Eylül 1984 · s. 23 · 3 dakikalık okuma
Tavşanlarda İzdivaç
İlhan Hoşgör · Yrd.Doç.Dr. · Zooloji

Kâinatın her zerresinde olduğu gibi; insanın ve diğer canlıların çift yaratılışlarında; gerek fizyolojik olarak (uzuvların farklı oluşu ve değişik vazifeleri görmesi bakımından), gerekse ruhi açıdan, vücud yapılarında iyi gören ve düşünenler için pek mühim ibretler vardır.
Hayvanların büyük bir kısmı çiftleşmelerinde insanlardan pek farklı değildir. Hatta bazı hayvanların tenasülü ve izdivacı insanların kinden daha hayret vericidir. Meselâ, Bıtrık adı verilen bir kuşun, dişisine değişmez bir yaklaşma tarzı vardır. Çiftleşme zamanı gelince, küçük bir taş seçer ve tatlı bir tavırla dişisinin önüne atar. Şayet dişisi taşı oradan alırsa bu, ona zevce olmayı kabul ettiğini ifade eder ve böylece birleşirler. Ancak dişisi böyle bir arzu duymazsa, taşa hiç dokunmaz. Bu durumda erkek taşını alarak döner ve başka birini araştırır.
Robin kuşu ise, kuşların çiftleşme hususunda tatbik ettikleri uzun süreli metodların en açık örneğini verir. Yuva kuracağı senenin henüz yazında, erkek Robin, bir orman veya bahçede, genişçe bir toprak parçasını işgal eder, üzerine yerleştiği andan İtibaren, bu araziye herhangi bir kuş veya hayvanın konması veya hücumuna karşı, cansiperane müdafaaya başlar. Arazi üzerindeki mülkiyetini sağlamlaştırdıktan sonra, yakın bir ağacın tepesine çıkarak, diğer kuşlara bu toprak üzerindeki krallığını bağırarak ilân eder.
Bu ilânın üzerinden tam altı ay geçer. Kışın ortalarında kuşun bağırmaları, tatlı terennüm ve lâtif sec'alara dönüşür. Böylece kendisiyle beraber bahara kadar yaşayacak olan dişisini, oraya cezbeder. Sonra birlikte yuva yapmaya başlarlar. Dişi kuş civciv çıkarmak üzere yumurtasını buraya bırakır. Böylece bu beraberlik, muayyen bir gayenin gerçekleştirilmesi bakımından, bir seneye yaklaşan bir takım kaidelerin eseri olarak meydana gelir. Ayni kaideler, bu kuş cinsinin bütün fertleri için istisnasız geçerlidir.
Kır tavşanlarının izdivaç tarzları ise daha şaşırtıcı bir seyir takip eder. Şehirliler için olmasa da, kırlık bölgelerde yaşayanlar için, kır tavşanlarının izdivacını bütün bir sene boyunca müşâhede etmek mümkündür. Çok kısa bir gebelik müddetine sahip olduğundan dolayı (45-53) bir dişi tavşan, yılda üç-dört defa yavru dünyaya getirebilir. Aralık ayının mutedil havalarında başlayan çiftleşme ameliyesi, mayıs ayında doruk noktaya ulaşır. Bu mevsimde erkek tavşanlar, eğik vaziyette ve burnu yerde, zik-zak yaparak, tarlada tek başına yürürken görülebilir. Onlar dişi tavşanların izlerini takip ederler. Nihayet bir erkek tavşan, eş olmaya müsait bir dişi tavşan bulunca, görünecek şekilde,
devamlı olarak onun ardından yürür. Böylece kendini ve ilgisini dişisine belli eder. Dişi tavşan ise, ileriye doğru yürümeye devam eder. Bu yürüyüşler saatlerce sürebilir. Şayet dişi tavşan kendisini takip eden erkeği beğenmişse, yukarı ve aşağı hareket eden kuyruğu, bariz olarak, siyah-beyaz optik sinyal göndermeye başlar. Yeni biçilmiş çayır üzerine veya henüz taze ve yükselmemiş ekili bir tarlaya kadar yürürler. Müşterek otlama veya dinlenme molası verilir. Sonra yürüyüş, tarlaların üzerinden, dolana dolana devam eder. Bu sırada topuklarını birbirine vurur havada parendeler ve yerde taklalar atarlar. Bütün bunlar birbirlerine gösteri niteliğindedir ve saatlerce sürdüğü görülebilir.
Bazen beş ya da altı tavşandan oluşan bir grup erkek tavşan, bir dişi tavşanın peşine takılırlar. Her biri, en yakın olmak gayesiyle, Önde koşanı geçmek ister. Bununla beraber, çoğu zaman, tavşanlar bir sıra oluştururlar ve zincirleme yürürler. Arasıra arkadakilerden biri ön ayaklarıyla, önde gidenin sırtına çıkmaya çalışır. Diğeri ise, buna tepki olarak, arka bacaklarının üstünde dikilir ve ön ayaklarıyla rakibine vurur. Bu anlarda çılgınca hareketler, havada sıçramalar, parende atmalar çok görülür. Tabii bütün bunlar, önde giden dişinin dikkatini çekmek ve ona kur yapmak içindir. Nihayet dişi tavşan, taliplerden birini, yine kuyruk hareketleriyle seçer ve ikisi diğerlerinden uzaklaşırlar. Daha sonra birbirlerine yakın, karşılıklı otururlar; ayaklarını, kulaklarını yalarlar. Yani bariz olarak temizlenirler. Bir müddet sessiz otururlar. Gözleyen, hiç bir şey olmuyormuş intibaına varır. Belki de onlar, dilsiz sohbet ediyorlardır. Sonra aniden, ikisi de, sözleşmiş gibi sıçrayıp kalkarlar. Bir kaç metre ötede, otların içerisine - sanki yabancıların görmesini önlemek istercesine- yürüyüp kaybolurlar.

Görüldüğü gibi, hayvanların dahi, birleşme gayesinin tahakkuku için, sıkı sıkıya tâbi oldukları bir kaideler manzumesi mevcuttur ve bunlar, her hayvanın cinsine göre ayrı ayrı olmak üzere fıtratlarına tevdi edilmiştir. Birçok hayvanda görülen izdivaç esnasında saklanma ve utanma hissi, en şerefli mahluk olan insanın âhlaki davranışlarına çeki düzen vermesi bakımından oldukça ibret vericidir.
Yar. Doç. Dr. İlhan Hoşgör
Kaynaklar
1. Nevfel A., Allah ve Modern İlim, Dava Yayınları, İst. 1972.
2. "Maier R., "Mümmelmanns Brautwerbung" Kosmos, MaiStutgart, 9 79