduğu görülür. Aslanın hastalıklı antilopu parçalaması vahşet gibi görünürken, antilopların ve aslanların neslinin korunması açısından bakıldığında ise her ikisi için de merhamet olduğu anlaşılır. Çayırdaki bitkiler açısından antilopların miktarını, gelecek yavrulara hayat sahası açılmasını, aslandan arta kalan parçalarla da akbabadan karıncaya kadar birçok canlının rızkının hazırlanışını düşündüğümüzde, canlılar arasında denge içinde bir rekabet ve mücadele olmakla beraber esasen meselenin perde arkasında merhamet ve yardımlaşmanın olduğu görülür.

Mesela, çayır ve kır gibi geniş alanlarda yetişen acıbakla bitkisi (Lupinus) henüz yeni yetişmekte olan sarıçiçekli karahindiba (Taraxacum) bitkisini güneşten ve bilhassa rüzgârdan koruyarak büyüme ve gelişmelerine yardımcı olur. Özellikle volkanik çöllerle kaplı ölü arazilerde hayatın yeniden başlamasında, kır acıbaklaları hem öncü hem de koruyucu olarak iş görürler ve diğer bitkilerin yetişmesine uygun zemin hazırlarlar. (Karahindiba’nın tohumlarını direk güneş ışığından korurlar, toprağın su tutma kapasitesini arttırırlar, rüzgârın hızını keserler). Daha sonra karahindibalar toprakta tutunup gelişmeye başlayınca çok hızlı büyüyerek, kendi nesilleri böylelikle hakîm kılınır ve böylelikle acıbakla topluluğu yok edilmiş olur. Bu hadisede, başta yardımlaşma gördüğümüz halde, daha sonra rekabet ve acıbaklanın yok olmasını kötü bir netice olarak görebilirsiniz. Halbuki daha sonra orada yeşerecek ağaçlar ve orman için, toprak yavaş yavaş en mükemmel hale getirilmekte ve bu sırada bir sürü çiçekli bitki ayrı ayrı güzellikler sergileyerek Kainat Sahibi’nin çeşitli isimlerine tercüman olmaktadır.

Kurumuş ağaçların odun kısmını yiyerek geçinen termitlerin barsağındaki bakterilerce, odundaki selülozun parçalanmasını sağlayan enzimler termitlere adeta ikram edilir.

Bazı ağaçların köklerine sarmaş dolaş olan bir kısım mantar çeşitleri, ağaçların topraktan besin almalarını kolaylaştırır.

Barsaklarımızda yaşayan milyonlarca E. coli bakterisi, hem bizim için K vitamini yaparlar, hem de hastalık yapıcı mikropların barsağımızda yerleşip çoğalmasına mani olurlar.

Mercanlar yosunların yardımı olmadan ne mercan kayalıklarını, ne de muazzam büyüklükteki kolonilerini inşa edebilirler

Bu misalleri arttırdığımızda göreceğimiz esas tablo ise şudur: Hayatın devamı tek tek kanunların doğru ve yerinde işlemesinden ziyade çeşitli kanunların ilahi bir beste halinde; kemanın yanında davulun, “ney” in yanında zurnanın ölçülü şekilde bulunması gibi bütün kanunların ölçülü şekilde bir arada bulundurulmasına bağlıdır.

Nitekim en son ve değişmeden günümüze kadar gelmiş İlahi Kitap’ta, Rahman Suresi’nde peşpeşe mizan(ölçü)dan bahsedilmesi, herşeyin takdir edilen bir ölçü içinde yaratıldığını gösterir. Bu noktadan bakıldığında yeryüzünde hayatın devamı, yardımlaşma, işbirliği ve rekabetin ölçülü ve dengeli bir şekilde ayarlanmasıyla gerçekleşmektedir. Ancak şurası bir hakikattir ki; canlılar arasındaki çeşitli hadiseler, bu prensipler dâhilinde cereyan ederken hakîm olan esas “yardımlaşma ve işbirliği”dir.

İnsanı büyüleyici bir yardımlaşma örneği de Hawai denizindeki iki canlı grubu arasında görülür. Euprymna scolopes isimli mürekkep balığı yüzerken, ışık üreten fosfor bakterilerini toplar ve vücudunun alt tarafındaki küçük bir keseciğe yerleştirir. Fosfor bakteriler kimyevi olarak ışık hâsıl ederler ve ateş böceği gibi kuvvetli bir ışıkla mürekkep balığını aydınlatırlar. Bu aydınlık, ay ışığının olduğu gecelerde mürekkep balığının düşmanları tarafından farkedilmesini engeller. Yırtıcı balıklar avlanırken aşağıdan yukarıya doğru bakarlar ve ay ışığı sayesinde oluşan kontrastla avlarını farkederler. Mürekkep balığının alt tarafında yerleşmiş olan bakterilerin hâsıl ettiği ışık ise, ay ışığının parlaklığı ile oluşan kontrastı bozar ve mürekkep balığını gizler. Burada çoğalan bakterilerden çıkan ışık, mürekkep balığını düşmanlarından koruduğu gibi onun avlanması için bazı küçük balıkları da kendine cezbeder. Böylece mürekkep balığı yırtıcıların akşam yemeği olmaktan kurtulur; hem de beslenmiş olur. Bakterilerin bu korumaya karşı aldıkları ücret ise, beslenmesinin ve barınmasının mürekkep balığınca temin edilmesidir.

Yukarıdaki misalde görüldüğü gibi bazı canlılar hayat boyu çok sıkı bir yardımlaşma içinde olsalar da, bazı canlılar belirli zamanlarda belirli işler için yardımlaşırlar. Su ve gıda maddelerinin bol olduğu sahile yakın med-cezir havuzlarında bulunan algler, midyeler ve kayalara yapışan çeşitli kabuklu hayvanlar, dağınık olarak yaşarlar. Fakat suyun çekilerek azaldığı ve güneşin yakıcı olduğu zamanlarda sahilin üç metre kadar yukarısında kalan bu canlılar hemen bir araya toplanarak suyu muhafaza ederler ve güneşin yakıcı sıcaklığından korunurlar.

Son araştırmalar birbirinden tamamen farklı canlıların bir araya gelerek yardımlaştıklarının sırlarını ve mekanizmalarını anlama üzerine yoğunlaşmaktadır. Bazı genetik ve bakteriyolojik araştırmaların neticesine göre, bazı bakteri türleri birbirleri arasında genetik bilgilerini değiş tokuş ederek bu yardımlaşmayı DNA seviyesinde gösterebilmektedirler. Söz konusu bakteriler, komşularıyla veya virüslerle direkt temasa geçerek genlerini aktarmakta veya kendi içlerine bakteri ve virüslerden yeni genetik bilgi alarak, düşmanlarına karşı direnç kazanmakta ve nesillerini korumaktadırlar. Bu yüzden pek çok ilaç, artık bazı bakterilere tesir edemez hale gelmiştir. Genetik programın şifrelendiği DNA ve RNA moleküllerinin stabil ve katı olmaktan ziyade, dinamik, kararlı ve belli sınırlar içindeki değişken yapısı sayesinde kazanacağı yeni hususiyetler, onların neslinin kesilmesine mani olur.

Birbirleriyle yardımlaşma münasebeti içindeki birçok canlı grubu arasında da, bu şekilde virüs veya bakteriler vasıtasıyla genetik bilgi alış verişi olup olmadığı henüz tartışılmakla beraber, birçok canlı türü arasındaki dostluk veya düşmanlığın sebebinin genetik programlarında saklı oluşu gibi akla pek de uzak olmayan teorileri gündeme getirmiştir.

Bütün bunların sonunda meseleye geniş bir perspektiften baktığımızda, yardımlaşma ve rekabetin birbiri içine girmiş daireler veya saatin çarkları gibi olduğu, belli zaman ve şartlarda rekabetin yardımlaşmayı teşvik ettiği, belirli şartlarda da yardımlaşmanın rekabeti hızlandırdığı görülecektir. Kısaca rekabet ve dayanışma birbirlerine hem sebep hem de netice olmakta, bir açıdan bakıldığında rekabete yol açar gibi görünen bir davranış, bazen insanlara ders verecek kadar mükemmel bir yardımlaşma numunesi olabilmektedir.

Doç.Dr.Arif SARSILMAZ