Şubat 1999 · s. 16 · 13 dakikalık okuma
Üçünüc Dünya Gerçeği

Yeni İki kutup ortaya çıkıyor Soğuk Savaş, temelde iki kutup arasında bölünmüş bir dünya anlayışına dayanmaktaydı. ABD ve SSCB'nin merkezlerinde bulundukları bu iki kutup, Soğuk Savaş döneminde her alanda büyük bir rekabet ve gerginlik içinde, dünya politikasına yön vermişlerdir. SSCB'nin yıkılıp, Doğu ve Batı bloklarının (fiilen sözü edilen ideolojik kutupların) ortadan kalkmasıyla, Soğuk Savaş sona ermiştir. Soğuk Savaş'ın son bulduğu dönemden beri dünya yoğun bir biçimde yeni bir düzen konusunu tartışmaktadır. Şimdi nasıl bir dönem içinde bulunmaklayız? En önemlisi yeni dönemde dünya barışı nasıl sağlanacaktır? Yeni düzenin dayanacağı temel referans kaynakları neler olacaktır? Ne var ki insanlara umut veren bu soruların cevabını arama çabası, çok geçmeden Soğuk Savaş'ın ideolojik bölünmüşlüğüne rahmet okutturacak kadar derin kutuplaşma iddialarıyla birlikte, yerini ümitsizliğe bıraktı. Çünkü dünya bugün 1989 öncesinden daha korkutucu ve derin bölünme tehlikeleriyle karşı karşıyadır:
Medeniyetlerarası çatışma, dinlerarası çatışma
İşte bu problemler yığınının bütün insanlığa huzursuzluk veren bir diğer parçası da Kuzey ve Güney arasındaki bölünmüşlüktür. Çok genel olarak bu yeni iki kutbun yapısı şöyle tasvir edilebilir: Kuzey, gelişmiş, alt yapı meselelerini çözmüş ve insanlarına "insanca" bir hayat sunabilen ve kendilerini her türlü tehlikeye karşı güvende hissedebilen insanların yaşadığı alandır. Buna karşılık Güney, gelişememiş, çoğu yerde geçmiş yüzyılın üretim ve dağıtım ilişkilerinin hâkim olduğu, alt yapı-sağlık-eğitim meseleleri üst üste yığılmış, türlü iç çatışmalar sebebiyle emniyetsiz bir bölgedir. Ancak bunlardan daha önemli olan Kuzey ve Güneyi birbirinden ayıran noktalardır. Çünkü sözü edilen ayırım çok derine uzanan sebeplerle ortaya çıkmaktadır. Yani bu ayırımda her ne kadar ekonomik vb. sebeplerin tesiri olsa bile anlayış, kültür, medeniyet ve din gibi temel konularda da bölünmüşlük vardır. Genel olarak Kuzey-Güney farklılaşmasının derinliğini şu maddelerde görebiliriz:
Kuzey ve Güney maddî, siyasî sebeplerin ötesinde kültürel açılardan da bölünmüş durumdadır. İki tarafın sözü edilen başlıklarda yeniden uzlaştırılabilmesi hem zordur hem de uzun bir zamanı gerektirmektedir.
Güneyli milletlerin Kuzeyli ülkeler hakkında tarihî gerçeklere ve tecrübelere dayanan ileri seviyede menfi bir düşüncesi vardır. Çünkü Güneyliler her alanda içinde bulundukları kötü durumun sebebi olarak Kuzeylilerin, kendi topraklarında kendi rızaları olmaksızın sürdürdükleri sömürge dönemini bilmektedirler. Bu açıdan Batı karşıtı olmak, Güney'de bir kimlik oluşturucu özelliktir.
Güney, genişleyen ve dünyayı her alanda tesiri altına alan Kuzey/Batılı değerleri kendi değerleri için yok edici olarak tanımaktadır. Bu açıdan ahlâksızlık, uyuşturucu gibi büyük problemleri, haklı sebeplerle, Batı medeniyetinin ürünleri olarak algılamaktadır.
Yukarıda kısaca anlatılan temel ayrımın sebeplerine daha başka farklı görüşler de eklenebilir. Ancak bütün bunların gösterdiği ana mesele, Kuzey-Güney ayrımının çok derinden kaynaklanan bir problemler plâtformu üzerine inşa edilmiş olduğudur. Bütün bir Güney, artık dümenini bir avuç gelişmiş Kuzeyli ülkenin idare ettiği gemide, kürekçi olmaktan bıkmıştır. Nitekim gelinen nokta itibarıyla bugün Güney ülkelerinin kendi iç meseleleri bile Kuzeyin inisiyatifi ve müdahalesi olmaksızın çözülemez hâle gelmiştir. Öte yandan global düzen arayışının karşısına dikilen Güney kaynaklı; fakirlik, etnik çatışmalar, göç, borçluluk, gelişme problemleri, uyuşturucu gibi meselen bütün dünya gündemini yönlendiren önemli başlıklar olarak yerlerini korumaktadırlar.
Güney neresi?
Güneyi ortaya koyan ekonomik özellikler (fakirlik, işsizlik, vb.) bir benzerlik sebebidir. Ancak bunların ötesinde ne gibi birleştirici ortak vasıflar vardır? Dünyanın dörtte üçünü oluşturan ve Güneydoğu Asya'dan, Sahra Afrikası'na oradan Lâtin Amerika'ya uzayan (bunun yanında Kuzeyin içine de serpilmiş Arnavutluk gibi diğer kısımlanyla) Güney nasıl bir bütünlük oluşturmaktadır? Mantıkî olarak bu kadar büyük zorluklar yaşayan ve düze çıkabilmeleri için iş birliği yapmaktan başka bir yolları olmayan Güney ülkelerin bunu becerebileceklerini ummak biraz hayalcilik olacaktır. İlk defa 1952 yılında Alfred Sauvy tarafından ortaya atılan 3. Dünya 'hiçbir biçimde bütünlük içinde değildir. Bu bütünlük hem içtimaî hem siyasî homojenliğin olmaması olarak yoktur, hem de kavram açısından bile söz konusu değildir. Derine inilirse Güneyin bu kadar iş birliğine muhtaç olduğu hâlde parçalanmışlığının üç temel sebebi ile karşı karşıya gelinir:
İdeolojik sebepler: Kalıcı diktatörlerin, halkın isteğine bakmaksızın baskı ile uyguladıkları "kerametleri kendilerinden menkul ideolojilerin" Güney ülkelerinde çatışma sebebi olmasıdır. Sınırdaş olan iki Güney ülkesi sadece başlarında bulunun iki diktatörün ideolojik ihtilafı yüzünden çatışma hâline gidebilmektedir. Aynı durum ülke içinde de sürmekte; farklı ideolojilere sahip türlü gruplar, partiler birbirlerinin boğazına sarılmaktadır.
Stratejik sebepler: Soğuk Savaş dönemi boyunca, gelişmeleri birbirine destek olmakta yatan, Güney ülkeleri bu gerçeğin aksine Batı bloku ve Doğu bloku taraftarlığı adı altında bölünerek dertlerine çare aramışlardır. Hâl böyle olunca ABD taraftarları ile SSCB taraftarları arasında (zenginin malı züğürdün çenesini yorar) kalıcı husumetler oluşmuştur.
Ekonomik sebepler: Aşağı Sahra Afrikası'nın dünya ticaretindeki toplam payı % 1 'in altındadır. Aralarında onlarca Afrika ülkesinin bulunduğu en geri 47 Güney ülkesinin 1992 yılında dünya ticaretindeki toplam payları ise % 0,3 kadardır. (Hâlbuki aynı rakam 1960 yılında % 2,3'tü.) Bu durumdan kurtulmak için uygulamaya konulan kalkınma modelleri ayrı bir parçalanma sebebi olmaktadır. Çünkü gerçekçi ve âdil bir model olmamaları bir yana, tamamen kopyalama tekniğine uygun, ancak ileri ülkelerde başarılı olabilmiş modellere yönelinmektedir. Nitekim "18. yüzyıldan itibaren gelişme; endüstriyel gelişmede yükselişler kaydeden Batı'nın ölçüt alınmasından sonra, buraya endeksli belirli kurumsal birikimlerin ve bilinç içeriklerinin nakledilerek taşındığı, iletildiği bir süreç olarak düşünülmektedir." Böylelikle yalnız sosyal bir değişim değil, aynı zamanda bir kültür empoze etme olayı da yaşanmaktadır. Sonuçta Güney ülkeleri ilerlemek için Kuzey'in kurumlarına (IMF, Dünya Bankası vb.) başvurmakta, bu ise ülkelerin kendi içlerinde bir farklılaşma oluşturmanın ötesinde, Batı'ya uygun politika uygulayanlar/uygulamayanlar diye bir kredi elde etme/edememe ayırımı doğurmaktadır.
Güney nasıl oluştu?
Güneyin bugünkü korkutucu duruma gelişinde önemli ve belirleyici köşe taşları bulunmaktadır. Bu köşe taşları dikkatle incelenmeden Güneyin, yaşadığı problemleri nasıl önünde bulduğu anlaşılamaz. Daha başka benzerleri olmakla beraber bunların önemli bir kısmı kısaca aşağıda ele alınmıştır:
Sömürgecilik: Ünlü 3. Dünya uzmanı Batılı Paul Harrison 3. Dünya'nın içinde adlı eserinde: "Bugün 3. Dünya olarak bilinen kıtaların üçü de son derece ileri medeniyetlere kaynaklık etmişlerdir. Kentlerinin büyük bir kısmının zenginliği dillere destan olmuştur. O günlerin Avrupalı ziyaretçileri bu ülkelerde her şeyin kendi ülkelerindeki mütekabillerinden çok ileride olduğunu görmüşlerdir. Ahlâkî ve manevi değerler açısından da Avrupa'nın çok ilerisindeydiler" şeklinde yazmaktadır. İşte 3. Dünya'nın anlatılan durumdan günümüzdeki vahim pozisyona gelişindeki anahtar kelime sömürgeciliktir. Nitekim ünlü iktisat tarihçisi E. J. Hobswam endüstri devrimini ve evrensel Britanya İmparatorluğunu inceleyen 'Endüstri ve İmparatorluk' adlı kitabının 'Endüstri Devriminin Kökenleri' kısmında saydığı sebepler arasına; dönemin Avrupa'sında oluşmakta olan sanayi sektörüne insan gücü, hammadde vererek katkıda (!?) bulunan koloni ve dominyonları üçüncü önemde zikreder. Hobsvvanra göre. endüstrileşme Avrupa ekonomisinin tek başına ortaya getirdiği oluşum değil, Avrupa'ya bağlı geniş bir dünya ekonomisinin ürünüdür.
Aydınların rolü: Aydınlar toplumu yönlendiren bir sınıf olarak özellikle bugünkü 3. Dünya'nın oluşmasında çok faal bir rol üstlenmişlerdir. Öncelikle gelişmekte olan bütün ülkelerde aydınların önemini vurgulamakta fayda vardır. Bu ülkelerde aydınlar birbirlerine zıt kutuplar hâlinde olsa bile, ülkeleri için bir şeyler yapma gayreti içindedirler. Aynı çerçeve içinde kendi halkının ve değerlerinin gerçekleriyle uyuşmayan fikirleri savunan sayısız 3. Dünya aydını tiplemesi, ülkeleri için kötü neticelerin doğmasına sebep olmuşlardır. 3. Dünya aydınının önünde üç tercih ve ihtimal vardır:
i) Topluma uymak,
ii) Toplumu kendine uydurmak.
iii) Çekip gitmek.
Bu üç durumun yeten kadar örnekleri elimizde vardır. Ne var ki asıl önemli olan aydının genelde toplumu kendine uydurmaya çalıştığı ve bu noktada benimsediği modelin "Batı modeline uygun olması ısrarıdır. Tabiî olarak içinde bulunduğu insanları ve değer verdiklerini küçümseme, 3. Dünya aydını için ayrılmaz bir parça hâline gelmiştir. Sonunda, "yalnız benim gösterdiğim yol doğrudur" iddiası somutlaşacak ve türlü metotlar kullanarak bunu topluma zorla bile olsa benimsetme eğilimi baş gösterecektir. Aydın niçin kendi milletinin değerleriyle uyumsuz, sunî modellere yönelmiştir? Çünkü kendisi bizzat Batı'nın ürünüdür. Kendilerini milletlerinin kurtarıcısı gören aydınların farkedemedikleri gerçek; aslında kendilerinin Batı tarafından yetiştirilip, Batı'nın inisiyatifinin ülkelerinde daha derinden sürmesi için salındıklarıdır. Meselâ 1784 yılında Hastings, Bengal-Asya Topluluğu'nu kurmasıyla "kültürel açıdan yozlaştırılmış bir devlet memurları sınıfı" oluşturma düşüncesini kısmen gerçekleştirmiştir. Nitekim bunun gibi plânlar yakın zamanlara kadar ciddi neticeler doğurmuştur. Sözgelimi 1989 yılında Tayvan Hükümeti'nin 14 üyesinin 12'si Batılı bir ülkede üst seviyede eğitim görmüş kişilerden oluşmaktaydı. 3. Dünya aydını yetişme tarzı olarak zaten kendi değerlerini benimseyemezdi. Aldığı eğitim yoğun biçimde İslâm öncesi antik dönemin övgüsüyle doldurulmuş. Batı tarihi ve kültürü öne çıkarılmaktadır. Aynı eğitimde Batı'nın ileri teknolojik başarısı ustaca cilâlı bir kılıf şeklinde gerçekleri örtme yolunda kullanılmıştır.

Yukarıda anlatılan durum hemen hemen bütün 3. Dünya aydını için geçerlidir ve günümüz Güney ülkelerinin içinde bulundukları kötü durumda aydınların çeşitli sebeplerle benimsedikleri yanlış usuller, sonucun bu şekilde ortaya çıkmasında tesirli olmuşlardır. Üstelik aydınlar aynı zamanda ülkelerinin durumundan da şikâyet etmektedirler. "Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını 'yaşanılmaz'laştıranlardır" diyen Cemil Meriç, Türk aydınının resminde veciz bir biçimde 3. Dünya aydınının kişiliğini tanımlar.
Siyasî problemler: Güney'i belirleyen bir başka yapısal Özellik de siyasî sıkıntılar yığınlarıdır. Çünkü teorik olarak milletlerine hizmet etmek için kurulmuş 3. Dünya hükümetleri ve siyasî oluşumları tam tersine zarar vermektedir. Kimi ülkelerde, siyasî kutuplaşmalar sebebiyle insanlar birbirinin canına kastedecek kadar bilenmiştir. Zaten hemen hiçbir ülkede sağlamkalıcı demokrasi yoktur. (3. Dünya liderleri koltuklarını kaybetmezler; nadiren de ölürler.) Hemen bütün
Güney ülkelerinde büyük bir İş birliği ile ortak düşmanlar kovulduktan sonra iç çatışmalar baş göstermiştir, Çatışmaların merkezinde iktidar hırsı vardır. Ayrıca bu ülkelerin etnik yapılarındaki muazzam çeşitlilik (Söz gelimi Nijerya'da 248 farklı dil konuşulmaktadır) siyasî bölünmüşlüğü körüklemektedir. Liderlere karşı tam bir tapınma söz konusudur; eleştirilmeleri bile söz konusu değildir. Bu yüzden ancak zorla yerlerinden indirilmişler ve gelenler gidenlerin aynısını icra etmişlerdir. Meselâ Gana'nın eski liderlerinden Nkrumah'ın bazı lâkapları şunlardı: Müthiş, Muzaffer, Amansız, Köylülerin Değerli Dostu, Ateşi Yokeden Adam, Büyük Fedakâr, Milletin Gurur Çeşmesi ve Ölümsüz. Doç. Dr. Baskın Oran, Afrika'yı ele alan eserinde saydığımız lâkaplara şu ilginç olayı da ekler: 6-18 yaş arasındaki gençlere yaptırılan törenler öndere tapınma niteliğinde olduğu için, Anglikan Kilisesi'nin tepkisini çekmiştir. Hâl böyle olunca siyasîlerin suistimalleri sınırsız olmaktadır. Nitekim bazı Güney ülkelerinde % 10 gibi rüşvet âdet haline gelmiştir. Bütün politikacıların büyük hanları, emlâkları bulunmaktadır. Bağımsızlıktan beri bir Güney ülkesinin içişleri bakanlığını yapmış olan bir politikacı yabancı ülkelerdeki özel hesapları için: "Hayatta birazcık eğlenmeme engel mi olmak istiyorsunuz?" diye cevap verirken, bir başka ülkenin hükümeti lükse ve yozlaşmaya karşı kanun çıkardığı gün, aynı hükümetin bir üyesinin karısı Londra'da antikacıdan 3.000 sterlin tutarında som altından yatak almıştır. Son olarak Ziegler'den aktarılan örnek ise daha ilginçtir ki, 30.000 sterlini iç eden bir bakan bunu kırlarda yere çizdiği çemberin içine koyduğunu, büyük ruh Zebu'nun gelip parayı aldığını ve sonra bir daha görünmediğini söylemiştir. Ekonomik Durum: Üçüncü Dünya denilince akla ilk gelen aslında ekonomik sıkıntılardır. Güney ülkeleri hemen hemen bütün ekonomik çarpıklıkların yaşandığı yerlerdir. Söz gelimi Şili'de tabanı oluşturan % 70 nüfusu, getirin ancak 1/3'ünü, Kolombiya'da ise tabandaki % 85'in gelirin ancak % 9'unu aldığını hatırlamak yeterli olacaktır. Birleşmiş Milletler bir kararıyla En Az Gelişmiş Ülke Statüsü'nü belirlemiştir. Karara göre; a) kişi başına gelir düzeyi 100 dolardan az olanlar, b) 15 yaş üstü insanların % 20'den azı okuma-yazma bilenler.
Görüldüğü gibi bu ölçüler dehşet vericidir. Ancak asıl önemlisi 1978 yılında yer küresi üstünde böyle tam 30 ülke bulunduğu gerçeğidir. Öte yandan bu rakam da artmaktadır; 1971, 1975 yıllarında sırasıyla EAÜS 25'ten 28'e çıkmıştır. 3. Dünya ülkelerinde fakir kitleler ezilmektedir borçlanmak bir intihar sayılmaktadır. Hindistan'da, Harrison'un kendi gözlemleriyle, 64 dolar borçlanan bir kişi tam 17 sene ücretsiz çalışmak zorunda kalmıştır. Sermaye dağılımı ise tamamen alt üst bir biçimde, bir avuç insanın lehinedir. Karşılaştırma yapmak gerekirse İsviçre'de kişi başına yapılan üretim 32.680 dolarken, Afrika'nın alt kesimi için 340 dolar civarındadır. Mali'de doğan her 1.000 bebeğin 169'u hemen ölmektedir. Çünkü Afrika'da sağlık harcamaları GSMH'lerin % 1 kadarını oluşturmaktadır. Toplam nüfusları 450 milyonu bulan Güney Afrika hariç Sahra'nın güneyindeki Afrika ülkelerinin yekûn GSMHleri, 11 milyon nüfuslu Belçika'dan daha azdır. Genel bir tabloyla ifade etmek gerekirse:
1985 Yılı Rakamları:

Dünya üzerindeki yaklaşık 140 civarındaki gelişmekte olan ülkeler, toplam nüfusun % 75'ini oluşturmasına rağmen dünya gelirinin ancak % 20 kadarına sahip olabilmektedir. Hâlbuki dünya hammadde kaynakları dikkate alınırsa çıkış noktalarının Güney ülkeleri, tüketim-işlenme noktalarının Kuzey ülkeleri olduğu açıkça görülecektir. Güney ülkelerinin içinde bulundukları ekonomik ve buna bağlı doğan zorlukları ayrıntılandırmak yerine, sıkıntıların doğuşunu gösteren fasit daireyi çizmek daha açıklayıcı olacaktır:

Eğitim: Afrika genelinde kişi başına Ar-Ge (Araştırma-Geliştirme) harcamaları 1 dolar civarında seyretmektedir. Aynı rakam ABD içinse 200 dolar kadardır. Bu kadar az kaynaklara dayalı araştırmaların ürünü olan 3. Dünya eğitimi, tabiî ki son derece yetersiz durumdadır ve eğitim sistemi beklentilere cevap verememektedir. Sahip oldukları mevcut imkânlar da geçerliliğini kaybetmiştir Söz gelimi Brezilya'da 68, Arjantin'de 41 üniversite bulunmaktadır. Ancak fonksiyonel olarak bu üniversitelerin ülkelerinin ilerlemelerine katkıları önemsenecek kadar değildir. Arjantinli bir yazarın ifadesiyle; "okulların pencereleri paramparçadır, on yıllık bir ilköğretim öğretmeni ayda en fazla 110 dolar maaş almaktadır. Buenos Aires Üniversitesi hocaları haftada on saat derse girerek (doçentler) ancak 37 dolarlık gelire sahip olmaktadırlar." Benzer şartların ortaya koyduğu neticeler ise beklendiği gibidir: Guetemala'da 10 yaş ve üstünün % 63'ü okur-yazar değildir. Okuma bilmeyenlerin nispeti Hindistan'da da % 40 civarındadır. Ülkelerin ihtiyacı olan yetişmiş ve milletlerinin kurtuluşunu arzulayan nesilleri yetiştirmeye yönelik ciddi gayretler yoktur. Aksine çarpık sistem, yetiştirdiği insanlarla sömürü nizamının devamına katkıda bulunmaktadır.
Neler yapılabilir?
Güneyi anlatan bu menfî özelliklerin listesi sağlık, adalet, yönetim, ulaşım gibi konuları da içine alacak şekilde uzatılabilir Ancak önemli olan Güney ülkelerinin, Kuzey de dikkate alınırsa, bugün insanları ürperten durumda olduklarıdır Yaşanılan bunalım, eski dünyanın insanları için bir saplantı ve sabit fikir hâline gelmekte, karamsarlık ve ümitsizlik milletlerarasılaşmaktadır. Böylelikle ortalama bir geçim seviyesini yakalayabilmek için, üçüncü dünya insanı her türlü yolları deneme mecburiyetiyle karşı karşıya kalmaktadır. Günümüz dünyasının yeni emniyet tanımını yoğun biçimde oluşturan; mafya, eroin, türlü suçlar işte bu kompozisyonun ürünleridir Yine gelişmiş ülkelerde odaklaşan kara sektörün bir dolara muhtaç insanları, kendi pis sektörlerinin kaynağı, üreticisi ve tabiî pazarı hâline getirme hırsı unutulmamalıdır. Güney için yapılması gerekenler mutlaka yer yüzünün tamamını içine alacak seviyede ele alınmalı ve menfaat-denge hesaplarından arındırılmalıdır. Güney için neler yapılabileceğini şu genel başlıklar hâlinde toplayabiliriz:
1-) Âdil gelir dağılımının sağlanması: Nasıl dünya nüfusundaki oranlarına göre 3. Dünya ülkeleri toplam gelirden çok az pay alıyorsa, her bir gelişmekte olan ülkede de iç gelir paylaşımı aynı haksızlığın iz düşümü üzerine kuruludur. Öncelikle 3. Dünya global gelir dağılımı ve sermaye kullanımına hakça ortak edilmelidir. Bu yüzden bu ülkelerden çıkmakta "olan ürünler, hammaddeler gerçek değerleri üzerinden alınıp-satılmalı, güçiü Batı ekonomisinin araçlarının oyununa gelmemelidir. Milletlerarası teşkilâtlar (BM başta olmak üzere) dünya emniyeti kavramını bu ülkelerde yaşayan insanların da rahatını hedefleyen bir program hâlinde ele almalıdır.
2- 3. Dünyaya söz hakkı: Sömürgeciliğin hızla sona ermeğe başladığı 20. yüzyılın ikinci çeyreğinde bağımsızlığını kazanan ülkeler. BM'de ve kendi teşkil ettikleri çeşitli plâtformlarda tesirli olmaya başlamışlardır. Ne var ki yeni devletlerin güçlü, yetişmiş insana sahip, maddî imkânları güçlü Batılı benzerleriyle rekabeti düşünülemezdi. Bu eksiklik eski dünyayı tekrar Batı'ya mahkûm etmiştir. Sağlıktan, kalkınmaya birçok saha yine Batı kaynaklı kurumlar (IMF, Dünya Bankası vb.) olmaksızın plânlara tâbi tutulamamaktadır. 3. Dünya, dünyada işgal ettiği gerçek verilerle doğru orantılı olarak kendini gösterme ve ispatlama hakkına sahiptir. Özellikle kendi problemlerinde dıştakilerin müdahalesi engellenmelidir. Çünkü dış müdahale, buhranları kalıcı kılmaktan başka işe varamamaktadır.
3- Eğitim Reformu: 3. Dünya'nın eğitim ve sağlık konularında içinde bulunduğu durum diğer başka problemlerin de kaynağını teşkil etmektedir. Çünkü hem maddî hem ahlâkî açıdan, yetişen insanlar içinde bulundukları sorunları çözmek yerine, devlette kokuşma, rüşvet, mafya, adamsendecilik, ihmalkârlık gibi sonu gelmez çemberin birer parçası hâline gelmektedir. Bundan dolayı eğtim meselesinin öncelikle çözülmesi şarttır. Böylelikle milletlerinin durumunu gere-
ği gibi anlayacak ve gerekenleri fedakârlıkla yapabilecek ehil insanların yetişmesi sağlanacaktır. Burada beliren mühim bir mesele de mevcut imkânlarla Güney ülkelerinin bu başarıyı gösterip gösteremeyecekleridir. Bütün dünyanın ortak meselesi olan ve çözülmesinde evrensel barışın ip uçları olan 3. Dünya problemini eğitim yoluyla çözebilmek için dünyanın aklı başında insanları gayret göstermek zorundadır. Yoksa on milyonlarca insanın hayatına mal olan eski kutuplaşmayı, geride bırakacak derinden bir kutuplaşma dalgası kapımızda durmaktadır. Onu durdurmanın yolu bütün ayrımları kapatıp sahip olduğumuz imkânları insanlığa sunma gayretlerinde yatmaktadır.
Kaynaklar:
- Oral Sander, Siyasi Tarih 1. İmge Yay.. Ankara, 1990.
- Baskın Oran, Azgelişmiş Ülke Milliyetçiliği: Bilgi Yay.. Ankara, 1997.
- --------------, Türk Dış Politikası. SBF Ders Notları, 1997.
- İbrahim Canpolat. Uluslararası Politikada 3. Dünya. Ezgi Yay. İstanbul 1990.
- Paul Harrison. 3. Dünya ve Ekoloji. Pınar Yay.. İstanbul, 1990.
- ----------------. 3. Dünya'nın Batılılaştınlması, Pınar Yay. İstanbul. 1990.
- Philip G. Altbach-Gail P.Kelly, Sömürgecilik ve Eğitim.. İnsan Yay.. İstanbul. 1992.
- E.J. Hobswam, Industry and Empire, Oxford P. Londra & Newyork. 1968.
- Marisol Touraine, Alt Üst Olan Dünya (21. Yüzyılın Jeopolitiği), Ümit Yay.. İstanbul, 1997.
- Cemil Meriç, Bu Ülke, İletişim Yay.. İstanbul, 1994.