Mart 1992 · s. 34 · 6 dakikalık okuma
Telvinden Temkine (Renkler Kuşağında Hakikat Tomurcukları 2)

M. Garib
1979'da kaynayıp 1985'lerde çağlayanlar oluşturmaya başlayan "Sızıntı", köpük köpük savrulurken, bir "Renkler Kuşağı" meydana getirmişti. Orada "Hakikat Tomurcukları"nı seyretmiştik. 1987'de daha zengin bir muhteva ile daha hacimli bir çağlayan olarak göründü. Bu çağlayanın son dalgalarından gelen ses "Yolda Kalanlar da var" diyordu. Bu ses, "Zannediyordum ki günyüzüne çıkan her tomurcuk bir çiçek olacak ve bu çiçeklerin bütünü de yapraklarında gamze çakan jâlelerle sonsuzluğa kadar sürüp gidecek!..." diyerek başlıyor, "Hele sanıyordum ki bu ses, söz ve renk cümbüşüne başkaları da koşup gelecek ve bizlerle bütünleşecek.'..." diyerek devam ediyor; sonunda da "Toprağın sızıntıya, tohumun rüşeyme, balığın mercana ve yılanın zehire gebe olduğu bir bahar daha idrak ediyoruz. Bakalım kimler bahardan yana, kimler de kıştan yana çıkacak? Kimler kelepir kovalıyacak, kimler mercan avlamak için en derin noktaları kollayacak? Kimler bir muhalif rüzgârla harman gibi savrulan mala mülke mağrur olacak ve kimler dünyanın değiştiriciliği karşısında balmumu gibi eriyecek ve kimler bu devvâr ü gaddarın dönüşünü değiştirecek?.. Haydi, gün ola devrân ola!" diyerek bitiyordu.
Bu ses, varılmak istenen bir "Kemâl Ufku" na erememenin sancılarıyla doluydu. Hakikat ufkuna ulaşamama ve orada ermişler safına katılamamanın kaygılarıyla yüklüydü.
Sanıyoruz ki sanmak da ne kelime, görüyoruz ki o ses bizi Hakikat Yolculuğuna davet ediyor: Hakikati arama, bulma ve ona erme, onda erme yoluna çağırıyordu. Fakat yollarda o kadar çok ayartıcılar var ki o kadar çok yol vurguncuları kaynıyor ki bu yolu sağ sâlim geçmek pek kolay değil. Tasavvufta bir kural var: "Nazar der kadem" yanı gözü ayak ucundan kaydırmamak. İnsanın sağa sola bakmadan, ayak parmaklarının ucuna gözünü dikerek yürümesi... Maddî anlamdaki bu deyim hakikatte kalble, ruhla, ruhun içindeki sır, gizli, gizlinin gizlisi denilen ruh güçleriyle ilgilidir. Allah (c.c.)'ı anmaktan alıkoyan her şeyden, göz ve gönül çevirmek demektir. Bakışlar ayarlanamadığı, gözün hedeften kaydırıldığı, hayatın aldatıcı ayartı ışıklarının ve renk oyunlarının albenisine kapılıp gidildiği zaman, her şeyi kaybetme tehlikesine düşülmüş demektir. Fert ve millet olarak insan, her türlü kültür ve medeniyet, nefs ve tabiat ayartıcılarının tuzaklarıyla her an karşı karşıyadır. Şeytan, bu tuzakları çok ustaca kullanır. Bizim için bu bir hayat memat meselesidir. Bu yüzden "Yolculuk" bir "Kılavuz" ister. Tabiata, topluma, ilme, tekniğe, tarihe hakikat açısından bakmayı kaybetmiş, bakışı bulanmış, hayat hazlarının sarhoşluğuyla başı dönmüş, yoldan çıkmış insanın, toplumun yeniden sağlıklı bakışa kavuşması, ayılmış bir kafa ve aydınlık bir gönülle, sağlıklı, dipdiri bir ruhla hakikat ufkuna yükselme yoluna girmesi için bir yol gösterici de "Renkler Kuşağı'nda Hakikat Tomurcukları" dır.

Şimdi ikinci bir "Renkler ve Hakikatler" çağlayanı ile karşı karşıyayız.
Bu ruh çağlayanının duygu ve düşünce dalgalan arasında, baş döndürücü renklerle kucaklamıyoruz. Bir "seyr ü sülûk" içine giriyor veya daha önceleri girmiş olup da yolu unutup kaybettiğimizin veya yol şuurunda olmadığımızın farkına varıyoruz. O seyr ü sülûk ki Hakk'a ermek için bir "Yol Gösterici"nin öncülüğünde ve denetiminde manevî ve rûhî bir yolculuğa çıkmak demektir. Bu yolculukta "yolcu", nefsindeki kötü huylardan arınıp, iyi huylar kazandığı ölçüde yolunda ilerler. Bunun gayesi de şahsî arzu ve isteklerin yok edilip, tam anlamıyla İlâhî irâdenin hâkimiyetine girerek hakikate ulaşmak ve kemâle ermektir.
Bu yolculukta "Telvin" ve "Temkin" makamlarına da uğranılır. "Renkler Kuşağında Hakikat Tomurcukları" bu iki makama işaret ediyor, bu iki makamda iş görüyor gibidir. Çünkü telvin (renklendirme, boyama), hâl sahibi olanların temkin (kararsızlıktan kurtulup, huzur ve sükûne ermek) ise hakikat ehlinin sıfatıdır. Kul, seyr ü sulûk yolunda oldukça telvin sahibidir. Çünkü o, bir hâlden diğer bir hâle yükselmekle, bir vasıftan diğer bir vasfa intikal etmekledir, bir konak yerinden ayrılıp çemenzâr olan başka bir konak yerine ulaşmaktadır. Vuslata erince de makamında yerleşmekte ve temkin sahibi olmaktadır.
Sürekli kafa ve kalb bulandırıp ruhları çarpmakta olan çağın olumsuzluklarından insanımızı kurtarmak, yanlış duygu ve düşüncelerin ağına takılıp kalmaktan onları korumak, eşya ve hâdiseleri, feri ve toplum yaşayışını hakikatine uygun değerlendiremeyenlere sağlıklı değer ölçüleri sunmak göreviyle kucaklıyor herkesi. "Renkler Kuşağı ve Hakikat Tomurcukları."
"Renkler Kuşağında Hakikat Tomurcukları"nın "Tasavvuf " bölümünde, tasavvuf, İslâm hakikatinin insan vicdanında duyulup yaşanması mesleği olarak tanımlanıyor ve şöyle açıklanıyor: "Tasavvuf, neticesi itibariyle, insanın kendi aczini, fakrını, hiçliğini kavrayarak varlığının esasını teşkil eden Hakk'ın vücûdunun şuaları karşısında bütünüyle eriyip yok olmanın ünvanıdır. Tasavvuf, insan ruhunun saflaşıp kendi özüyle bütünleşip, bütün zaman ve mekanları aşarak, bir bilinmez bunda ulaşması keyfiyetidir. Ve ancak bu yolladır ki her fert Mîrac-ı Nebevi ile açılan kapıdan geçerek Rabb'ine ulaşır, bir nevî mîrâca mazhar olur. Felsefe ve hikmet, insanın düşünce ufkunu genişletir ve onun. eşya ve hâdiseleri tanımasına yardımcı olurlar. Tasavvuf ise idrâk edilmez bir buudda eşya ve hâdiselerin yaratıcısıyla insanın temasını temin eder ve onu Allah(c.c.)'ın dostu hâline getirir."
Demek ki tasavvuf, "Vicdan ve Ruh İklimi"ne ulaşmak, orada yaşamaktır. Zira "Gerçek hayat, vicdan ve ruhun öteler esintili duru ikliminde yaşanan hayattır. Önü ve sonu itibariyle de asla elemi, kederi, hasreti yoktur. Ama günümüzde, hayatı bütünüyle cismâniyete bağlayan düşünce, mide, barsak ve yemek borusunu, insan varlığı üzerinde en hâkim unsurlar hâline getirmiş ve insanı, bedenî hazlarının âzad kabul etmez kulu, kölesi yapmıştır."
Ruhtan cisme inmek, cennetten cehenneme düşmek gibidir. Millet ve medeniyet olarak asırlardan beri gerçek hayatımızdan yani cennetimizden kovulduk. Doğru yolumuzu şaşırıp kaybettik. Gerçek rehberlerden mahrum edildik. "Kaderimiz, Adem Nebi'nin kaderi, cebren iskâna memur edildiğimiz yer, eski dünyalara nisbeten mahzun Serendip, bizler ise kadrini bilmeyip dün elden çıkardığımız cennetleri hasretlerle, iştiyaklarla anan, arayan Batızedeleriz."
"Onun gözü hiç kaymadı" denilen kutlu bir "Yol Göstericimiz" ve onun soylu vârisleri vardı önümüzde. Onları unutturdular, onları susturdular. Gerçek izleri kaybettik, gözlerimiz kaydı. "İman ve Mücadele Gücü"müzü kaybettik. Aşk ve şevkimizi yitirdik. Şeytanların renkler kuşatmasına girdik. Seraplar içine saplanıp kaldık. Batı'nın iğfallerine aldandık. Batı'yı bahar zannettik, korkunç bir kışa tutulduk. Gulyabânilerin tuzaklarına düştük. Sefil medeniyet oyun ve oyuncaklarının renkler karmaşası gözlerimizi bağladı, kulaklarımızı sağır, kalblerimizi duygusuz, beyinlerimizi düşüncesiz hâle getirdi. Yanlış görür, yanlış duyar, yanlış düşünür ve yalana inanır olduk.

İşle bütün bu olumsuzluklardan kurtulmak, yeniden dirilmek, kaybedilenleri yeniden bulmak, tekrar Kur'ân'a dönmekle mümkündür. O Kur'ân ki "İnsanoğlunun kıymet ve değeri ölçüsünde, onun kalb, ruh. akıl ve cismâniyetini, nazar-ı itibâra alarak Yüksekler Yükseği'nden nüzûl ile insanlık ufkunda tülû etmiş, en mükemmel mesajlarıyla İlâhî kanıunlar mecmuâsıdır." Yani tasavvufun düstur ve ders kitabıdır. Hayal kanunları ve varoluş planıdır. Bizi kaostan inanca götürecektir. Ona, yani Kur'ân'a erince "İnanan Bir Kere Aldanır" sırrına erilecektir. "Özüne Dönmüş, "Din"i iyice anlamış olunca da "Kendi Güzelliğiyle Geceler" bizlere kucak açıp, esrarına ortak edecektir. "Seyyah Üzerine" konuşmalar olacak, yeniden "Söğüdün Bağrında Diriliş" rüyaları görülecek, gerçek "İnsan" ortaya çıkacak ve "Mutlu Nesiller" sökün edecektir. "Fütüvvet Ruhu" topluma hâkim olacak, "Zıdlıklar" bitecek. "Bekledikleri ve Bulduklarıyla Millet" muhasebeye oturacak, "Sonsuzluk Yolunda" gerilime geçip, "Sağlam Geçmiş Güçlü Yarın"ların hesap ve plânlarını çıkaracak. "Aşk" ile dolup taşarak "Tahrib Edilen Tabiat"ı yeniden imar edecek, "ilimden Beklenen Gaye"yi "Kur"ân"la gösterecek. Hayat, ruh kazanacak, "Yeniden Varolma"yı "Basîret"ler "İdeal Cemiyet"in "Tasavvuf "mayasıyla gerçekleştirecektir. "İlmin Putlaştırılması" kalkacak, "Gaye ve Vasıta" yerli yerine oturtulacaktır. "Renkler Kuşağında Hakikat Tomurcukları" bu yolu. bu çâreleri gösteriyor. Bizi "Telvin"den "Temkin"e dâvet ediyor.
Bu kılavuz kitap, 240 sayfadan ve116 resimden müteşekkildir. Resimlerin her biri diğerinden güzel ve her biri bir başka iklime kapılar açıyor. Düşündüren, ağlatan, duyuran ve tatlı tebessümler ettiren rengârenk levhalar.
Hakikat Tomurcukları 15 makâle, 13 deneme ve 19 şiir sunuyor. Bütün bunlar bir Yüce Ruh'un, bir Muzdarib Gönül'ün gözyaşları, kalb esintileri, ilham ışıltılarıdır... Apaydınlık bir iç dünyasının, zengin ve engin bir ruh ikliminin inanç, düşünce ve duygular kuşağı. Hakikati kucaklamış, hakikatce kucaklanmış bir semâvî kemâl zirvesinin, sır dolu mesajlar buketi...
Onu daha fazla anlatmaya çalışmak, onu perdelemek olur. Tatmayan bilmezmiş. Biz, kokusunu duyar gibi olduk. Çok çok okursak belki tadına ereriz. Az okuyoruz, çok az... Bize ait hakikat sayfalarını, hakikat sultanlarının kutlu mesajlarını çok ama çok okumalıyız. Gözü, ayak uçlarından kaydırmadan... "Telvin"den "Temkin" e ermek için okumalı, okumalıyız... Okumalıyız ki hakikat tomurcukları bizde çiçek açıp meyveye dursun.