Sızıntı Arşivi

Eylül 2001 · s. 393 · 7 dakikalık okuma

Tıbbi Hedefler

Arslan Mayda · Dr. · Tıp


Teknolojinin ve ilmi birikimin gittikçe ilerlemesi sonucunda insanoğlu bir zamanlar aciz kaldığı bir çok hastalık konusunda oldukça uzun mesafeler almıştır. Elli sene önce rüya gibi görülen gelişmeler çok geniş çığırlar açmıştır. Araştırmacıların kısa ve uzun vadede çizdikleri hedef, tıbbın yetersiz kaldığı hastalıklar üzerindedir. Bu hastalıkları şöyle sıralayabiliriz:
Kopan el ve kolun dikilmesi: Yakın zamanlara kadar herhangi bir sebeple kopan kol, el ve parmaklar dikilmiyordu. Gelişen mikrocerrahi teknikleriyle bugün dikilmektedir. Dikilen kısımda yeniden dolaşımın sağlanması, sinirlerin kaynaması, enfeksiyon gibi problemler hala önem taşımaktadır. Sinirlerin kaynayıp tekrar görev yapması el bileğinde % 80-85 ihtimalde iken, omuz hizasında % 1-3'dür. Omuz hizasında dikilen bir kol, dolaşım sağlansa bile sinirlerin kaynama nisbeti çok düşük olduğu için (sinir fonksiyon görmezse), diriliğini yitirmiş hareketsiz bir dal gibi görünür. Yine kolsuz bir insana başkasının kolu nakledildiği zaman uyum problemi oluyor, ömür boyu vücudun immün (savunma) sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanıyor, çünkü vücut bu kolu hem ruhen hem de bedenen reddediyor. Böyle hastalara hem psikiyatrik hem de savunma sistemini baskılayıcı tedaviler uygulanıyor. Kol naklinden sonra tekrar kolunu kestiren hastalar mevcuttur.

Göz Travmaları, doğuştan ve sonradan olan körlükler: Bugün delici cisim yaralanmaları olan hastaların, gözün ön kısmındaki patolojileri kısmen tamir ediliyor. Fakat göz küresinin arka kısmındaki yaralanmalar ve gözün dışarı akması gibi ağır travmalar tedavide yüz güldürücü sonuçlar vermemektedir. Doğuştan veya sonradan, görme siniri ve yollarındaki herhangi bir sebeple oluşan fonksiyon kaybının tedavisi yok gibidir. Bugün özel bir gözlükle kafanın arkasına (ense üstüne) yerleştirilen bir çipe aktarılan görüntüler algılanmaktadır.

Dirençli bakteri ve virüslerindeki tedavi: Derin ve kronik iltihaplı yaralarda çeşitli bakteriler ve virüsler ürer. Bugün virüsleri yok eden kemoterapik ilaçlar yoktur. Çoğu virüsler, vücuttaki immün sisteminin direncini yok eder. AIDS, hepatit gibi virüsler ise vücut direncini aştıkları zaman insan sağlığını tehdit etmektedirler. Bazı virüsler ise grip salgını şeklinde öldürücü olabiliyorlar. İlaçla tedavileri yoktur. Aşı tedavileri hastalığa yakalanmadan önce faydalı olmaktadır. Bugün için bakterilerde direnç problemi en ciddi tehlikedir. Çeşitli antibiyotikler bulunmasına rağmen bakterilerin geliştirdikleri direnç araştırmacıları düşündürmektedir. Verem mikrobunda oluşan direnç, verem hastalığının yeniden yayılmasına ve sayısında artmasına sebep olmuştur. Bakteri ve virüslere bağlı hastalıkların tedavisi, tam istenilen seviyede değildir. Hala dünyada binlerce kişi, tedavi olmasına rağmen septik şoktan, menenjitten, tüberkülozdan, AIDS ve hepatitten ölmektedir.



Yanıkların tedavisi: Yanıklar, 1., 2. ve 3. derece yanıklar diye sınıflara ayrılmaktadır. Bilhassa 3. derece yanıkları çirkin izler bırakırlar. Yanık alanına deri nakli yapılsa bile orijinal halini kazandırmaz. Bugünkü çalışmalar kök (stemcell) hücresinden deri hücresi üretme aşamasındadır. Bu noktada üçüncü derece yanıkların tedavisi plastik cerrahisinin yaptığı deri naklinden daha ileride değildir.

Kırıkların erken kaynatılması: Kırıkların erken kaynatılması için bugün Osseterapi (manyetik alan oluşturma), kemik parçaları koyma, Kalsiyum ve fosfor gibi mineralleri verme gibi metodlarla 3-3,5 ayda kaynatılacak kemikler 2-2,5 ayda kaynatılabiliniyor. Kırıkların hemen ya da birkaç gün içinde kaynatılması bugün için mümkün değildir. Yine kök hücresinden, kemikleri kaynatan osteoblast denilen kemik hücrelerini elde etme araştırma safhasındadır. Gelecekte kırıkların kısa zamanda kaynatılması uzak değildir.

Boy uzatılması ve görünüşteki fiziki güzellik: Boy uzatılması, çok zahmetli seanslarla 12 ayda 4-8 cm uzatılabiliniyor; 12-13 cm'e kadar uzattığını iddia edenler de vardır. Denildiği gibi çok zahmetlidir. Kemik ameliyatla kesilir, aletle günde 1 mm ile uzatılarak ilk seansta 4 cm uzatırsa bunun kaynaması 8 ile 18 ay arasında olur. Gerekirse ikinci 4 cm'lik uzama başka seanslarla gerçekleşir. İkinci uzatmalar, bacakların kangren olması yönünden tehlikelidir. Çünkü kol ve bacak uzarken damar ve sinirler de uzamaktadır. Belli esneme payı olan damar ve sinirler çok gerilirse dolaşımları bozulur, kangren veya felç olur. Bu da kaş yaparken göz çıkartmak gibidir ki, bugünkü teknikle uzatmada risk mevcuttur. Daha çok gen üzerindeki çalışmalar bu riski azaltıyor gibi görünse de, başka komplikasyonlar çıkarıp çıkarmayacağı bilinmemektedir. Yine kametçe güzellik; boy uzaması ve eşkalin göze hoş gelecek şekilde olmasıyla, kol ve bacaklardaki anormal genişlik ve uzunlukların orantı kazanmasıyla olur ki, genetik çalışmalar bunu hedeflemektedir.

Izdırap verici hastalıkların tedavisi: Bugün her hastalığın şiddetine göre ızdırap verici bir yanı vardır. Izdırap, ağrı, halsizlik, hareketsizlik, ruhi bunalım.. vb. şekillerde olur. Izdırap genel belirtilerin verdiği huzursuzluktur. Çaresi bugün bulunmayan binlerce hastalığın neticesidir. Kanser, AIDS, hepatit, romatizmal hastalıklar gibi genel tariflerde anlatılan bu hastalıkların özellikle son dönemleri çok ızdırap vericidir. İşte bu ızdırabı azaltmak bugün için ancak morfin gibi uyuşturucularla olmaktadır. Gelecekte bu hastalıklara bulunacak çare, hastalığı yok ettiği gibi ızdırabın oluşmasını da önleyecektir.

Diş Tedavisi: Bugün dişlerin çürümesini önleyici mekanik temizlik dışında bir tedavi yoktur. Diş çürümede genetik yapının önemi çok büyüktür. Özellikle dişi erken çürüyen ailelerin çocuklarının dişlerinde bakım olsa bile çürükler görülmektedir. Diş çürümelerini önleyen gargara ve aşı, henüz deneme aşamasındadır; birkaç yıl içinde tedavi için sağlık alanına sunulacaktır. Bir diğer konu ise, kökten çıkan dişlerin, çocuklardaki gibi tekrar çakması projesi, bugün için hayali tasarımlarda bile yer almamaktadır. Genetik çalışmalardan sonra araştırma alanına gireceği düşünülmektedir.

Saçların siyah kalması: Hemen her insanın vücudundaki kıllar er veya geç aklanmaktadır. Aklık yaşlanmayı simgelemektedir. Genetik çalışmalarda saçların beyazlanmasını programlayan bir genin olduğu ileri sürülmüştür. Erken aklanmanın irsi etkisi olduğu ispatlanmıştır. Ailede erken saçı ağaran varsa çocuklarda da aynı belirti aynı zamanda görülmektedir. Bugünkü araştırmacılar genlere yapılacak müdahale ile saçların devamlı siyah kalacağını ileri sürmüşlerdir.

Yaşlanmaya rağmen genç görünme: Yaşlanmasına rağmen cildinin genç görünmesini istemek, genç kalma hissi olan çoğu insanda mevcuttur. Genç görünmek için güzellik salonlarına ve estetik ameliyatlara harcanan paralar büyük rakamlara ulaşmıştır. Cildin güzel, parlak, canlılık kazanması için kozmetik alana büyük harcama yapılmaktadır. Cilt aynı zamanda çoğu hastalıkların aynasıdır. Kanserli hastanın yüzü kirli soluk renkte iken, sağlıklı bir hastanın cildi sarı, kansız hastanın cildi soluktur. Genç görünme ve cildin parlak ve gergin görünmesi, cildin kendi hastalıkları yanında cildi etkileyen, çaresiz başka hastalıkların da tedavilerinin bulunması ile olur.

Sıcak ve soğuğu hissetmeme: Üşüdüğümüz zaman sıcak, sıcaktan bunaldığımız zaman soğuk ve serin bir ortam isteriz. Bugün dış ortamımızı değiştirerek bu gayemizi gerçekleştirebiliyoruz. Acaba bu maksadımızı dış ortam ne olursa olsun, vücudumuzun genel işleyiş nizamını bozmadan gerçekleştirebilir miyiz? Hipertiroidi, şeker hastalığı olanlar veya bazal metabolizması yüksek kişiler soğuktan etkilenmezler, ama sıcaktan bunalırlar. Hipertiroidi, nöropatili ve bazal metabolizması düşük, kronik enfeksiyonu olanlar sıcağı severler, ancak en ufak rüzgardan etkilenirler. Sıcaktan ve soğuktan etkilenmeyen bir vücut kendi içinde hastalık oluşturmadan nasıl sağlanır? Bu konudaki çalışmalar henüz çok uzak görülmektedir.

Açlığı hissetmeme: Açlık hissetmeme, kilolu insanların en çok arzuladığı bir durumdur. Aşırı kilonun getirdiği bütün hastalıkların çaresi zayıflamadır. Açlığı hissetmeme, kişinin kontrolünde olmalıdır. Devamlı aç kalan insan aşırı zayıf düştüğü için hastalıklara davetiye çıkarır. Beyindeki açlık ve tokluk merkezlerinin tahrip olması ile şişmanlık veya aşırı zayıflık ortaya çıkmaktadır. Bunun dönüşü yoktur. Açlığı hissetmeme, kemoterapik ilaçlarla sindirim salgılarının artırılıp azaltılmasıyla gerçekleştirilir ve bu vücudun dengesi bozulmadan yapılabilirse, aşırı kilo ve getirdiği hastalıklardan kurtulunabilir.

Tümör tedavisi: İyi huylu tümörler zararsızdır ve tedavisi de kolaydır. Kötü huylu tümörler büyüyüp başka organlara bulaşarak, hastanın hayatına son verirler. Kanser üzerine gen başta olmak üzere bir çok tedavi metotları, tedavi ve araştırma aşamasındadır. Tıp alanını uzun süredir meşgul eden kanser araştırmaları, kalıcı bir tedaviyi insanlara müjdeleyeceği temennisini taşıyoruz.

Dilsizlik ve zeka problemi: Zeka problemi olan ve konuşmayan çocukların tedavisi bugün için yok gibidir. El becerileri geliştirme ve bazı görevlere şartlandırma dışında hiçbir şey yapılamamaktadır. Zekayı artırıcı ve konuşmayı sağlayıcı bir tedavi yoktur. Çalışmalar hastalığın genetik olup olmadığının tespiti safhasındadır.

Kişilik yarılmasının tedavisi: Üstleri, başları kirli, saç ve sakalları dağınık kendi kendine konuşan insanlar... Bazıları başka bir dünyada yaşıyormuş gibi kızar, bağırır, yumruk sallar, tekme atar. Bazıları kışın soğuğunda yalınayak gezerler. Beynin ön ve yan bölümleri arasında irtibatın kesildiği söylenen kişilik yarılması olan bu hastaların, gelecekte bulunabilecek tedavilerle kişiliklerini kazanacaklarını ümit ediyoruz.

Hırçınlığın giderilmesi: Bazı insanlar yapıları gereği saldırgandırlar; ne yapsan hangi metodu uygulasan, çevreye zarar vermeye devam ederler. Hırçınlık için en ufak bahane ararlar. Çevreye zarar vermekten, isyan etmekten, hep haklı çıkmaktan hoşlanırlar. Bunu fiziki hareket ve güçle sağlamaya çalışırlar. İster organik isterse aile kültüründen kaynaklansın; psikoterapi, kemoterapi, hipnoz, şok... vb. gibi nöropsikiyatrik tedaviler denense de, hastalığın uyarıcı bir olayda tekrarı mümkün olmaktadır.

Çocuksu davranışların ve hayasızlığın giderilmesi: Kadın ve erkeklerden, düşünceleri ve hareketleri itibarıyla bulunduğu yaşın altında olan insanlar vardır. Yaşlı olmasına rağmen çocuk gibi davranan bu insanlarda el, kol hareketleri, argo sözler, yalancılık, sorumsuzluk, değerleri hiçe sayma, iç güdüsel ağırlıklı düşünceler, kolay ve haksız geçinme yolları, başkalarını aldatma ve bunlardan zevk alma gibi karakter sapmaları görülebilir. Son zamanlarda PET (pozitron emmision tomografisinin) incelemeleri, bu tip davranışların organik olduğu kanaatini uyandırsa da, çevrenin ve ailenin etkisi göz ardı edilemez. Bu tip çocuklara uygulanan organik tedavi yanında, eğitim tedavisi de yapılacaktır.

Allah'ın yarattığı muhteşem bir varlık olan insan bu hastalıklarla birlikte mi yaratılmıştır? Yoksa hastalıklar zaman içinde mi çıkmıştır? Bu konuda kesin bir şey söylemek zordur. Ama Peygamber Efendimizin "her hastalığın çaresinin bulunacağı" müjdesi, ve İsa aleyhisselamın tıbbi mucizeleri, hedeflerin yakalanacağı günleri muştuluyor.