Mart 1987 · s. 11 · 4 dakikalık okuma
Tarihte Gıda Kontrolü

Hakka gönül veren, inançlı fertlerin oluşturduğu toplumlarda fert de huzur bulur toplumda.. aksi halde herkes karşısındakini alt etme ve aldatma yolları arar.
Gönüllerde Allah korkusu olmayınca su-i istimaller birer salgın hastalık gibi toplumu kuşatır.
İnsan sıhhatinin en mühim unsurunu temiz ve sağlığa uygun gıda oluşturur. Zaman zaman bazı insanların şahsi menfaatleri için hileli ve sağlığa zararlı gıda sattığı görülür. Bu tip insanların ve sattığı gıdaların kontrol edilmesi ve gerekli cezanın verilmesi toptum sağlığı yönünden zaruridir. Tarihimiz bu mevzuda nice misallerle doludur. Hatta Yüce Rehberimiz gıda kontrolünü bizzat kendisi yapmıştır: Birgün çarşıda dolaşırken, hububat satan birine rastladı. Hububat hoşuna gitti. Elini sokup bakınca alt kısmının ıslak olduğunu farketti. —Bu ne hal, diye sordu. A dam: Üzerine yağmur yağdı da ondan ıslak dedi. Bunun ü-zerine Hz. Peygamber (sav): - O ıslak kısmı üste koysan da herkes görse ya. Bizi aldatan bizden değildir, buyurdular (1—4).
Osmanlıda da gıda kontrolünün enteresan ve başarılı misallerini görüyoruz. Bir kaçını sunmaya çalışalım:
"Kurulan bir denetici grubu gün aşırı lokantaları dolaşır, kazanlardaki yemeklerin tadına bakıp hileli olanları mühürler, ertesi sabah da onları alıp götürürlerdi. Köfteciler, dükkanlarını, daha rahat denetlenmesi için karakol yakınlarına açmak mecburiyetindeydiler. Sütçüler de sıkı bir denetlemeye tabi idiler. Hilelerle mücadele eden servis müfettişleri hergün sütü, gözden geçirirdi. Sütçünün hilelerini ortaya çıkarmak için birçok usuller vardır. Bunların en çok uygulananı, bir yünlü kumaş üzerine bir damla süt damlatmaktı. Eğer süt damlası yuvarlak kalır ve dağıtmazsa saflığı anlaşılır. Yok eğer dağılır, kuması ıslatırsa içine su konmuştur. Kasapları denetleyen veteriner servisi, cılız veya hasta hayvanların etlerinin satılmamasına dikkat ederdi. Mezbahaneler kaide olarak meskûn yerler dışında bulunurdu (5) 1815 yılına kadar Paris'te hayvanlar kasap dükkanlarının önünde boğazlanırdı; bu tarihte Napolyon ilk mezbahayı yaptırmıştır. Osmanlılarda ise mezbaha sistemi asırlardan beri uygulanmaktaydı (6a).
Osmanlı İmparatorluğu döneminde kontrolü bizzat lonca teşkilatı içinde görüyoruz. Lonca idare teşkilatı kusurunu gördüğü dükkanı belirli bir süreyle kapatır,' çırak ve kalfasının kusurundan dolayı ustayı cezalandırabilir hatta bir kaç günlük hapis cezası verebilirdi. Suçu ağırsa, suçlu kadıya gönderilirdi. Standart kaliteye çok önem verilir buna uymayan esnaf şiddetle cezalandırılırdı. Fakat hiç bir idare teşkilatı böyle bir şerefsizliği göze alamazdı. Şahsi namus ve doğruluk, Allah korkusu herşeyin üzerinde idi. Bu hasletleri edinememiş esnafın lonca içinde barınması mümkün değildi.
Lonca içinde kalite kontrolü yiğitbaşı ismi yerilen vazifeliler tarafından yerine getirilirdi. Hakim ve belediye başkanı olarak çifte görev yürüten kadı, nahiyelerde naib, esnafı, muhtesibler vasıtasıyla kontrol ettiriyordu. Muhtesib, belediye zabıtası idi. Şehirlerde muhtesibbası vardı. Bunlar gelişigüzel kontrol yapamıyorlar, ellerindeki İhtisab Kaanun— Nâmeleri veya kadı yahut naibin mahkeme kararı ile çalışıyorlardı. Bizzat kadının da teftişe çıktığı olurdu ve adlî gücü temsil ettiği için, kontrol salahiyeti sonsuzdu. Sıhhi kalite ve standardizasyon kontrolü, muhtesibin kontrolünde idi. Muhtesib, emrindeki koloğlanı denilen belediye neferleri ile haber vermeksizin teftişe çıkardı (6 b).
Vatandaşa en iyi gıda satışının ve sağlık kaidelerine uygunluğun sağlanması için Ahilik teşkilatında "Esnaf ve Zanaatkarların İşleri Hakkında Tüzükler" çıkarılmıştır (7). Bu tüzüklere uymayanlar cezalandırılırdı. Bu hususta çıkan tamime bakalım:
"Fırıncıların ekmekleri, pidecilerin pideleri, çörekçilerin çöreği kontrol edilip, çiğ, siyah, eksi, eksik olmamasına dikkat edilmelidir Eğer olursa, kadı cezalandırıp dirhemine bir akçe cerime almalıdır. Elekleri sık olup, ekmekleri kepekli olmamalıdır. Aksi halde ceza verilmelidir. Bunların bilirkişisi simitçi sınıfından, olmalıdır."
Çörek ekmeğin yarısı kadar olmalıdır. Ayrıca bunun için bir okka halis yağ konmalıdır. Veya böğürtlen çöreği pide fiyatına satılmalıdır. Bunlar her zaman isteyene de yapılmalıdır."
Kasaplar koyunu keçiden ve erkeği dişiden ayırıp, bunları birbirine karıştırmamalıdırlar. Semizini saklayıp zayıfını kesmemelidirler. Uydurma mazeretle her zaman et bulundurmayan kasaba kanuni muamele uygulanarak et bulundurması temin edilmeli, aksi tezahür ederse hapise atılmalıdır. Herkesin arzusuna göre et verip, küçük büyük farkı gözetmeksizin satış yapılmalı, narhtan fazlaya satılmamalıdır. Narhtan fazlaya satarlarsa cezalandırılıp, dirhem basına bir akçe cerime alınmalıdır.
Aşcıların pişirdikleri yemekler ciğ ve tuzlu olmamalıdır. Kaseler temiz, kazanları kalaylı, çanakları yeni ve sırlı, önlükleri ise temiz olmalıdır. Aksine hareket ederlerse, haklarından gelinmelidir.
Börekçilere gelince; koyun eti, ikiyüz dirhem olunca, surdeli börek ikiyüz dirhem olmalıdır. Daraklı börek yüzseksen dirhem olup meyanesi soğanlı olmamalıdır. Koyun etinden başka et karıştırılmamalı ve soğanı çok, eti az ve çok yeri bos olmamalı. Hamuru temiz undan olup, içyağı karıştırılmamalıdır. Aksi halde muhkem tazir olunup, haklarından gelinmelidir.
Mahalle arasında, arpa ve buğday satanların icabına bakılmalıdır. Sair şeylerin de sokaklarda satışı yasaktır. Bu tenbihe aykırı hareket edenler men edilmeli ve aynı zamanda cezalandırılmalıdırlar (8)...
Bütün bu kanunlar ilhamını Yüce Beyan ve hadislerden almaktaydı.
"Vay haline o hilebazların, onlar ki, insanlardan (bir şey satın alırken) ölçtüklerinde tıka basa doldururlar. Fakat onlara (satarken) ölçtüklerinde ve tarttıklarında eksik verirler, onları ziyana sokarlar Bunlar dehşetli bir gün, insanların, Rabb'ûl—âlemîn'in huzurunda dıır(up hesap vere)cekleri gün kendilerinin de hesaba çekileceklerini zannetmezler mi? (Hesaba katmaz, düşünmezler mi?) Hayır hayır sakın yapmayın. Çünkü füccarın (sahtekar tüccarın) kayıtları siccin (denilen cehennem zindanın) da-dır... (k.k.)
Yüce Rehberimiz de bu hususta titizlik göstermiştir.
"Satıcılar doğru olur ve sattıkları şeyin durumunu olduğa gibi beyan ederlerse satışlarının bereketini görürler. Doğruluktan ayrılır da malın özür ve kusurunu söylemezlerse, belki bir kar elde ederler ama satışlarından hayır ve bereket görmezler"
Bugün gerçekleştirmeye çalıştığımız gıda ve kalite kontroluna ecdadımız, aşırlar öncesinden aldığı ilhamla derin bir titizlik göstererek eğilmiş ve halk sağlığını korumada üstün basarılar elde etmişlerdir.
Dr. Polat Has
LİTERATÜR
1— Canan, İ: Hz. Peygamber Sünnetinde Terbiye s:471
2— Döndüren, M: İslâm Hukukuna Göre Alım Satımda Kâr Hadleri s:1116
3— İmam Gazali: İhyai Ulumiddin. c:2, s:196.
4— Polat, A: İslâmda Ticaret Hukuku, s: 45,
5— Ali Mazaheri: Ortaçağda M. Yaşayışları S.257.
6— Öztuna, Y: Büyük Türkiye Tarihi a) 12— 183 D- 11/385
7— Çağatay, N: Ahilik. S:113
8— Ahmet Lütfi: Osmanlı Adalet Düzeni. s:72