Sızıntı Arşivi

Eylül 1985 · s. 10 · 2 dakikalık okuma

Tarihin İlk Sayfaları

Ö. Faruk Özbey · Tarih

ey85-11.jpg

Bazılarına göre tarih; bir körler döğüşü, çıkarlar, menfaatler çatışmasıdır. Bazılarına göre de; üç-beş talihlinin saltanat meydanı, beş-on asilzadenin kitlelere tahakkümü... Bizce ne o, ne de öbürü.

Tarihi inceleyecek dakik nazarlar, daha ilk sayfalardan itibaren, bugünkünden hiç de az olmayan bir şuurun izlerine rastlayacaklardır; mağara duvarlarından, çöllerin koynuna; yerin derinliklerinden okyanus diplerine... Fakat bakışlar bulanık, fikirler ve yorumlar peşin olunca "tanrıların ayak izleri (!)" damgası vurulacaktır. Bilakis onlar şuurlu insanın medeniyyet izleriydi. Fakat bu hükmün altında yatan bir efsane vardı. Yıllardır ilim mahfillerini istila ettiği için, ister-istemez haşır-neşir olduğumuz bir "evrim" efsanesi; ve bunun beyinlere nakşettiği insan modeliydi bu: Göz kamaştıran şimşekler, sağır eden gök gürültüleri, dinmeyen yağmurlar ve etrafı çepeçevre saran binlerce canavar arasında; ellerinde topuzla av peşinde koşan, yaşamaktan başka gayeleri olmayan ve bunun için de kendilerini koruyacak bir mağara ve karınlarını doyuracak bir avdan başka şeye ihtiyacı duymayan "insan-hayvan" arası mahlûklar. Elbetteki temelsiz, mesnedsiz ve delilsiz olan bu felsefe üzerine bina edilecek her hüküm yanlış, her düşünce sakat ve her yorum efsane olacaktı...

Tarihi inceliyecek aynı dakik nazarlar göreceklerdir ki; insanın teşrif edeceği zaman ve mekanda ne canavarlar mevcuttu, ne de hayatı zehir edecek tabiat şartları. Bilakis, milyarlarca yıl içinde yeryüzü, ihtimamla hazırlanmış, ısı ve ışığı, kara ve denizler, atmosfer ve bitkileri, böcek ve çiçekleri, kış ve balıklarıyla bir döşek rahatlığına kavuşturulmuş ve insanoğluna mesken olacak vaziyete sokulmuştu. Gökler rahmet yağdırıyor, yer ise her çeşit nimeti misafirine takdim ediyordu...

Birgün bu muammalar perdesi aralanır ve tarih asıl hüviyetiyle görünürse "karanlık çağı" da olmadığı görülecektir. Bilakis her asrın seması, daha ilk sayfalardan itibaren sayısız ay, yıldız ve güneşlerle aydınlanmış ve insanlara "nurlu ufuk" gösterilmişti...

Daha ilk sayfalarda başlayıp devam edegelen bir çatışmanın varlığı inkar edilemez. Fakat bu ne körler doğuşuydu, ne saltanat kavgası! Bilakis, bütün zıtları mahiyetinde cemeden insan, daha ilk günlerde bir ışık ordusuna mukabil, bir sürü muzır haşarata da döl yatağı olmuştu. Mahiyetindeki zıt kutupların çatışması neticesinde duygu ve düşünceleri, hayat tarzları, örf ve adetleri, ceza ve müeyyideleri... kısacası herşeyleriyle birbirine zıt iki zümre çıktı tarih sahnesine. Ve bir çatışmadır başladı bu zıt kutuplar arasında, bugüne kadar sürüp gelen.. Bu nefisden gelen isyanla, vahiyden gelen Tevhid'in çarpışmasıydı, hükümranlık sevdası değil! Hele yaşama mücadelesi hiç değil!

Altın halka ufuk insan'la tamamlanıncaya kadar hep aynı minval üzere akan ve şekilden şekile girerek günümüze kadar gelen bu çatışmanın gaye ve hikmeti ise çatışan zıtlar sayesinde "Hakk'ın hakkıyla görünmesi" ydi.

Binlerce hikmet, sır ve muammalarla dolu olan bizim tarihimiz, vahyin ışığında aydınlanmaya muhtaçtır!..

Ö. Faruk Özbey