Sızıntı Arşivi

Mart 1997 · s. 82 · 5 dakikalık okuma

Verem Tekrar Gündemde mi?

Nur Aytekin · Tıp

İnce hastalık, dermansız hastalık, iç hastalığı, tüberküloz, verem gibi birçok isim verildi şimdiye kadar. Ama yine de önemi anlaşılamadı ve anlatılamadı. Büyüklerimizden, bu hastalığın ne kadar dermansız ve acı olduğunu ve ona karşı umutsuzca beklemekten başka ellerinden bir şey gelmediğini duymuşsunuzdur. Eskiden verem bugünkü AİDS hastalığı gibi yayılıyor ve yakaladığını, eriterek bitiriyordu. Sonraları gelişen tıpla birlikte bu hastalığın da tedavisi bulundu ve veremli hastalar sağlıklarına kavuşabildi. Ama son günlerde yine verem insanoğlunu tehdit etmeye başladı. Bu yazımızda bunu araştırdık ve sizler veremin tekrar geri geliş sebebinin bir ihmalkârlık mı, umursamazlık mı, bilgisizlik mi olduğuna karar verecek ve yine alacağınız tedbirlerle bu hastalık ortadan kalkabilecektir.

Bilindiği gibi piyasada birçok ilaçlar vardır ve her gün bir yenisi eklenmektedir. Ancak verem mikrobunun da bir canlı olduğunu unutmayalım; yani o da neslinin tükenmemesi ve hayatını sürdürerek çoğalabilmesi için Allah’ın kendisine verdiği bütün genetik ve biyolojik kabiliyetleri kullanarak, daha dayanıklı nesiller vererek insanlığın başına dert olmaya devam edecektir. Dolayısıyla bizim milyarlarca lira harcayarak keşfettiğimiz antibiyotikler ve benzeri pahalı ilaçlara karşı bağışıklık geliştirerek yeni ve dayanıklı ırklarla, insanların “ilaç seleksiyonu”na karşı direnmeye devam edecektir. Dünya çapında şu anda tüberkülozdan yaklaşık 3 milyon insan ölmekte. Dünya nüfusunun % 0,3 yani 1,9 milyon insan tüberküloza yakalanmış durumdadır. Genellikle de bu tüberküloz vakalarının çoğu gelişmekte olan ülkelerdedir. Bu olayın en acı yanı da hastalığa yakalanmış olan insanların % 80’i üretici çağlardaki 15–59 yaş grubunun olmasıdır. Hiç tahmin edemeyeceğimiz kötü bir durum da tüberkülozun dünyadaki bütün enfeksiyonel hastalıkların toplamından daha çok ölüme sebep olmasıdır. Eğer önlemler artırılmaz ise ölüm sayısının 2000 yılında 4 milyonu bulacağından korkuluyor. Avrupa ve K.Amerika’da 1950’lerde tüberküloz silip süpüren bir hastalık olarak kabul edilirdi. Daha sonra bu endüstri ülkelerinde hastalık hemen hemen yok edilmek üzereyken, uyuyan canavar uyandı ve adeta intikam alırcasına daha öldürücü bir şekilde geri döndü.

Verem, takip ve tedavi pahalılığı yanında, iş gücü yönünden de büyük kayıplara yol açmaktadır. Buna karşılık, koruyucu tedbirler alındığında, sebep olacağı zararlar çok düşer.

BULAŞMA YOLLARI

Verem mikrobu sanıldığı gibi her yolla kolayca bulaşamaz. Yani tüberkülozlu bir hastanın kap kacağını kullanmakla veya hastanın balgamlarından toza, toprağa karışan basillerden bulaşmaz. Hayatımızın en önemli sistemlerinden olan solunum sistemi, çok harikulade bir uyum içersinde çalışır. Bu sistemde yer alan burun, ağız, bronş gibi organlar birbirleriyle ve diğer sistemlerle tam bir yardımlaşma içindedir. Sağlıklı şartlara uygun bir hayat bu hastalığa yakalanma ihtimalini azaltır. Tüberküloz basili ancak akciğerlerin en uç noktaları olan alveol denilen keseciklere ulaştığı zaman oraya yerleşip, çoğalabilir. Ağız-burun mukozalarında ve bronşlarda tutulan basiller çoğalamaz ve öksürük, aksırık gibi solunum sisteminin tabii reaksiyonlarıyla dışarıya atılır. Alveollere gelen yollar çok dar olduğundan, buradan toz ve toprak gibi büyük partiküllerin geçmesi de mümkün olmamaktadır. Ayrıca, basiller güneş ışığına karşı çok hassas olup bir-iki saat içinde ölürler, bu da toz ve toprakla bulaşmayı adeta imkânsızlaştırır.

Bulaşma, pratik olarak sadece, damlacık çekirdeği tabir edilen ve hastaların öksürük ve aksırıklarıyla meydana gelebilen partiküllerin üzerindeki basillerle olmaktadır. Hafiflikleri sebebiyle uzun süre havada asılı kalabilen bu damlacıkların üzerindeki basiller, güneş ışığı giren bir ortamda 1–2 saat içinde ölür. Güneş ışığı girmeyen loş yerlerde (özellikle sinema, bar, diskotek, cezaevi koğuşları vb...) uzun süre canlı kalabilirler. Buna göre öksürük, bulaşma açısından en çok dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Öksürmeyen hastaların pratik olarak bulaştırıcı olmadıkları kabul edilir.

PEKİ, SİZDE TÜBERKÜLOZ VAR MI?

Evet, sizde tüberküloz var mı? Eğer varsa hangi safhada? Bunu öğrenmek için en yakın verem savaş dispanserine gidebilirsiniz. Tüberküloz teşhisi esas olarak bakteriyolojik inceleme sonucunda konur. Radyoloji ve tüberkülin testi (PPD) teşhise varmada yardımcı tekniklerdir. Bakteriyolojik inceleme de, doğrudan doğruya mikroskobi ve kültür muayenesi olmak üzere ikiye ayrılır. Direk mikroskobi’de tüberküloz hastalığından şüphelenilen herkeste iki ayrı günde birer mikroskobik muayene yapılması gerekir. Tüberküloz teşhisi konulan hastalarda ise, tedavinin altıncı ayında ve tedavinin sonunda birer balgam muayenesi yapılması gerekir. Kültür muayenesinde ise sağlık ocağında mikroskobik muayenesi yapılan balgam, kültür muayenesi yapılmak üzere bölge tüberküloz laboratuarlarının bulunduğu illere ulaştırılır. Balgam, buzdolabında saklandığı takdirde bir ay süreyle vasfını korur. Oda sıcaklığında saklanan balgamlar ise en geç bir hafta içinde laboratuara ulaştırılmalıdır. Radyolojik inceleme ise, akciğerde herhangi bir yara bulunup bulunmadığını göstermesi açısından hayli hassas olan, fakat buna karşılık tüberkülozu diğer hastalıklardan ayırt etmede veya hastalığın aktivitesine karar verme açısından hiç de özel olmayan bir tekniktir. Bu sebeple, tek başına röntgen ile karar vermeye kalkışıldığında gerek tüberküloz uzmanları gerekse radyologlar % 60’lara varan nisbetlerde hata yapabilirler. Tüberküloz testinde, derideki genişliğin (endurasyon) çapının büyüklüğü, bir kimsenin hasta olup olmadığını göstermediği gibi, hasta kimselerde de hastalığın seyri hakkında hiçbir fikir vermez. Bu test, yalnızca bir kimsenin tüberküloz basilisiyle enfekte olup olmadığını gösterir. Ülkemizde küçük çocuklarda hastalığa yakalanma riski yüksek olduğundan, çocuklarda derideki tüberkülin testi neticesinde ortaya çıkan genişliğin (endurasyonun) çapı ne kadar büyükse, çocuğun hastalanma riski o kadar yüksektir. Bu test sayesinde onları enfekte eden enfeksiyon kaynaklarının bulunuşu kolaylaşır.

KORUNMA VE TEDAVİ

Hastalıklardan sakınmak, sağlığımız açısından önemli olduğu gibi aynı zamanda dini bir emirdir de. Bu sebepten Cenab-ı Hak Kur’ân-ı Kerim’de, çok değişik yer ve zamanlarda farklı şekillerde yorumlanabilen “Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayınız” (Bakara,195) âyetinin sağlık açısından hikmetli bir îkazı olarak, hastalıklara ve tehlikelere karşı önceden tedbir almamız gerektiğine işaret buyurmuşlardır. Yeni doğan bir çocukta verem mikrobu yoktur. Fakat sonradan bu mikrop veremli bir hasta tarafından çocuğa bulaştırılır. Ancak, vücudun bağışıklık sistemi yeteri kadar kuvvetli ise ona karşı koyar ve üremesini engeller; böyle bir durumda vücudumuzda verem mikrobu olduğu halde bize bir fenalığı dokunmaz. Ancak uykusuzluk, kâfi istirahat etmemek, bakımsızlık veya hastalıklar, sıkıntı, stres, fena alışkanlıklar (ki bu alışkanlıkların başında genelde sigara, alkol, kumar, uyuşturucu yani düzensiz bir yaşayış gelir.) sebebiyle mukavemetimiz azaldığı zaman, verem mikrobu akciğerlerde üremeye başlar ve bunun sonucu olarak akciğerlerimizde bir kovuk yapar. Hastalık belirtileri meydana çıkana kadar siz kendinizi iyi hissettiğiniz için, verem olduğunuzdan şüphe bile etmezsiniz. Bunun için sağlığa çok dikkat edilmeli ve kötü alışkanlıklardan derhal kurtulup, kuvvetli bir bünyeye sahip olunmalıdır. Yoksa bu tedavi edilmeyen kovuk gittikçe büyür ve öksürük, gece ateşi, terleme, halsizlik, kan tükürme belirtileri ile sizi bir gün yatağa düşürür.

Verem, uzun bir süre tedavi gerektirir. Eğer vücuda verem mikrobundan evvel B.C.G. aşısı yapılırsa, vereme karşı korunma sağlanır. B.C.G. aşısı, 6–7 sene korur; onun için doğumdan sonra yapılan aşıyı 6–12–18 yaşlarda tekrar ettirmeniz gerekir. Böylece 20 yaşına kadar 4 defa aşılanmış olunur ve tam korunmuş bir duruma gelinir.

Tedavide önemli olan doktorun verdiği süre içinde ilaçları düzenli olarak kullanmaktır.

BİLİM DE İLERLİYOR

Son yapılan araştırmalar gösteriyor ki, B.C.G ve diğer ilaçlar ile korunma ve tedaviye ne kadar çalışırsak çalışalım en etkili ilaçlar ile beraber daha başka dayanıklı bakteri ırkları ortaya çıkabilmektedir. O halde değişik ön korunma yollarıyla hastalığa yakalanmamaya çalışılmalı ve hastalığın gelmesine fırsat vermeyecek şekilde hayatımıza çeki-düzen vermeli ve kuvvetli mü’minin, kuvvetsiz olandan hayırlı olduğunu da aklımızdan çıkarmamalıyız.

Kaynak

— Discovery Ağustos 1995