Haziran 1993 · s. 24 · 5 dakikalık okuma
Takva
Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

TAKVA
Takva vikaye kökünden gelir; vikaye de gayet iyi korunma ve sakınma demektir. Şer’i ıstılahta takva, Allah’ın emirlerini tutup, yasaklarından kaçınmak suretiyle O’nun azabından korunma cehdi şeklinde tarif edilmiştir.
Lügat ve şer’i ma’nalarının yanında bazen korku, takva tabiriyle; bazen de takva, korku sözcüğüyle ifade edilmiştir ki, şeriat kitaplarında her iki şekilde de kullanıldığını görmek mümkündür.
Bir de takvanın oldukça şümullü ve umumi ma’nası vardır ki, şeriat prensiplerini kemal-i hassasiyetle görüp gözetmeden şeriat-ı fıtriye kanunlarına riayete; cehennem ve cehennemi netice veren davranışlardan Cennet’i semere verecek hareketlere; sırrını, hafîsini, ahfâsını şirkten, şirki işmam eden şeylerden koruyup kollamaktan, düşünce ve hayat tarzında başkalarına teşebbühten sakınmaya kadar geniş bir yer işgal eder.
İşte bu ma’nada takva insan için biricik şeref ve değer kaynağıdır ki:
-Sizin Allah indinde en asil, en şerefliniz takvada en derin olanınızdır” ayet-i pürenvarı da buna işaret etmektedir.
Kur’an-ı Kerim’den başka hiçbir kitabın takvaya. bu ölçüde, bu derinlikte, bu şümulde ve Kur’an’dakine denk bir mana yüklediğine şahid olmadığım gibi, İslam’ın dışında hiçbir ahlak ve terbiye sisteminin de bu seviyede, madde ve ma’nayı kucaklayan.. kökü dünyada, dalları, çiçekleri, meyveleri ukbada sihirli bir kelimeye rastlamadım. Evet, ma’na ve muhteva itibariyle takvada öyle bir büyü var ki, ona sığınmadan Kur’an’ı tam anlamak ve Kur’an yörüngesinde yürümeden ona ulaşmak mümkün değildir. Başta, Kur’an, kapısını müttakilere aralar ve
fısıldar; neticede, Hz. Furkan ekseninde yaşamaya işaret eder ve nazarları
ufkuna çevirir.
Hakkın, en çok beğendiği iş takva, en temiz, en nezih kulları da müttakilerdir.. takva adına müttakilere en saf, en duru mesajı da Hz. Furkan-ı Bediu’l Beyan’dır. Bu ulu kullar burada Kur’an’la beslenir, ötede de rü’yet ü rıdvanla. Buradaki vicdan? zevk, oradaki rûhanî haz, takvadaki derinliğe bir ikinci mevhibe olması itibariyle Cenab-ı Hakk:
-Allah’a karşı olabildiğince takva dairesinde olun!” buyurarak bu ma’nadaki takvanın önemini hatırlatır.
Evet, bütün hayır vesilelerini değerlendirme, bütün şer yollarına karşı kapalı kalma veya kapalı kalmaya çalışma ma’nalarına gelen takva sayesinde insan, aşağıların aşağısına yuvarlanmaktan kurtulur v “a’lâ-yı illiyyin” yolcusu olur. Bu itibarla denebilir ki, takvayı bulan, bütün hayırların, yümünlerin, bereketlerin kaynağını da bulmuş olur. İşte bir şahid daha:

—Allah din u takvayı kime verdiyse o, dünya-ahiret muradına ermiştir. Kim ki, Hakk eri ve takva sahibidir, o bir şaki değil saiddir ve dosdoğru yoldadır. Kim ki takvadan nasipsiz ve takva emaresinden yoksundur, onun varlığı ayıp ve ardan başka değildir. Aslında o diri değil ölüdür.. ve Hakk’a götüren rehber olamaz” (Gülşen-i Tevhid).
Takva, paha biçilmez bir hazine, en zengin hazinelerin en mûtena yerinde eşsiz, bîhemta bir cevher, bütün hayır kapılarını açan sırlı bir anahtar ve Cennet yolunda bir buraktır. Bu müstesna yerine binaen o, Kur’an-ı Kerim’in zülal beyanıyla, tam yüz elli defa ışık tayfları halinde gelir ve ruhlarımızın dimağına akar.
Takvanın bu umumi isti’mâline mukabil bir de herkes tarafından bilinen bir has ma’nası vardır ki, çok defa “takva” denince akla gelen de budur. O da; şeriatın emir ve yasaklarına karşı fevkalade duyarlı olmak, mükafattan mahrumiyet veya cezayı gerektiren davranışlardan uzak kalmaya çalışmaktan ibaret görülmüştür ki,
-Onlar, günahların büyüklerinden ve fuhşiyattan kaçınırlar” fermanı bu önemli esasın bir yanını;
Onlar ki iman edip sonra da salih amel işlemeye koyuldular” cami beyanı da diğer yanını ifade etmektedir. Farzları titizlikle yerine getirme ve büyük günahlardan kaçınma, takvanın zaruri ve cami iki esasıdır. Sağair dediğimiz küçük günahlaragelınce
Kul gerçek takvaya ulaşamaz, sakıncalı şeylere girme endişesiyle bir kısım sakıncası olmayan şeyleri de terketmedikçe” gibi pek çok beyan-ı Nebevi var ki, Kuran’ın “lemem” dediği şeylere karşı da titiz olmayı ihtar etmektedir.
Evet, tam ihlas, ancak her çeşit şirk şaibesinden sakınmakla, kamil takva da şüphelerden bütün bütün kaçınmakla elde edilebilir Zira
Câmî hadisi; kalb ve ruh seviyesinde bir hayatı, şüpheli şeyler karşısında hassas olmaya bağlamıştır. Hadis; helalin belli, haramın da belli olduğunu, Sahib-i Şeriatin bu iki hususu herhangi bir kuşkuya meydan vermeyecek şekilde beyan ettiğini, ancak bu ikisinin arasında, ikisine de benzeyen bir kısım şüpheli şeylerin bulunduğunu.. ve insanların çoğunun bunları bilemeyeceğini. bu itibarla da, şüpheli şeylerden sakınmak lazım geldiğini.. şüpheli şeylerden sakınan kimsenin ancak dinini, ırzını koruyabileceğini, şübehâta düşen kimsenin ise, harama girme ihtimali olduğu; tıpkı, koru kenarında koyun güden çobanın koyunlarının, koruya girmesi melhuz bulunduğu gibi hususları anlattıktan sonra Hz. Ruh-u Seyyidü’l-Enam buyuruyor ki: “Biliniz ki, her melikin bir korusu vardır; Allah’ın korusu da haramlardır. Şu da bilinmelidir ki, cesette bir et parçası vardır, o sıhhatli olunca beden de sıhhatli olur; o bozulunca beden de bozulur. İşte o kalbdir!”
Bu esaslara binaen, takva-yı tammın, ancak şüpheli şeyler ve küçük günahlardan sakınmakla elde edilebileceğini söyleyebiliriz. Böyle bir içtinab ise her şeyden evvel iyi bir haram ve helal bilgisine, bundan da öte sağlam bir marifet ve vicdan kültürüne vabestedir. İş gelip bu noktaya dayanınca, ![]()
-Sizin Allah nezdinde en asil ve en şerefliniz, takvada en ileri olanınızdır” ayetiyle “
-Kulları içinde Allah’dan hakkıyla ancak âlimler korkar” beyanı adeta kutuplaşır.. takva, asalet ve şerefe inkılap eder, ilim de saygıya bürünür ve bir bayrak gibi tüllenir. Kalbini ve sırrını bu renklerle bezeyen ruhlar,
-İşte o kâmet-i balalar, kalblerinde, Allah’ın takva imtihanına tabi tuttuğu kimselerdir” İlahi iltifatıyla da birer imtihan kahramanı olarak anlatılırlar.
İbadet ve itaat kutbunda takva denince, daha çok iç safveti, gönül derinliği ve ihlâs enginliği anlaşılır; ma’siyet dairesinde de günah ve şüpheli şeylere karşı kesin tavır ve kararlılık. Bu itibarla da, kulluğun çeşitliliğine göre, aşağıdaki hususların hepsini takvanın ayrı bir buudu sayabiliriz:
1. Kulun mâsivâullah’tan (Allah’dan gayrı her şey) kaçınması.
2. Onun şeriat ahkâmına bihakkın riayet etmesi.
3. Esbab dairesinde cebre düşecek davranışlardan, kudret dairesinde i’tizale sapacak inhiraflardan sakınması.
4. Hakk’tan uzaklaştıracak şeylere karşı sürekli tetikte bulunması.
5. Yasaklara muhalefet etmeye çekecek nefsi hazlara karşı devamlı uyanık olunması.
6 Maddi manevi herşeyin Allah’dan bilinip nefse hiçbir şeyin temlik edilmemesi
7. Kendini hiç kimseden daha âlî ve daha hayırlı görmemesi.
8. Allah’dan başka hiçbir şeyi gaye-i hayal edinmemesi.
9. Hazret-i Rehber-i Küll’e bila kayd u şart inkıyad edilmesi.
10. Ayat-ı tekviniyenin sürekli tetkik ve tefekkürüyle kalbi ve ruhi hayatın yenilenmesi.
11.Ve değişik buudlarıyla rabıta-ı mevtte kusur edilmemesi
Hâsılı, takva bir kevser, müttaki de ona ulaşmış bahtiyardır; Hakk katında bu mazhariyeti elde etmiş insan da azdır. Bir şairimizin sözüyle bitirelim:
“Hakk Teâlâ eder takva ehlidir ulunuz
Müttakinin makamı cennet içtiği kevser olur”
![]()