Ocak 1993 · s. 6 · 7 dakikalık okuma
Tabii, Seçim mi Tabiat Üstü Plan mı?

Batı'da çok az insan, evrimci dünya görüşünün hangi ölçüde teistik (dinî) görüşle ihtilaf halinde olduğunun farkındadır. Pek çok insan ise hem Hristiyan olduğunu söyler hem de evrime, tarihi vak'a olarak inanır. Esasında evrim teorisi, çevremizdeki dünyanın ateistik açıdan izahıdır. Evrime inanan herkes ateist olmamasına rağmen, evrim teorisinin önde gelen müdafiileri, evrim kavramının tabiatta Yaratıcı'nın fiillerinin olmadığı hususunda hemfikirdirler.
Batı dünyasında evrimin en şiddetli savunucularından olan Sır Julian Huxley, Birleşmiş Miletler'in UNESCO başkanlığını yürütürken dünyayı evrimci, hümanistik görüşün bayrağı altında toplamak için çok çalışmıştır. Aşağıdaki ifadeler onun kendi sözleridir.
"Darwin şunu açıkça ortaya koydu ki, tabiat ötesi bir planlayıcıya ihtiyaç yoktur. Çünkü tabii seleksiyon kavramı, hayatın herhangi bilinen bir formunu izah edebilir. Canlıların yaratılışından tabii seleksiyon sorumlu olabilir. Hayatın evriminde "tabiat üstü bir güce" de ihtiyaç yoktur. Biz canlıların evriminde rol oynayan ve zihinlerimizi işgal eden tabiat üstü bütün fikirlerden tamamen kurtulmalıyız."
Öte yandan dünyanın her yerinde bütün dinî metinler, tabii dünyanın bir plan neticesinde şekillendiğini ve bu planı çizip uygulayan Yaratıcı'nın varlığı hususunda ittifak halindedirler. Dolayısıyla tabii sebeblerin ve işlemlerin bu planın gerçekleşmesinde hakiki tesirleri yoktur.
Tabiat ötesi plan ile şans-ihtiyaç prensibiyle işleyen tabii seleksiyon, hayatın başlangıcı hakkında birbirine zıt iki görüşü temsil eder. Nobel ödülü sahibi zoolog Jacques Monod, evrimde kör şansın rolünü kendince şöyle ifade eder:
"Tek başına şans her bir yeniliğin kaynağını oluşturur. Mutlak olarak serbest ama kör şans, evrimin temel mekanizmasını oluşturur."
Britannica Ansiklopedisi'nin en son baskısında evrim hakkında şu ifadelere yer verilmektedir:
"Darwin iki şey yapmıştır. O evrim teorisinin, yaratılışın İncil'deki anlatımıyla çelişen bir vak'a olduğunu göstermiş ve evrimin sebebinin tabii seleksiyon olduğunu ve dolayısıyla da bir plana ve İlâhî Rehbere yer ve ihtiyaç olmadığını açıkça ifade etmiştir."
Batı'da pek çok dindar insan evrime inanır. Fakat bu insanlar şunu idrak etmelidirler ki, bilimin gerçekleriyle zıtlaşan evrimci düşünce tarzı; tabiatta, tabiat üstü hiçbir tesirin olmadığı sonucuna götürür (Şüphesiz böyle bir düşünce tarzı doğruysa).
Ayrıca evrim doğru ise bütün dinler yanlış demektir. Cornell Üniversitesinde Biyoloji ve Tarih Profesörü Dr. W. Provine bir makalesinde şöyle demektedir:
"Darwin'in idrak ettiği husus şuydu: Eğer tabii seleksiyon, adaptasyonları izah ediyorsa, evrim de kelimesi kelimesine doğruysa, o zaman kainattaki plan varlığı ve delili, yanlış demekti. Neticede bu da şuraya çıkıyor ki, Allah'ın varlığı, cüz'i ve kütlî irade meselesi, ölümden sonra hayat, değişmez ahlakî prensipler ve hayatın manası gibi hususlar anlamsız ve geçersizdirler."

Fakat evrim gerçek olmadığı gibi, ilmî doğru sayılabilecek şeyler arasında da değildir. Evrim hakikatte, geçmişin tarihinin yeniden kurulması hakkında bir dünya görüşüdür. Evrim, şu anda mevcut olan kompleks canlı sistemlerini, kayaları, fosilleri ve biyolojik verileri yorumlama tarzıdır. Diğer deyişle evrim, günümüzün bu şekilde olması için gözlenmemiş geçmişde neler oldu sorusuna verilen muhtemel cevaplardan birisidir. Görüldüğü gibi bu cevap ilmî bir hipotezden çok daha fazla şeyi içine almaktadır. Önde gelen evrimcilerin anladığı şekliyle evrim, Ortodoks tabiatçılığı (naturalizm) ve antiteistik (din karşıtı) felsefeyle bağlantılı olup sonuçta insanı "tabiat üstü güç"ün inkarına götürür.
Yazılarında, mektuplarında ve hatıralarında Darwin, her canlı sistemde çok açık şekilde görünen planın tamamen mekanistik ve tabii sebeplerle ortaya çıkabileceği bir vasıta olarak tabii seleksiyonu ortaya atıp işledi. Darwin bu tabii seleksiyon kavramını, William Paley'in düşüncelerini çürütmede kullandı. William Paley'e göre, canlı sistemlerin fonksiyonel kompleksliğinden yola çıkarak, bir kimse o sistemin oluşmasında ve devamında bir plan ve iradenin gerekliliğine hükmedebilir. Nasıl kompleks bir fotoğraf makinası bir fotoğraf makinası ustasını gerektiriyorsa, aynen öyle de fotoğraf makinasından çok daha kompleks olan canlı sistemler, yaratılışlarında ve icraatlarında bir Yaratıcı'nın varlığına işaret ederler.
Danvin'in ve onun günümüzdeki takipçilerinin şiddetli şekilde W. Paley'in bu plan delili tartışmasıyla mücadele etmelerinin sebebi ise gayet açıktır. Plan delili bir planlayıcıyı gerektirdiğinden plan varsa bir planlayıcı var demektir. Böyle bir planlayıcı da, hem yaratılış fiilleri için birtakım kurallar koyabilme hem de kurallarını iptal edecek yeni kurallar koyma yetkisine sahip olacaktır. Ayrıca kutsal bir Yaratıcı'ya karşı davranışlarımızdan sorumlu olmamız, bu tabiatçı ve evrimci görüşe sahip insanlar tarafından kolaylıkla kabul edilemez.
Eğer tarih boyunca hiçbir tabiat üstü güç yeryüzünde faaliyet göstermemişse, o zaman yaratılış hadisesi olmamış demektir. Öte yandan da, evrimciler arz tarihinde tabiat üstü bir plana dair işaretlerin varlığının kabul edilmesine izin verirlerse o zaman da evrim teorisi geçersiz olacak demektir. Çünkü evrim bir plan ve planlayıcıya değil sadece tabii sebeplere ve kör şansa güvenmektedir.
Fakat canlılarda plan delili çok açıktır. Tek hücreli bir organizma bile bilim adamlarının anlama kabiliyetlerinin ötesinde, son derece kompleks bir sistemdir. Canlıların biyokimyevî fonksiyonları, son derece harika kompleks genetik kod ile programlanmış moleküller tarafından yerine getirilmektedir. Genetik kodda saklı bilgi sadece plan ve düzeni değil, aynı zamanda yazılı anlamlı bilgileri de ihtiva eder. Alfabesi dört harfli nükleotidler olan bu genetik bilgi sadece doğru olarak yazılmakla kalmamalı aynı zamanda hücrenin geri kalan kısmı, bu genetik bilgiyi okumaya ve ondan gelen talimatlara uymaya muktedir olmalıdır. Eğer hücre, besinini metabolize edecek ve çoğalacaksa, bu bilgiler hücre tarafından doğru şekilde okunup anlaşılmalıdır. Bu genetik bilgi, hayatın ilk başlangıcında da mevcut olmalıdır. Acaba genetik bilgi üçlü kodonlar halinde kendi kendine nasıl yazılmıştır.? Hücre içindeki çeşitli organeller ve bunların alt birimleri genetik şifreyi okumayı ve ona itaat etmeyi nasıl öğrenmişlerdir?
Günümüz evrimcilerinin yaşayan sözcüsü Carl Sagan genetik bilginin büyüklüğü hakkında şöyle bir kıyaslama yapmaktadır:
"Basit bir hücrenin ihtiva ettiği bilgi 10-12 bit civarındadır. Bu ise, Britannica ansiklopedisinin yüz milyon sayfalık bilgisiyle mukayese edilebilir." Bununla beraber Carl Sagan genetik bilgi kodunun sadece tabii sebeb ve işlemlerle kendi kendine yazıldığına ve sonra da cansız kimyevî maddelerden hayatın çıktığına inanır. Carl Sagan'ın inandığı bu evrimci görüşe gerçekten ciddi şekilde inanılabilir mi?
Çok açık şekilde irade sahibi biri tarafından planlamanın neticesi olan canlılardaki hadiseleri ve fonksiyonları evrime atfetmek gerçekten akıllı bir davranışmıdır?
Tabiattaki planın varlığına en açık, güzel bir delil her zaman insan gözü olmuş ve olmaya devam etmektedir. Gözümüzde mercekler, kornea, iris gibi pek çok fonksiyonel kısımlar, onları kontrol eden kaslar, ışığa hassas çubuk ve koni hücreleri, sinyalleri beyindeki karar verme merkezine gönderen optik sinir gibi kısımlarıyla kompleks bir sistem oluşturmuşlardır. Böyle bir göz şüphesiz ilmi ve Kudret-i Sonsuz, optik fizik bilgisine sahip bir planlayıcı tarafından planlanıp inşa edilmiştir.
Darwin bile göz hakkında bugün bilinen şeylerin çok azını bilmesine rağmen, insan gözünün kompleksliği karşısında şoke olup hayrette kaldı. Türlerin Orijini" isimli kitabında Darwin "Son Derece Mükemmel Organlar ve Komplekslik" isimli bir bölümde şunları söylemektedir:
"Farklı miktarlarda ışığın odak noktasının ayarlanması sferikal ve kromatik aberasyonların düzeltilmesi gibi hususlar düşünüldüğünde gözün tabii seleksiyonla oluştuğunu düşünmek, açıkça kabul edip itiraf ediyorum ki, son derece ihtimal dışı ve ahmaklıktır."
Darwin kitabında bu ifadeleri söylemesine rağmen hemen kitabın birkaç sayfa ötesinde, gözün nasıl tabii seleksiyonla oluşabileceğini tartışıyordu.
Bir kimse niçin Darwin'in kendisinin bizzat ahmaklık ve ihtimal dışı olarak gördüğü bir sonucu kabul edip müdafaa etmek zorunda kalmasını merak edebilir. Şimdi bunu izah edelim:
Bilindiği üzere Darwin dindar bir ailede büyüdü. Fakat onun yakın çevresi oldukça anti-Hristiyan bir zihniyete sahiptiler. O dönemde zeki ve kabiliyetli çocukların tercih ettikleri papaz okuluna Darwin de kayıt oldu. Fakat daha sonra Darwin dini inançlarını terk etti.
22 Mayıs 1860 tarihli Profesör Asa Gray'e (Amerikalı evrimci ilim adamı) yazdığı mektubunda Darwin, Gray'in teisîik evrimi müdafaa eden mektubuna cevap veriyordu:
"Gözlemlerimi ve kitabımı ateistik bir tarzda yazmaya hiç niyetim yoktu. Fakat ben şahsen dünyada ve tabiatta olup bitenleri başkalarının görüp anlayabildiği kadar açık ve net anlayamıyorum. Aslında plan iyilik ve güzellik delili etrafında düşünüp yazmayı çok isterim. Fakat bana öyle görünüyor ki, bu dünya acılarla, elemlerle, ızdıraplarla, perişaniyetlerle ve zalimce tablolarla dolu. Mesela, ben Rahman ve Rahim olan herşeyi gören ve bilen bir Yaratıcı'nın, planlı şekilde canlı tırtılların içinde parazitlerin beslenmelerini düşünerek yarattığına inanmaya kendimi ikna edemiyorum. Veya bir kedinin fare peşinde koşturup, onunla oynadıktan sonra zalimce parçalayıp yemesine böyle Rahman ve Rahim bir Yaratıcı'nın nasıl müsaade edebileceğini aklım almıyor. Böyle acı, ızdıraplı tabloların planlı şekilde yapıldığına inanamıyorum. Buradan da ille de gözün planlanarak yaratılabileceği hususuna karşı şüphelerim artıyor."
Bu yazdıklarından anlaşıldığı üzere Darwin, evrimin başlangıcı ve mekanizması hakkında sonuca varırken, göze bakmıyordu. O dikkatini dünyanın ağrılı, ızdıraplı, elemli, perişan ve ölümlü yüzünde toplamıştı. Kafası bunlarla meşguldü. Yeryüzündeki, ağrılı, ızdıraplı, acılı ölüm tablolarını görüp seyrettikçe, diğer insanların inandığı gibi tabiat ötesi bir Yaratıcı'nın olmaması gerektiği sonucuna gidiyordu. Şayet bir Yaratıcı olsaydı, tabiattaki bu acılara, perişaniyetlere, ölümlere, çirkin şeylere müsaade edemezdi. Bu dünya tamamen güzel şeylerden yapılmış olması gerekirdi.
Görüldüğü üzere Darwin, bir iman krizi içindeydi ve inandığı Yaratıcı ile, O'nun bu dünyadaki icraatlarını zihninde bağdaştıramıyordu. Bu yüzden de Darwin tabiat üstü bir planın ve planlayıcının varlığını kabul etmemiştir. Neticede, ailesinin dinî inançlarını ve kainata "tabiat üstü bir gücün" müdahale ihtimalini reddeden Darwin'in elinde kalan tek malzeme tabii sebebler ve mekanizmalardı. Tabii sebeblere ve mekanizmalara tutunan Darwin, neticede evrim teorisinden doğan saçma sapan sonuçları kabul etmek zorunda kalıyordu.
Ama şurası da bir gerçektir ki, yaşadığımız dünyada ızdırapların, perişaniyetlerin, zulümlerin ve ölümün varlığı; hakiki dinin eğitimini doğru şekilde almamış pek çok insanda iman ve inanç krizine yol açarak onları inkarcılığa sürüklemiştir. Darwin de böyle kimselerden biriydi. Ve tabiat üstü bir plan mı, tabii seleksiyon mu problemi karşısında o, tabii seleksiyonu, içine düştüğü inanç bunalımından dolayı mecburen tercih etmiştir.