Eylül 1992 · s. 3 · 5 dakikalık okuma
Tarımda Tabiat Modeli mi? Yoksa Endüstriyel Model mi?

Bugün dünyamız, ziraatte devrim çapında iki önemli model üzerinde duruyor. Bunlardan bir tanesi alternatif tarımdır. Modern teknolojilerle, koruyuculuğa önem veren an'anevi tarım sisteminin bir kombinasyonu olan alternatif tarım, biyolojik tarım, eko-tarım veya agroekoloji diye de bilinmekte dir. Çiftçiler için ekonomik, çevre açısından da güvenli olması bakımından bu modele büyük bir ümitle bakılmaktadır. (Alternatif tarımla alâkalı geniş bilgi için bkz. Sızıntı Dergisi Sayı. 154)
Ziraattaki diğer model, çiftliklerin endüstrileşmesidir. Bu sistemde çiftlikler büyüyerek birer endüstriyel işletmeler haline gelmektedir. Böyle işletmelerin gelecekteki durumlarının tasarımını yapan bir ziraî ekonomist, gelecek yirmi yıl içerisinde bir çiftliğin ne şekilde olacağını şöyle tanımlıyor:
"Mini bilgisayarlar, robotlar ve mantık devrelerinden oluşan sun'î zekâlar, çiftliğin fiziki İşlerini ve üretim kararlarını otomatikleştirecektir. Gelecek yirmi yılda ziraî bilginin değeri bugünkünün iki katına çıkacaktır. Teknoloji, çiftçilere ziraat konusunda daha akılcı karar verme serbestiyetini verecektir. Mikroskobik toprak ve bitki alıcıları tarafından başlatılan biyolojik ve kimyevî reaksiyonlar, bitki koruma işlemini tamamen değiştirecektir. Daha fazla kimyevî madde kullanacaksınız, fakat onlar birer şefkatli biyolojik unsurlar olacaklardır. Ortamdaki zararlı populasyonu kritik bir seviyeye ulaşınca genetik mühendisliği, bitkilerin sadece bu zararlıları kontrol altına alan enzimatik işlemleri başlatmasını mümkün kılacaktır. Zamanımızı inhisar altına alan ilaçlama, gübreleme, sulama gibi üretim kararlan artık sun'î zekâlar tarafından rutin olarak yerine getirilecektir. Uydu bağlantılarıyla toprak, hava durumu, zararlı populasyon verim, protein seviyesi ve fiyat dalgalanmaları için gerekli bütün bilgiler temin edilecektir."
Şimdi, örneğini tabiattan veya endüstriden alan bir ziraat modeli, arasında seçim yapma durumu ile karşı karşıyayız. Endüstriyel model, çiftliğe girdi-çıktı yönüyle bir fabrika gibi bakar, tarlaları, hayvanları bir üretim ünitesi olarak ele alır. Gelişen yüksek teknolojik ekipmanlar bu tür çiftçiliği cazip hale getiriyor. Böyle işletmelerde verimlilik, yıl sonu kârı açısından değerlendirilmeye tabi tutulur.
Diğer taraftan tabiat modeli (alternatif tarım), çiftliği tamamen biyolojik, alt organizmalar arasında bağlantıları olan birçok kompleksten meydana gelmiş bir organizma olarak düşünür ve öyle değerlendirir. Böyle işletmelerde ekonomik performans, daha uzun vadede ele alınır, daha geniş canlı grubunun uzun vadedeki sağlığı ve başarısı ile değerlendirilir. Burada mesele, bizim, değişimin hangi yönde gerçekleşmesini istediğimizdir. Sosyal politikaları ve yatırımları ileri seviyeye ulaştıracak olan hangi tarım modelidir? Ortaya attığı iddiasını gerçekleştirebilecek olan hangisidir?

Alternatif tarım modelini savunanlar kendi usûllerinin zirai verimlilik için yeterli olduğunu rakamlarla ortaya koyuyorlar. Bazı politikacılar ve ziraî uzmanlar ise tabiat modelinin kârlı olmadığını söylüyorlar. Bu arada yüksek teknoloji kullanılabilirliği, teknolojik uyuma inanan kimselere ve yatırımcılara endüstriyel modeli daha cazip gösteriyorlar.
Bir çiftlik modelinin mümkün veya ekonomik olup olmadığını belirlemek için her zaman olduğu gibi bir kısım faraziyelerle hareket etme durumundayız. Bu faraziyeler iyi yapılmazsa işletmeciyi zor durumlara sokar. Endüstriyel ziraatın mı yoksa alternatif ziraatın mı tercih edilmesi gerektiği konusunda İnsanlar genellikle şu hususlarda hataya düşüyorlar:
Ziraî ekonomistler ziraatın ekonomik olarak sıhhatli bir şekilde yürümesi için soyut modeller kuruyorlar. Bu modellerde gerçek çiftliklerde olan birçok husus bulunmuyor. Mesela bu modellerde toprak erozyonunun önemsiz olduğu varsayımı ile hareket ediliyor, bu da gerçek durumla çatışma gösteriyor. Diğer taraftan hayatta hiç çiftlik kurmamış, çiftçilik bilmeyen kimseler çiftlikte bütün işleri robotlara yaptıramayacağını bilemez. Mesela bir inek, buzağılama esnasında özel hizmete ve yardıma ihtiyaç duyar ama robotlar bu özel hizmeti veremezler.
Bir başka yanılma da şudur: Ziraatta zararlıların ürün kaybına sebep olacağı endişesiyle hemen ilaçlama düşünülür. İlaçlama yoluyla verim azalması önlenebilir. Fakat bu arada zararlılarda direnç oluşturarak veya ortamdaki faydalı böcekleri ve tabii böcek yiyici predatörleri öldürerek kendimize problem çıkarabiliriz.
Alternatif tarım, verim artırmayı ilaç kullanmadan münavebe usûlü ve tabii mücadele yollan ile artırma iddiasındadır. Ancak bu verim artırma çabaları ülke çapında ekonomik politikalarla desteklenmelidir. Sağlam ticarî ve sosyal politikalar olmazsa bu uygulamanın şansı azalabilir. Bir yörede belli ürünün yetiştirilmesi teşvik edilirken onun pazarı da oluşturulmazsa bu verim artışının anlamı olmaz. Ziraat işletmeciliğinde görülen yaygın yanlışlardan biri de budur.
Şimdi, gelecekte insanlığın yüzünü güldürecek bir ziraat için bazı konuları mütâlâa etmekte yarar var. Zira, bazı şeyler insanlık için kaygı verici olma durumunu hâlâ korumaktadır. Ayrıca, dünya, bugünkü durumuyla geniş ve endüstrileşmiş çiftliklere meyletmektedir.
Çiftliklerin genişlemesi ve endüstrileşmesi ile ziraî üretim kararlarını artık bürolarda alma durumu ortaya çıkacaktır. Bu da tarla şartlarından ve tarla tecrübelerinden uzaklaşmayı doğuracağından ziraatta başarısızlıklarla karşılaşılabilinecektir. Halbuki ziraî yeterlilik tarla denemeleri ile sağlam esaslara dayandırılmalıdır.
Çiftlikler genişler ve endüstrileşirken hemen hemen aynı idarî programları uygularlar. Ziraatte böyle yeknesaklık olmamalı; çiftlikler tarafından yanşmalı programlar uygulanmalıdır.
Aile çiftlikleri ile endüstrileşmiş çiftlikler arasında işçinin faydalılığı yönüyle büyük farklılık vardır ve bu noktada aile işletmeleri avantaja sahiptir. Bir aile işletmesinde bir buzağının gecenin üçünde doğum yapması durumunda, aile fertlerinden birine ekstra bir ücret ödeme durumu veya haftada 110 saatten fazla çalışılmasında fazla mesai ödeme, durumu sözkonusu olmamaktadır.
Çiftliklerin endüstri ve sermayeye dayalı olarak büyümesiyle bir çok çiftçi, mesleğinde profesyonel olsa da ziraat dışında kalabilecektir. Bu da ziraatla geçimini sağlayan kesimde sürekli bir azalmaya yol açacaktır. Yani bundan sonra üretimden perakende satışa kadar bütün gıda endüstrisi belli sayıdaki holdinglerin eline geçecektir. Bu şartlar altında da sıradan bir vatandaşın satın alacağı malın kalitesini nasıl kontrol edeceğini söylemek de zordur.

Çiftlikler endüstrileşirken köy ve kasaba toplulukları yavaş yavaş ortadan kalktığı gibi bu yörelere ait kültür de ortadan kalkacaktır. Halbuki bölge topluluğu o yöre hakkında birçok önemli şeyi bilmektedir. Bu kaynağı kaybetmek paha biçilmez bir değeri kaybetmek demektir ve bu kayıp bir daha geri getirilemez.
Öyle veya böyle, görünen odur ki insanlar teknolojinin kolaylıklarından yararlanmak isteyeceklerdir. Ancak tarımda uygulanan biyoteknoloji ve sun'î usûllerin önümüzdeki dönemlerde karşımıza ne gibi problemler çıkaracağını kestirebilme şansına sahip miyiz? Yeni geliştirilen yöntemler, geçmiştekilere nazaran daha az mı zararlı olacak? Bu sorulara kim cevap verecek? Şüphesiz hepimizin istediği boğazımızdan geçecek şeylerin içimize sinebilmesidir. Bu da neyi ne kadar üreteceğini, ve ne kadar kâr edeceğini, insanlara ne ölçüde faydalı olacağını, üretim bolluğu kadar ürünün insan sağlığına ve çevreye zararsız olması gerektiğini kabul eden inançlı kadrolarca sağlanacaktır.