Sızıntı Arşivi

Ekim 1981 · s. 29 · 3 dakikalık okuma

Tereddütler Etrafında

Sızıntı · Din Ve Ahlâk

— Topraktan yaratıldık; o hal­de, duada ellerimizi niçin toprağa doğru değil de göğe doğru çeviri­yoruz?

— Ellerimizin yukarıya doğru çevril­mesi, Yüce Yaratıcıya işaret, işlerimizi sonsuz kudrete havale etme ve yalvarış-yakarış gibi hallerde olmaktadır. Bu gibi ah­valde, emre inkıyat; yukarılarda pervaz et­meye hâhişkâr ruhun kanatlarıyla göklere doğru yükselme ve sultanlar sultanının hu­zurunda mest ve sermesi kendinden geçme, inanmış bir gönlün en zevkli ve en mutlu vaziyet ve hallerini teşkil eder. Bu lezzet ve zevki idrak edenler, şekeri kamıştan; gü­lü dikenden; yeri de gökten tefrik edemez­ler. Bu hali, bir kerecik olsun tatmayanlara gelince, şekil ve formüllerden kendilerini asla kurtaramazlar

-Keşke, emrolunduğumuz şeylerle, emreden Zâtın huzuruna yükselerek “çiy noktasına” ulaşıp da rahmet halinde yere inebilseydik.! Ah, ne olurdu! Her hadisenin ses ve soluğunda, O’na ait nağmeleri duyup da, “niçin” ve “neden”lerden kurtulabilseydik. Heyhat..!

Şimdi mevzumuza gelelim. Duada el­lerin yukarıya kaldırılmasında çok şey söylenebilir ise de, biz şu bir iki hususla ikti­fa edeceğiz:

1- Evvela, bize dua etmemizi emre­den zat, duada ellerimizin hangi istikamete dönük olacağını da tayin buyurmuştur. Buna göre, dua bir ibadet olduğu gibi, el­lerin, belli şekilde ve belli yöne doğru kaldırılması da, o ibadete bağlı bir edebdir.

2- Duada ellerin yukarıya kaldırıl­masıyla, yaratılışın menşei olan toprak ara­sında bir münasebet bulunduğu iddiası, ol­dukça garip ve anlaşılmaz gibi görünmekte­dir. Muhal-farz, böyle bir münasebetin var­lığından bahsedilse dahi, neden toprağın menşei olan fezayı ve semaları ayağımızın altındaki topraktan daha aşağı tutacağız?..

Kaldı ki el kaldırma, ne toprağa ne de toprağın menşeinedir; belki bütün bun­ların Ötesinde, hattâ Ötelerin de Ötesinde, yalvarışlarla, yakarışlara cevap veren Yüce Yaratıcıyadır..

3- Toprağın, insan hayatında ağırlık ve ehemmiyeti ne kadar büyük olursa olsun, yine de belli ve sınırlıdır. O, insanın yaratı­lışında kullanılan malzemenin sadece bir kısmını teşkil etmektedir. Evet, insan, sadece karbon, azot, oksijen, hidrojen, kü­kürt gibi maddelerden ibaret değildir. O, bu maddi unsurlar çeperinin Ötesinde, kalb, ruh, sır gibi taşıdığı bir kısım yüce hakikat ve lâtif duygular da ihtiva etmektedir ki, hepsi de yukarı âlemlerden gelmiş ve mad­de ile mukayesesi imkânsız paha-biçilmez şeylerdir.

Binaenaleyh, bütün üstünlüğü, kalb, ruh ve sır gibi melekelere sahib bulunmakla elde eden insan, kendini bu yüce duygular­la donatan sultanına teşekkürlerini arz etmek veya el açıp yakarışa geçmek isteyin­ce, bu dilek ve mesajları yukarı âlemlere ısmarlıyor gibi ellerini semalara doğru çe­virmeden daha tabii” ne olabilir?..

4- İnsanın, yalvarıp yakarması, umu­miyet itibariyle bir kısım ihtiyaçların gi­derilmesi istikametinde cereyan etmekte­dir; tıpkı bir dilenci gibi.. Dilenci, kapısına dikilip yakarışa geçtiği zatın huzurunda, ellerini toprağa doğru değil, çevirdiği yön itibariyle daha çok o’na tazimde bulunacağı tarafa çevirir...

5- Yerinde, insanoğlu, başını yere ko­yup yalvarmağa durduğu an da olur. Sec­de hali, insanın, Yaratana en çok yaklaştığı bir pozisyon ve duaların da en fazla kabul edildiği bir ibadet şeklidir. Bu en makbul dua mahallinde, insan, hem elleri, hem ayaklan, hem de başıyla toprağa müteveccihtir. Yani, benliğinden geçmiş ve mahviyet içindedir.

Demek ki, O’na karşı kulluk yapar­ken, yerinde coşarak fezanın derinliklerine doğru iniltilerle yükselmek, bir ibadet ol­duğu gibi, yerinde de iki-büklüm olarak te­vazu içinde yerlere kadar kapanmak ve orada saygıdan donakalmak yine bir ibadettir.

Asıl mesele ise, O’nun huzurunda ol­duğumuzu kavramak ve iç-derinliğidir. Bu yüce hale mazhariyetimiz dileğiyle..