Sızıntı Arşivi

Mart 1988 · s. 87 · 1 dakikalık okuma

Vagon Ve Lokomatif

A.Tokul · Edebiyat

Dünya, insanla tanıştıktan bu yana, insan tarafından yaşanan ve yaşatılan birçok davanın kavgasına sahne ve şahit olmaktadır. Kimlikleri itibariyle ve “doğru” veya “yalan” olan bu davalar, “omuz veren insanların “ruh yapılarına” göre ya “ölüp kemale erme” ya da “doğmadan batma’ neticesiyle karşı karşıyadırlar.

Bir davanın bayraklaşması noktasında bütün mesele davalarına inanınışların “davaya has ruh yapılarındandır” Bu yönüyle insanlar iki kısımdır: Birinci kısım tabir caizse “vagon ruhlu insanlardır”. Yürümek, iş yapmak, fonksiyon icra etmek için bir başkasının kendisini sürüklemesini, harekete geçirmesini, uyarıp-motive edip ateşlemesini bekleyenler.

İIkinci kısım ise “lokomotif ruhlu insanlardır.” Kendi kendilerine sarf ve deşarj olabilen insanlar, Yürümesi gerektiği iş yapılması lazım geldiğini, aksiyon halinde bulunmanın şart olduğunu idrak edenler. “Ellerinde meşale habire koşarlar.”

“Işık olup, meltem olup eserler” mısralarına ilham verenler. “Duymadığı dertlerle kalabalığın” kendisinde olduğu, “kellesinin milyonların ayakları altında ezildiği” insanlar “Enselerinin örsünde demir balyozların “mütemadiyen kıvılcımlar saçtığı, ideallerinin havanında “bütün insanlığı döven ruhlar.” “Sen çalış olmazsa alem sıkılsın”

“Yardıma koşmayan kalem sıkılsın” prensibince yaşayanlar,

Davalar “lokomotif ruhlu insanlara ne kadar çok sahipse o kadar çabuk, çabukluğu nispetinde sağlam ve o nispette de uzun ömürlü olurlar. Bu özelliklerle yeşerip yerleştiğini gördüğümüz tarihin sevgili devri, “Saadet Asrı”nın sırrını da burada aramak gerekir. O “sonsuzluk kervanının” en arka safında bildiğimiz Vahşi’nin bile alnının karası mızrağını “bu lekeyi tem izleyecek olan da budur” düşüncesiyle yanında taşıması ve ne edip edip sahte peygamber Museyleme’ nin böğrüne saplaması bir ruh yapısına ne müthiş bir misaldir.

İnançlarını bayraklaştırmak isteyenler, inançları dairesine aldıkları insanlara “lokomotif bir ruh yapısı” kazandırmak zorundadırlar. Aksi halde çığlıklarını kimse duymayacak, mesajlarını kimse anlamayacak ve hatta inandıklarına inandıklarını inandıramayacaklardır.

A. Tokul