Ağustos 1992 · s. 10 · 3 dakikalık okuma
Tefekkür
Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

TEFEKKÜR
Herhangi bir mevzûda, geniş, derin ve sistemli düşünme ma'nâlarına gelen tefekkür; erbabınca, kalbin çırası, ruhun gıdası, bilginin rûhu ve İslâmî hayatın da kanı, canı ve ziyâsıdır. Tefekkür olmayınca kalb karanlıklaşır, ruh hafakanlara girer ve İslâmî hayat da kadavralaşır.
Tefekkür, kalbde öyle bir nûrdur ki, hayır ile şer, zarar ile fâide, güzel ile çirkin onunla görülür ve sezilir.. kâinat onun sayesinde okunan bir kitap hâline gelir ve Kur'ân'ın âyetleri onunla ayrı bir derinliğe ulaşır.
Tefekkür, hâdiselerden ibret alma ve çeşit çeşit netice çıkarmanın çırağı, tecrübelerin altın anahtarı, hakikat ağaçlarının fideliği, kalb nûrunun da göz bebeğidir. Onun içindir ki, her güzel şeyde olduğu gibi tefekkürde de zirveleri tutan Ufuk İnsan: "Tefekküre denk ibâdet yoktur; öyle ise gelin Cenâb-ı Hakk'ın ni'met ve kudret eserlerini tefekkür edin! Ama zinhar Zât-ı Bâri'yi tefekküre kalkışmayın; zira O, insan düşüncesini aşan bir mevzûdur" meâlindeki sözüyle, düşünebileceğimiz sahanın sınırlarını belirler ve bize, güç, imkân ve iktidarlarımızı ihtâr eder.
Bu hususu hatırlatma sadedinde Minhâc sahibi ne hoş söyler:

-Ni'metleri tefekkür etmek bu yolun şartıdır. Ne var ki, Cenâb-ı Hakk'ın Zât'ında tefekkür apaçık bir günahtır. Evet, Allah hakkında düşünmek bir bâtıldır; O'nu hem bir muhal hem de hâsıl-ı tahsil bil..!"
Zâten Kur'ân-ı Kerîm de: "![]()
- Onlar göklerin ve yerin yaratılış ve şekillendiriliş keyfiyetinde tefekkür ederler." meâlindeki âyetleriyle, kâinat kitabını, bu kitabın yazılış keyfiyetini, harf ve kelimelerinin husûsiyetlerini, cümleleri arasındaki nizâm ve âhengi, hey'et-i umûmiyesindeki rasânet ve sağlamlığı nazara vererek bize en yararlı düşünme yolunu salıklamıyor mu?
Evet, her düşünce, her tasavvur ve her davranışta Hakk'ın Kitab'ına yönelmek, O'nu anlamaya çalışmak, hayatı O'ndan anladığımız şeylere göre tanzim etmek ve yaşamak; kâinat kitabındaki İlâhî sırları keşfedip ortaya koymak ve insana her an ayrı bir îmânî derinlik ve renkliliği duyurup tattıran bu yeni keşif ve tesbitlerle, îmândan ma'rifete, ma'rifetten muhabbete, muhabbetten, ruhânî hazlara uzayan bir ışıktan yolda bütün hayatı zevk haline getirmek, sonra da âhiret ve rıdvân-ı İlâhiye yürümek; işte insan-ı kâmil olmanın nûrlu yolu..!
Tefekkür, araştırma sahası itibâriyle bütün ilimlere açıktır, ama, aklî ilimler, pozitif tesbitler, bu büyük netice için sadece bir mukaddime, bir vâsıta ve bir yoldur.. ve bunların hepsi de gerçek muhtevâ ve yüzleriyle ilm-i vâhid-i ilâhiye müteveccihtirler. Tabiî insan dimağı yanlış muâlecelerle inhirâfa uğratılmamışsa...
Evet, varlığı bir kitap gibi mütâlaa ve tefekkür ancak, bütün eşya ve eşyaya ait husûsiyetlerin Allah tarafından yaratılmış olduğunu kabul etmekle beklenen semereyi verir ve bereketli bir vâridat kaynağı hâline gelir ki, bu da her şeyin her hâliyle Allahu Teâlâ'ya istinâdını yakînen idrâk eden ma'rifetullah, muhabbetullah ve zikrullah ile itminâna ulaşmış kalbi ve rûhî hayat kahramanlarının şiândır.
Mebde'de her şeyi Cenâb-ı Hakk'a istinad ettirme esasına göre sistemleştirilmeyen bir tefekkür, neden sonra Allah'a yönelip ve neticede O'nda mütenâhî olmasına mukabil; tâ baştan halk ve emir, her şeyi O'na bağlama esasına göre plânlanmış bir tefekkür ise, sonsuza kadar hep yeni yeni buudlarıyla sürer gider ve kat'iyyen inkıtaa uğramaz. Yani böyle bir tefekkür "Evvel" ve "Zahir" isimleriyle Allah'tan başlayıp sonra yine "Âhir" ve "Bâtın" isimleriyle Allah'a müteveccih olacağından mütenâhî değil, lâtenâhîdir. İşte böyle, tâ işin başlangıcında hedefi belirlenmiş bir tefekküre teşvik aynı zamanda varlığın şekil ve tecellî yollarını tesbite çalışan tabiî ilimlerin usül ve sistemlerini öğrenip kullanmaya da bir teşviktir.
Evet, gökler ve yer bütün eczâ ve mürekkebâtıyla, Allah'ın mülkü olduğundan varlık kitabında mütâlaa edilen her hâdise, her şe'n ve her nizâm Yüce Yaratıcı'nın şeriât-ı fıtriyedeki ahkâm ve tasarruf keyfiyetlerini de okumak demektir. Bu kitabı hakkıyla okuyabilen ve okuduğu şeylere göre hayatını düzenleyen birinin yolu herhalde hidâyet ve takvâ yolu, varacağı yer Cennet, içtiği de kevser olacaktır. Evet, dünyada çeşit çeşit ni'met ve rengârenk güzelliklerin gerçek sahibi olan Allah'tan gaflet ve hep iblisin rehberliğiyle nankörlük vâdilerinde dolaşan felâket ve hüsran ashâbına karşılık, o, herşeyin gerçek sahibi Mün'îm-i Hakîkiyi tanıyıp, O'na îmân ve îmândaki şuur ile inkiyad ederek, melâike, enbiyâ ve sıddîkinin öncülüğünde, hep şükür-ni'met, ni'met-şükür daireleri içinde dolaşır ve dökülen dökülene yığınların mahvoldukları, aynı vâdilerde Yüce Yaratıcı'nın lütûflarına mazhariyetin hakkını verir ve ömrünü bir tefekkür üveyki gibi geçirir. Şayet bir tümseğe ayağı takılsa, fikir dünyasını zikirle buudlaştırır; tedbirden teslime, temkinden tefvize geçer, âlemin mesâfelere esir düştüğü yerlerde o, göklerde tayerân ederek hedefine ulaşır...