Sızıntı Arşivi

Şubat 1993 · s. 12 · 6 dakikalık okuma

Tutarsız Nüfus Siyaseti

Turan Güngör · İnceleme

Şubat 1993 · s. 12 · 640×814 px tarama

Bugün, bütün dünya memleketleri şiddetli bir iktisadi mücadele ve gelişme yarışı içindedirler. Gaye, iktisadi gelişmelerini hızlandırmak ve neticede mensuplarının refah seviyesini yükseltmekle birlikte, siyasi ve askeri güç ve nüfuz sahibi olmaktır. Çünkü siyasi ve askeri gücün hissettirilmesi ve baskı unsuru olarak kullanılması iktisadi bakımdan gelişmiş insan gücü sayısı ve insan- gücü potansiyeli ile kaimdir. Bu sebeple, günümüzde bütün gelişmiş ülkeler doğumu teşvik eden bir nüfus siyaseti takip etmektedirler. İkinci Dünya Savaşından sonra hemen hemen bütün Avrupa ülkelerinde aile tazminatı müessesesi kurularak çocuk sahibi olmayı teşvik eden, aileleri iktisadi ve sosyal güvenlik bakımından koruyan birtakım yardımlar yapılmaktadır. Bu ülkelerde doğum öncesi tazminatı, analık yardımı ve tazminatı, çocuk yardımı ve tazminatı, evlilik yardımı, yetimlik tazminatı, çocuklara bakım tazminatı adı altında nüfus artışını hızlandırmak, aile düzenini muhafaza etmek ve sosyal açıdan güvene kavuşturmak, çocuk ve aile sağlığını korumak, gelecek nesillerin sıhhatli ve kültürlü yetişmesini sağlamak amacıyla ödemelerde bulunulmaktadır.

Gelişmiş ülkelerin takip ettikleri bu teşvik edici pozitif nüfus siyaseti, nüfusun siyasi ve askeri bir güç sembolü ve caydırıcı unsur olarak kabul edilmesinden doğmaktadır. 20. asrın ikinci yarısında, eski müstemlekeler, sayılan yüzü aşan bağımsız devletler haline gelince bu ülkeler de sanayileşme hedefine yönelmişlerdir. Bu memleketler kalkınma hamlelerine, öncekilerden edinilen tecrübelerle başlayınca, kalkınma hızları ile birlikte nüfus artışları süratlenmiştir. Bunların birçoğu iktisaden uygun kaynaklara sahip olduğundan beşeri güçlerinin artışlarıyla kalkınmalarını tamamlama fırsatı bulabilselerdi, siyasi ve iktisadi yönden önemli derecede güç kazanacaklardı. Bu takdirde, dünyanın bugünkü siyasi ve askeri güç dengesi değişebilecekti.1

Bu endişe sebebiyle nüfus meselesi siyasi güç dağılımında önemli bir rol kazanmıştır. Buna paralel olarak nüfus artışının azaltılması ve doğum kontrolü fikri Üçüncü Dünya Ülkelerinde bir kampanya halinde telkin edilmektedir. Dünya hâkimiyetine sahip gelişmiş ülkeler tarafından yapılan bu telkinin sebebi, siyasi, askeri, ideolojik, dini ve en hafif olarak iktisadidir. Fakat nüfus artışı aleyhindeki kampanya dört temel sebebi perdeleyen iktisadi cepheleriyle takdim edilmektedir. Fakir ülkelere kıyasen, hayat seviyelerindeki büyük farklar, batılılarda, “ekseriyeti teşkil eden bol nüfuslu aç milletlerin birgün nükleer silahlarla mücehhez olarak tok batı ülkelerini ve batı medeniyetini haritadan sileceği” vehmini uyandırmıştır. Bu durumda yapılacak şeyin, diğer bütün tedbirlere ilave olarak akıllı bir nüfus siyasetinin takip edilmesi olacağına kanaat getirmişlerdir. Bunun için Amerika Birleşik Devletleri’nde, düşünürlerin, siyasi ve iktisadi kudret sahibi kimselerin bulunduğu bir “Nüfus Konseyi” kurulmuştur. Diğer gelişmiş ülkelerde de buna benzer organlar teşkil edilmiştir.

Kalkınan ülkeler için takip edilmesi gereken nüfus siyasetinde ana hedef şu şekilde tesbit edilmiştir: “Gelişen ülkelerin nüfus artışı süratle azaltılmalı ve durdurulmalıdır. Buna karşılık gelişmiş ülkelerin nüfusları artırılmalı ve dünya nüfus dengesi sağlanmalıdır. Bunun için, gelişen ülkelerde en makul olan aile planlaması yoluyla doğumu önleyici tedbirlerden başlayarak, kısırlaştırma gibi gayr-i insani tedbirlere kadar çeşitli hususlar telkin ve tatbik edilmelidir” 2

Oysa bu sıralarda Avrupa ve Amerikalı bilim ve devlet adamları nüfuslarındaki azalmanın siyasi ve iktisadi neticelerinden oldukça büyük bir endişeye kapılmışlardı. İsveçli iktisatçı Mydral, 1938’de Harward Üniversitesi’nde verdiği derslerde, azalan nüfusun, modem demokratik ülkeler için en önemli mesele olduğunu belirtiyordu. Çünkü o zaman Almanya, İtalya ve Japonya’nın hızla artan nüfusuna mukabil İsveç, İngiltere ve Fransa’da nüfus artış hızı durmuş bulunuyordu. Yine aynı devrede, Avam Kamarası’ndaki konuşmalarında Marshall’ın şu sözleri dikkat çekiciydi:

“Bu meclis şu kanaattedir ki nüfusun azalış temayülü, İngiliz İmparatorluğunun devamı ve milletin refahı için en büyük tehlikedir.” Böylece beynelmilel sahada güç sahibi olmak için nüfusun önemli bir unsur olduğu fikri benimsendiğinden İkinci Dünya Savaşı öncesinde Fransız, Alman, İtalyan ve Japon hükümetleri doğumu teşvik eden bir nüfus siyaseti takip ediyorlar, ABD göçü teşvik yoluyla, Rusya komünist metodlarla nüfusu artırma yarışında bulunuyorlardı.3

Meselenin iktisadi cephesi, yani nüfus artışının iktisadi gelişmeyi engelleyip engellemeyeceği fikrinde belirli şartlar altında muayyen nisbette hakikat payı olmakla beraber, her zaman her yerde geçerli, değişmez bir prensip olmadığından, ifade şekli itibariyle yanıltıcıdır. Prensip itibariyle bir ülkenin nüfus miktarının sırf kemiyyet olarak iktisadi gelişme üzerinde tesiri söz konusu olamaz. Mutlak genel nüfus miktarı, iktisadi kalkınma yönünden nötr bir kavramdır. İktisadi gelişmeyi ne hızlandırır ne de yavaşlatır. İktisadi gelişmeyi hızlandıran veya yavaşlatan mutlak nüfus miktar değil, nüfusun yapısı ve kullanılış şeklidir. Şayet bir ülke nüfusunun üretici fonksiyonu, tüketici fonksiyonundan kuvvetli ise yani toplam nüfus, tükettiğinden fazla üretiyorsa böyle bir ülkede nüfus artışı iktisadi gelişmeyi hızlandıran itici bir kuvvet olur. Buna mukabil, şayet bir ülke nüfusu tüketimine yetecek kadar üretemiyorsa, nüfus gelişmeyi engelleyen bir unsur olabilir. Fakat bunun çaresi, prensip olarak nüfus artışını durdurmak veya azaltmak değil, nüfusun üretim gücü ve kapasitesini geliştirmektir. Bu yapılmadıkça mutlak olarak nüfus miktarının azaltılması gelişmeyi hızlandırmaz. Nüfus miktarını, farzı muhal, bir kişiye dahi düşürsek, o kimse tüketimi kadar üretemezse gelişemez, fakir kalmaya mahkûm olur.4

Nitekim gelişmiş ülkeler, iktisadi gelişme süreci içerisine girdikleri sırada nüfus artışları çok önceden başlamış bulunuyordu. Mesela, 18. yüzyıl ortalarına doğru gelişme yoluna giren İngiltere’de nüfus artışı iki yüz elli yıldan beri devam ediyordu. Aynı şekilde, diğer ülkelerde de nüfus artışı iktisadi gelişmeden, Fransa’da bir asra yakın, Almanya’da yüz, Rusya ve İtalya’da ise yüzelli yıl önce başlamıştı. Nüfus artışı bu ülkelerde iktisadi gelişmeden önce başlamakla birlikte, bu gelişmenin ortaya çıkışıyla da onunla paralel olarak devam etmiştir. Bu açıdan gelişmeden önceki ve gelişme sırasındaki nüfus artışları arasında, artış temposu bakımından bir fark söz konusu değildir. Burada dikkat çekici önemli bir nokta, bu ülkelerin 18. yüzyılın ortalarından itibaren iktisadi gelişme ile birlikte teknolojik ilerleme çabalarını bir arada yürütmeleridir.

Mesele ülkemiz açısından ele alındığında, Türkiye’nin iktisadi ilerlemesini temin etmek için takip edilen doğum kontrolü siyaseti, nüfusumuzun bünyesi üzerinde birtakım menfi neticeler meydana getirmektedir. Ülkemizde nüfus artış nisbeti köylerde yüksek, şehirlerde düşüktür. Şehirlerde de serveti ve kültürü yüksek olan ailelerde nüfus artışı esasen az, servet ve kültürü düşük olanlarda da yüksektir. Aile planlaması ve doğum kontrolü prensiplerinin tatbikine başlanınca, bu tedbirlerin esasen nüfus artışı az olan münevver şehirli nüfus tarafından daha çok benimsendiği görülmektedir. Bu durum, maddi ve manevi yönden iyi bakılma ve yetiştirilme imkânı olan çocukların nisbetini azaltmakta, nüfusun bünyesini daha da bozmakta, neslin dejenerasyonuna yol açmaktadır.5

Bugün, ülkemizin iktisadi gelişmesinin altyapısını teşkil eden teknolojik ilerlemeye dayalı üretim gücü ve potansiyelini artıracak bir kalkınma siyaseti takip etmek zarureti bulunmaktadır. Bu şekilde bir kalkınma siyaseti, iktisadi gelişmeyi nüfus artışı ile birlikte sağlayacaktır.

Her geçen gün genç nüfuslarda bir azalma ve dolayısıyla yaşlanma meselesi ile yüz yüze gelen gelişmiş ülkelerin iktisadi cephesi ile takdim ettikleri nüfus meselesinin altındaki gerçek, bugün askeri ve siyasi olmaktan da öte din faktörüdür. Bu düşünce ile büyük çoğunluğu müslüman olan gelişen ülkelerde müslüman nüfusun azaltılması çabaları mevcuttur. Buna karşı bu ülkelerin aydınlarına düşen görevler bulunmaktadır. Bu görev; bugün gelişen ülkelerde moda haline gelen doğum kontrolü ve nüfus artışının durdurulması fikirlerinin hangi kaynaklardan beslendiği, bu fikirlerin arkasında yatan gerçek sebeplerin bilinmesi ve nüfus siyasetinin buna göre düzenlemesi lüzumudur. “Malumdur ki, kesret-i nesil, herkesçe matluptur. Hiçbir millet ve hükümet yoktur ki kesret-i tenasüle taraftar olmasın. Hatta Resül-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam ferman etmiş: “İzdivaç ediniz, çoğalınız. Ben kıyamette sizin kesretinizle iftihar edeceğim6. Hem Kur’an-ı Azimüşşan buyuruyor ki: “. Fakirlik korkusu ile çocuklarınızı öldürmeyin. Biz onların da sizin de rızkınızı veririz. Şüphe yok ki onları öldürmek büyük günahtır” 7.

Turan GÜNGÖR

KAYNAKLAR

1- Sabahattin ZAİM, Türkiye’de Nüfus

Meselesi, İstanbul, 1973 s. 20-21

2-Talip YÜCEL, Milliyetçi Türkiye’ye

Doğru, İstanbul, 1969, s. 143-160

3- Sabahattin ZAİM, Türkiye’de Nüfus

Meselesi, İstanbul, 1973, s. 17-18

4- Sabahattin ZAİM, Çalışma Ekonomisi,

İstanbul, 1986, s, 104

5- Sabahattin ZAİM. Çalışma Ekonomisi,

İstanbul, 1986, s. 105

6- Bediüzzaman S. NURSİ, Lem’alar, İstanbul 1992, s. 190

7- Kur’an-ı Kerim, İsra Suresi 31. ayet.