Mart 1989 · s. 29 · 2 dakikalık okuma
Tuba Dallaıyla Örülen Yuva

Mehmet Erdoğan
Fena ne kadar dağidar eder insan gönlünü. Ne kadar derbeder eder dimağını insanın. Fâni olan şeyler ne kadar acımasızdır. Tam bir kanlı arenaya çevirirler ruh otağını, gönül iklimini...
Geçici olan şeylerden kurulmuş bir sığınak örümcek ağlarından farklı mıdır? Çer çöp payandasıyla kurulmuş kuş yuvasından yahut suda eriyip giden ipek kozasından..
Özümüze ördüğümüz mânâ iplerinden kavi yuvayı kim yıkabilir? Hangi fânilik rüzgârı dağıtabilir bu desteği yücelerden gelen nur ve ışıktan sütunlar şeklindeki payandalardan oluşmuş fildişi kuleleri.. Gönül âsumanına ser çekmiş bu ebed kasırlarını, sonsuzluk saraylarını hangi fâni mahbub eritebilir yakıcı, aldatıcı efsunkâr tebessümüyle. Hangi zehir dolu kadeh bu hiç bir asidin tesir etmeyeceği, hiç bir öldürücü kezzabın sirayet edemeyeceği ulvi aşiyanları, mukaddes yuvaları köküne kibrit suyu ekercesine yok edebilir?
Hangi fena seli, hangi yokluk yeli bu huri kanatlarıyla gölgelenmiş tûba dallarıyla zümrütten bir kâse şeklinde gergef gibi örülmüş. Cennet ırmaklarının çağıl çağıl sonsuzluk bestesi okuyarak aktığı gönül ikliminde oluşturduğumuz iman ve inanç yuvalarını soldurup hazana uğratabilir, yahut zevale sürükleyebilir?
Hey gidi yokluk ateşinin yakıp kül ettiği, zevk ve eğlence yangınının tüketip külünü yokluğa savurduğu fani yuvalar, sizden bıktık artık! Bizler yok olup gidecek, yahut poyrazlar alıp içine alabora olan delik deşik olmaya müsait yuvalar değil, Nemrut kuleleri gibi isyan bayrağının dalgalandığı , cismen yüksek fakat sefil ihtirasların odaklaştığı mânen pespaye kuleler değil, Firavun sarayı gibi inkar ikliminde örülmüş rehavet kadehlerinin tokuşturulduğu, iblisce entrikaların döndüğü, kokuşmuş cesetlerle kavileştirilmeye çalışılan fakat bir Musa darbesiyle yerle bir edilen sahte yapılar değil; MUHAMMEDİ bir iklimde onun hayat motifini oluşturan altın ve gümüş teller misali mânâ ibrişimleriyle örülmüş püyür püyür Cennet kokan, motif motif Ötelerin solmaz renk, pörsümez âhenginden İlâhi tayflarla mesajlar sunan ve insanı sıcacık saran ve hiç bir zaman Rahman ve rahim isimlerinin kanatları altından gölgesiyle dahi çıkmayan o kutsi mihrapta, nurlu ışıklı dünyada Tûba dallarıyla örülmüş miraç ikliminin bir meyvesi şeklinde yuvalar kurmak ve o yuvalarda şakıyan bülbül olup sonsuza dek ilâhi besteyi o güzeller güzeli sevgiliyi seyrederken terennüm etmek azmindeyiz.