Ağustos 1979 · s. 8 · 4 dakikalık okuma
Üniversite İmtahanları

Üniversite imtihanlarındaki denge. herşeyden önce ortaöğretimdeki dengeye bağlıdır. Köklü ve zamanında alınamayan tedbirlerin gecikmesi, alınacak faydayı azaltmakta, yerine göre aksi tesir de yapmaktadır.
Maarifimizdeki -hangi kademesinde olursa olsun- yetersizlik ve tutarsızlık ayniyle diğer müesseselere de yansımakta, memleketi fazlasıyla geriye kaydırmaktadır. Biz, bütünüyle cemiyetimizin çöküşünde, maarifin ihmalini sebep gördüğümüz gibi; yükselebilmesinin de maarifin tekrar ele alınmasıyla mümkün olabileceği kanaat ve inancı içindeyiz.
Topyekûn maarif meselesinin içinde, üniversite imtihanlarının bazı noktalarına parmak basarak işin ciddiyetini tekrar gündeme getirmek istedik.
Evvela; üniversite imtihanları, gerçekten başarılı öğrencileri ayıklama ve seçme hususiyetine sahip midir? Başarısız kabul edilen öğrencilere-ki büyük bir yekûn teşkil etmekte- ne demiştir? Onların işi nedir? Ne yapmaları beklenmektedir? Başarılı olanlar, başarılarını devam ettirebilmekteler mi? İmtihana girenlerin şartları eşit midir? Ciddiyetine muvafık sergileyemesek de bazı noktaları toplamaya çalışalım.
Evvela şunu belirtelim ki; sorular orta tahsilde öğrendiklerinden sorulsa bile, 3–5 saatlik imtihan, bütün tahsil boyunca yapılan imtihanların neticesi kadar sağlıklı olamaz herhalde. Liseden aldığı diploma ve derecesinin, saatlerin değil senelerin sonucu olduğuna göre, belli bir değerinin olması, o değerin de bir üst okula girişte kıymetlendirilmesi, bazı mahzurlarla birlikte, mevcut kıstaslara yeni faydalar getiren gerek.
Bir araştırmacımızın - bir gurup öğrencinin lise mezuniyet derecesi ile - üniversite birinci sınıftaki not ortalaması arasındaki korelasyon katsayısını (bağıntı) önemsiz bulması, üzerinde durulacak bir husustur.
1976 senesinde Ege Tıp Fakültesine giren öğrencilerin FKB (Fizik Kimya, Botanik) deki not ortalamaları ile standart yetecek puanı arasındaki korelasyon katsayısı 0.0902 iken, standart lise mezuniyet derecesi ile 0.4568 bulunmuştur.
Bu demektir ki, yetenek testlerinin üniversitedeki başarıyı temsil edebilmesi çok zayıf görünmekte diploma derecesinin yüksek olması ise, başarının da yüksek olmasına tesir edeceği kanaatini vermektedir.
Lise mezuniyet derecesi ile yetenek testleri birbirinin zıddı değildir. Başarıyı, daha doğrusu sıralamayı tespitte ancak birbirinin mütemmimi olabilirler.
Bize göre; yetenek testleri öğrencilerimizin ne yeteneklerini, ne zekâlarını ne de çalışma ve gayretlerini ölçmektedir. Ve ne de onları kabiliyetlerine göre tasnifte işe yaramaktadır. Ancak öğrencinin üniversite hazırlık kurslarına devam edip etmediğini ölçer. Bir de ezberleme kabiliyet ve marifetinin olup olmadığını test edebilir. Öğrenci imtihanlardan 5–10 gün önce bu testlere göz gezdirmemişse, büyük ölçüde başarılı olamayacaktır. Hakkı olan sırayı da alamayacaktır.
Öğrencinin imkânları yeterli midir? Lisede ders kitabı ve defterini alamayan öğrenci bu kurslara nasıl katılacaktır?
Hele okulunda hiç test görmemişse veya bu tip testler gösterilmemişse nasıl başarı beklenebilir?
Öyle bir imtihan yapmalıyız ki, fakir ve zengin çocuğunun bu farklılıklarını elemine edip ortadan kaldırarak zeki olanı bulsun.
Öyle bir teste tabi tutmalıyız ki Anadolu içlerinin imkânsızlıklarından müteessir olmasın.
Öyle bir yoklama yapmalıyız ki, okul yapmadığımız, öğretmen göndermediğimiz bölgenin çocuklarını diğerleriyle bir tutmasın.
Eğitim görmemiş veya yetersiz eğitim verilmiş bir çocuk altın da olabilir, cevher de olabilir; bunu ayıklayabilelim. Çocuğun anlama Kavrama kabiliyetini, merakını ölçecek bir teknik ve imtihan şekli geliştirelim.
Meselenin diğer mühim bir yönü de ağırlıklı puanların tasnifidir. 1979 imtihanlarında standart puanların, ağırlıklı puanlara dönüştürülmesi aşağıdaki formüllere göre yapılmıştır:
F=3(f)+1(S)+3(Y+0,1(d) F: Fen
S=1(f)+3(S)+3(Y)+0,1(d} S: Sosyal
T=2(f)+2(S)+3(Y)+0,1(d) T: Toplam
D=0,5(f)+0,6(S)+3(Y)+3(d) D: Dil
Y:Yetenek
Bir kere yetenek puanı, dört puanın teşkilinde de ağırlığını göstermektedir. Liseyi bitiren gencin -başka bir iş tutma imkânı verilmediğine göre- bütün gayesi üniversiteye girmek olacaktır. Bu genç, matematik, fizik, kimya, tarih, coğrafya, v.s, birçok derse çalışıp pek de kesin olmayan fen ve sosyal puanına mı gözünü diker, yoksa bir aylık çalışmayla neticeyi lehine çevireceğine inandığı bir yola mı girer? Acaba lisede okutulan dersleri bir hamallık olarak kabul etmez mi?
Yukarıdaki tablonun sütun toplamlarını yaptığımızda, f: 6,5,s:6,6, y:12, d:3,3 bulunmaktadır. Buna göre umumi puanlandırmanın %50 ye yakın bir kısmını yetenek tutmaktadır, Yani yetenek sorularını yapan, bütün ağırlıklı puanların yarısını halletmiş olacaktır.
Şimdi Anadolu’nun yolsuz, okulsuz, muallimsiz bir köşesinde, kursa gitmek şöyle dursun, test kitaplarından habersiz bir yavrumuz ne kadar gayretli olsa da, verilen derslere ne kadar çok çalışsa da arzusuna muvafık bir netice alamayacaktır.
Mübalağa yaptığımızı iddia edebilmek, ancak gerçeklere göz kapamakla mümkün olabilecektir. Liseden mezun olduğumuz sene, bir liseden ancak birkaç kişi üniversiteye girebilmiştik. Okul birincisi olan arkadaşımla birlikte dersleri çok iyi olan arkadaşlar maalesef sıralamaya giremediler
Her vatandaş etrafını dinlediğinde, bunlardan yüzlercesine şahit olacaktır, olmaktadır Bu arada, üniversiteye giripte başarısız durumda olanlar da pek az değildir.
Ağırlıklı puanların tasnifindeki maksatlar gerçekten sağlam mıdır? ‘Kimyacı diyebileceğimiz bir öğrenci hangi kanalla başarıya giden yola ulaşabilir? Yoksa çeşitli sebeplerden dolayı matematikten alamadığı puanlar bunun önünde Çin Seddi gibi bir set midir?
Çocuğun edebiyata olan merakı, ondaki başarısı, tarih dersinde görülmeyebiliyor. Felsefe-Sosyolojide muvaffak iken coğrafyaya intibak edememiş olabilir. Sebepleri çeşitli olmakla birlikte muhitin, ders hocalarının müspet-menfi tesirleri söz konusu edilebilir.
Esasen, meselenin kusurlu ve aksak tarafları, sadece bahsettiklerimiz olmamakla beraber, bazı noktalar gerçekten bir kanser gibi maarif müessesemizi, hususiyle üniversitemizi bitirir nitelik ve keyfiyettedir. Kesilmesinden korktuğumuz bir el veya kol da olabilir, ama unutmamamız gereken husus, işin önü alınmaz boyutlara ulaşır olmasıdır.
Mesih Saraçoğlu