Ekim 1997 · s. 415 · 6 dakikalık okuma
Uçan Dairelerin Sonu mu?
Hasan Özgüven · Yrd. Doç. Dr. · İnceleme

“1947 yılında bir uçan daire Roswell bölgesinde (ABD) düştü. Amerikan hükümeti ölen dünya dışı canlıların kadavralarını gizli tuttu...”
Ufolojinin temellerini atan yukarıdaki efsane artık resmen sona ermiş bulunuyor. ABD Hava Kuvvetleri (USAF) 24 Haziran 1997 tarihinde yaptığı yazılı basın açıklamasında, söz konusu aracın atmosfer araştırmaları yapan bir balon, cesetlerin ise, aslında manken olduğunu duyurarak elli yıllık spekülasyonlara son verdi. USAF’ın, Pentagon’a (ABD Savunma Bakanlığı) sunduğu 231 sayfalık bir raporla, yarım yüzyıldan beri devam edegelen tartışmalar da -şimdilik- bitmiş oldu. Ancak şu bir gerçek ki, dünya kamuoyunun zaman zaman gökyüzünde veya yerde gördüğü (ya da gördüğünü sandığı) ve uçan daire olarak nitelendirdiği cisimlerin bu şekilde yorumlanması, bu süre zarfında yine en çok USAF’ın işine yaradı. ABD Hava Kuvvetleri bu yanılgı örtüsünün altında belki de sayısız araç ve program geliştirdi.
TARİHÇE
4
Temmuz 1947: New Mexico eyaletinin Roswell bölgesinde William MacBrazel adında
bir çiftçi, çiftliğinin yakınında esrarengiz bir aracın parçalarını keşfeder.
Şehrin şerifi tarafından haberdar edilen Roswell askeri üssü, çavuş Jesse
Marcel’i söz konusu yere gönderir. Askeri üs 8 Temmuz’da basına, ordunun bir
uçan daire ele geçirdiğini açıklar. Daha sonra bu açıklamayı yalanlar ve bir
meteoroloji araştırma balonunun parçalarını yanlışlıkla uçan daire kalıntısı
olarak değerlendirmiş olduklarını ileri sürer. Fakat bu yalanlamaya rağmen halk
muhayyilesi çok çekici bir konu bulmuştur kendisine; haber gazetelerde
yayınlanır.
Nükleer fizikçi Stanton Friedman ile ufolog William L. Moore otuzbir yıl sonra 1978’de, Roswell olayını yeniden gündeme getirirler. İki araştırmacı olayla ilgili yeni şahitler araştırmaya başlarlar. Ordunun bir sır sakladığı şayiası yayılmaya başlar.
Söylentiler, ordunun gizlediği dünya dışı varlıkların cesetlerinden bahseden birçok makale ve kitabın -özellikle Moore’ın bir kitabının- yayınlanmasıyla 1980’de zirveye çıkar. Ceset fotoğrafları ortalıkta dolaşmaya başlamıştır. 1987’de Moore, orduya ait 1953 tarihli “çok gizli” belgeleri kamuoyu önünde açıklar. Belgeler, devlet başkanı Eisenhower’a hitaben kaleme alınmıştır ve altı yıl önce, l947’de, dünyaya düşen uçan dairelerin varlığını te’yid etmektedir. Fakat 1994’de bu belgelerin sahte olduğu anlaşılacaktır.
“Roswell
yanılgısı” l990’ların başında bile gündemi işgal ediyordu. Yeni görgü
şahitleri uçan daire kalıntılarım (Resim 1) ve uzaylı yaratıkların cesetlerini
gördüklerini ileri sürüyorlardı. Olayın bu denli büyütülmesiyle kafası karışan
ABD Kongresi; 1994’de ordudan, 1947 olaylarına dair resmi ve ciddi bir
soruşturma yapmasını ister. Birkaç ay sonra,
“Roswell:Kurguya Karşı Gerçekler” başlıklı, 800 sayfalık ilk rapor
kamuoyuna açıklanır. Bu raporda, 1947 yılında soğuk savaş sebebiyle gizli
tutulan Mogul projesi çerçevesinde, ABD ordusunun Sovyet nükleer denemelerini
belirlemek için alıcı cihazlar denediği görülmektedir (Sovyetlerin yeraltı
nükleer denemelerini, uzun yıllar iddia ettikleri gibi 1950’li yıllarda değil,
1940’lı yılların sonunda Kazakistan’ın Semipalatinsk bölgesinde başlattığı,
Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra Batılı gözlemciler tarafından dünya
kamuoyuna resmen açıklanmıştır). Bu alıcılar, stratosfere gönderilen balonlara
monte edilmiştir. MacBrazel’in çiftliğinin yakınında bulunan parçalar bu
balonlardan birine aittir. Görgü şahitlerinin gördüklerini iddia ettikleri
cesetlere gelince, rapora göre, böyle şeyler asla mevcut değildi ve hayal
mahsulüydü.
BİR EFSANENİN OTOPSİSİ
Fakat bu son nokta ufologların şüpheye düşmesi için yeterliydi. Uçan daire taraftarları, ordunun uzaylı yaratıklarla kurmuş olduğu ilişkileri gizlemek için bir komplo hazırladığına inanıyorlardı. Cesetlerden bahsetmeyen 1994 raporu onlara göre, su üstüne yazı yazmaktan başka bir şey değildi. Diğer yandan ayın yıl bütün dünyada, “Roswell Yaratığının Otopsisi” adlı film vizyona giriyor ve televizyonlarda da yayınlanıyordu. Fakat kısa zaman sonra, bütün bunların büyük bir yanılgı olduğu anlaşılacaktı.
Ancak yine
de, cesetlerin üzerindeki esrar perdesinin kalkması gerekiyordu. Bu da, 1997
Haziran raporuyla olacaktı. Raporda, cesetlerin varlığına dair söylentilerin,
USAF’ın denemelerinden kaynaklandığı, fakat bu denemelerin 1947’de yapılmadığı
belirtilerek, şunlar ifade edilmektedir: “UFO
yanlıları, uçan daireleri gözlemledikleri tam tarihi tespit edememişler ve
Mogul projesi kapsamındaki araçların kalıntılarını uçan daire parçaları
zannetmişlerdir. Roswell olayıyla ilgili olarak USAF’ın karanlık sırlar
sakladığı şeklindeki iddiaların aksine, cesetlerle ilgili bazı yazılı belgeler,
aslında gizli olmayan ve hava kuvvetleri tarafından yayınlanan bilimsel
denemelerin kayıtlarıdır. Roswell askeri hastahanesinde belirlenmiş uzaylı
yaratık cesetlerinden söz eden diğer belgeler ise, hava kuvvetleri
mensuplarının görev sırasında yaralandıkları veya öldükleri kazalarla
çakışmaktadır.”
Rapora göre, uzaylı yaratıklar efsanesini doğuran olayların sayısı üçtür ve bunların tümü Roswell bölgesinde meydana gelmiştir (New Mexico eyaleti İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD’nin, aralarında atom bombası da olmak üzere, stratejik ve gizli özellik taşıyan birçok çalışmayı denediği bölge olmuştur). Fakat ilki 1947’de değil 1954 ile 1959 arasında, uzay şartlarının insan üzerindeki fiziksel etkilerini kabaca anlamayı amaçlayan antropomorfik testler öncesinde, çok yükseklere gönderilen balonlardan yere bırakılan paraşütlü mankenlerle ilgilidir (Resim 2). ikincisi, 26 Haziran l956’da, onbir hava kuvvetleri mensubunun hayatını kaybettiği, bir askeri uçağın (KC-97) yere çakılması olayıdır. Üçüncü olay ise, 21 Mayıs 1959’da, üç pilotun yaralanmasına yol açan, bir yüksek irtifa balonunun düşmesidir(Resim 3).
Sonuçta rapora göre, 1947 Temmuz ayında cesetleri gördüklerini ileri süren görgü şahitleri, on yıldan fazla bir zamana yayılan olayları tek bir yılda toplamış oluyorlardı. Peki, 1997 Haziran raporundaki bu açıklamanın tatminkâr olduğu söylenebilir mi?
Roswell
olayı uzmanı ve Aviation Week Dergisi yazarı Amerikalı mühendis Philip Klass
raporu inandırıcı buluyor: “Bu rapor inkâr
edilemez bazı ipuçları sağlasa da, bunu yazan yüzbaşı James McAndrew’in,
Roswell’deki parçaların keşfini takip eden yıllarda USAF ve CIA’nın üst düzey
yöneticileri arasında dolaşan mektup ve yazılı belgelerle de ilgilenmesi
gerekirdi. Aslında, bir veya daha fazla uçan daire ve uzaylı yaratık tespit
edilseydi, yüzbaşı sözünü ettiğim mektup ve belgelerde bunların izini bulurdu.
Ben, başkan Harry Truman’a yazılmış olanlar da dahil, o döneme ait ilgili bütün
mektupları bizzat didik didik ettim. Hiçbir şey bulamadım, uzaylı yaratıklarla
ilgili en ufak bir ize rastlayamadım.”
Peki o halde, gecikmiş görgü şahitlikleri ne anlama geliyor? Philip Klass, “Hiçbir şey gördüklerini sanmıyorum. Hatta bazıları 1947’de Roswell’de bile değildi. Meşhur olmak için veya benim bilemediğim başka sebeplerden dolayı yalan söylediler” diyor.
UFOLOGLAR DA KONULARINI YENİLİYOR
Bütün bunların, uzaylı yaratıkların dünya üzerindeki faaliyetlerini maskelemek için hükümetin hazırladığı bir komplo olduğu şeklindeki teze gelince, 1994 raporunun yazarı emekli albay Richard Weaver bunu inandırıcı bulmuyor ve “hükümet böyle bir komplo uyduracak araçlara sahip değil” diyor. Buna karşılık yeni mistik yorumlar getirenler de var. Philip Klass’a göre, komplo çığlıkları atanların bizzat kendileri, iddialarını çürüten delilleri saklıyorlar; özellikle de, bu gösteriyi sürdüren televizyon kanalları. Gerçekten de, Amerikan televizyon kanalı NBC, 1997 Temmuz ayı başında, bilim adamlarıyla, akvaryuma daldırılmış vaziyette telepati yoluyla konuşan bir uzaylının bandını yayınladı.
Klass, ufologların zorlama kokan ve antipati meydana getiren tutumlarına da dikkat çekiyor. “Roswell olayı” için sarfedilen çabalar ve bu denli aşırı zorlamalar yerini artık daha yeni ve dramatik bir üçüncü tip hikâyeye bırakıyor. Artık uzaylı yaratıkların cesetleri ve ufo parçaları yok. Bunların yerine, kaçırılma halüsinasyonları ve insanların küçük yeşil adamlar tarafından kullanılma olaylarından söz ediliyor. Yani, değişen dünyada ufoloji de kendini yeniliyor.
“Roswell masalından bir ders çıkarılabilir mi?” diye soruyor. Fransız araştırmacı Roman Ikonicoff ve ekliyor: “UFO efsanesi herhalde şöyle özetlenebilir Ufoloji camiasında istisnalar, kaideyi bozacak şekilde o kadar çok sayıda üretiliyor ki, dolayısıyla yüzlerce yalanlama, elli yıl boyunca sakız gibi çiğnenen tek bir yalan haberi bile ortadan kaldırmaya yetmiyor”
Sonuç itibarıyla, ABD Kongresi ve Savunma Bakanlığı yüzlerce sayfalık raporlarla resmen yalanlasa da, UFO efsanesi tamamen ortadan kalkmayacak. Yeni görgü şahitleri, yeni söylentiler gündeme gelecek. Kimbilir, Pentagon bunları en azından frenlemek, hayal gücü zengin olanların cesaretini biraz olsun kırmak gerektiğini, UFO tartışmalarının giderek alevlenmesinin ileride daha başka komplikasyonlara yol açabileceğini düşündü belki de. Ufologlara gelince, uzun yıllarını bu konu üzerinde yoğunlaşarak geçirmiş ve ellerinde tek sermaye olarak ufo ve uzaylı yaratıklar kalmış olan bu camia için, halk arasında bu söylentilerin devam etmesi gerekiyor. Aksi takdirde bu onların sonu anlamına gelecek.
KAYNAK
—Ikonicoff R. (1997) - Roswell, Cinquante anı de dÈlire.
—Science & Vie. Aout, no:959, Paris.