Mart 1986 · s. 44 · 2 dakikalık okuma
Varoluştaki Başdöndürücü Sırlar

Ö. Faruk Özbey
Şu muhteşem kâinatta, sırlarla içiçe ilimlerde gittikçe hızlanan
ilerleme birçok yenilik getirmekte ve birçok sırrı çözmektedir. Fakat yaratılış
mucizesinin içiçe mekanizmaları sır olmaya devam etmekte ve birçok ilim
çevrelerini hayrete düşürmektedir.
Bir hücre, nasıl oluyor da insan haline geliyor? Nasıl oluyor da gören göz, duyan kulak ve düşünen beyin oluyor? Ve bu oluşları kim ve nasıl idare ediyor?.. Bugün, moleküler biyolojideki bütün ilerlemelere rağmen, bu soruların, sebepler planında dahi, tam ve tatminkâr bir açıklaması yapılamamaktadır.
Ana rahmine düşen cenin üç hadisenin karşılıklı ve içiçe tesiriyle gelişir. Bunlardan biri olan “hücre farklılaşması” yaratılışın en kompleks ve sırlı hadiselerinden biridir.
Normalde bir hücre mitoz bölünme ile çoğalırken iki yavru hücre meydana gelir. Oluşan bu yavru hücreler tamamen ana hücreye benzerler. Bu benzerlik hem şekil, hem de fonksiyon açısındandır. Yani ana hücre bir kan hücresi ise yavru hücreler de kan hücresi, kemik hücresi ise, onlar da kemik hücresi olurlar.
Fakat cenindeki
durum tamamen farklıdır. Yumurta ile spermin kaynaşmasından meydana gelen zigot
peşpeşe bölünmelerle geometrik olarak çoğalır (2, 4, 8, 16...). Fakat oluşan
yavru hücreler tek tip değildir. Gittikçe ana hücreden farklılaşan bu hücreler,
kıkırdak, kas, kemik, beyin gibi organları meydana getirmek üzere yaklaşık 200
çeşit hücreyi meydana getirirler. Bu hücrelerin, başlangıçta aynı genetik
programa sahip oldukları halde, sonradan nasıl farklılaştıkları bugün için bir
sırdır. Bugün hücrelerdeki genetik potansiyelin mevcudiyeti bilinmektedir. Yani
vücuttaki her hücrede çok değişik fonksiyonları yapabilecek genetik bilgi
mevcuttur. Ancak bu genetik bilginin tezahür edebilmesi için bazı genlerin
aktivitasyonu (tembih edilmesi) bazılarında inhibisyonu (engellemesi)
gerekmektedir. Yani DNA’ları kontrol eden biri olmalıdır.
Ceninin gelişmesine tesir eden ikinci hadise ise morfogenez denilen “organ şekillenmesi” dir. Bu, aynı yönde veya aynı tipte farklılaşan hücreleri, bazı bölgelerde belli dokuları meydana getirmek üzere biraraya gelmesi ve şekil almasıdır. Bunu bir tiyatroya benzetebiliriz. Milyarlarca hücrenin rol oynadığı bu tiyatroda, her hücre; şaşırmadan, önceden tesbit edilen yerine ve önceden tesbit edilen zamanda yerleşmelidir! Bu yer ve zaman ayarlaması sayesinde beyin kafatasına, gözler, göz çukurlarına ve herşey yerli yerine yerleştirilmektedir. Aksi halde her insanın bir hilkat acubesi olması işten bile değildir... Bu yer ve zaman ayarlamasının nasıl olduğu yaratılış mucizesinin bir başka sırrıdır.
Gelişmedeki üçüncü faktör de büyümedir. Biraraya gelen farklılaşmış hücrelerin çoğalıp gelişmeleri ile organlar belli bir büyüklüğe ulaşırlar. Burada da büyümenin zamanı çok iyi ayarlanmalıdır. Bütün çift organlarımızın (el, ayak, göz, kulak... vs) aynı anda büyümeye başlamaları, büyümelerinin aynı anda durması ve büyümeleri durduğunda aynı büyüklüğe ulaşmaları gerekir. Bugün, bu büyümeyi başlatan ve durduran sebep bilinmediği gibi, zaman ayarlamasının nasıl yapıldığı da bilinmemektedir.
Netice olarak diyebiliriz ki yaratılış hadisesi sırlarla doludur ve saydıklarımız bunlardan sadece birkaçıdır. Her an cereyan eden ve hepimizin şu anda var olmasına vesile olan bu mucizeyi varoluş, aynı zamanda bize bizden daha yakın olan ve yaratılışın her çeşidini bilen Yaratıcı’yı da çok açık olarak hissettirmektedir.