Sızıntı Arşivi

Haziran 1992 · s. 8 · 4 dakikalık okuma

Tabiatı Korumada Kızılderili Hassasiyeti

A. Hazer · Tabiat

haz92

Kâinat ve dünyamız çok hassas dengeler üzerinde yaratılmış ve en küçük ayrıntıya bile yerli yerince uygun bir kullanma sahası tahsis edilmiştir. Bu mükemmellikler armonisinde insana düşen; tabiata tam bir sorumluluk şuuruyla sahip çıkması, topyekün insanlık için temel ihtiyaçların sınırını yeterince zorlaması olacaktır. Bu ise gerçek manâda geliştirilecek çevre ve tabiat şuuruna sahip olmayı gerektirir. Daha doğrusu, insanın kendisi ile diğer varlıklar arasındaki alâkayı değerlendirmesi, mânâ kazandırması, kendi hayatı dahil her şeye "emanet" olarak bakması gerekir. Bu sebeple batı toplumları, özellikle de, teknolojiyi bir mabut seviyesine çıkaran bütün insanların tabiatı ve tabii dengeyi koruma konusunda, aşağıda mektubunu aldığımız bir Kızılderili reisi (*) kadar hassas ve duyarlı olmaları gerektiğine inanıyoruz.

Sanıyoruz ki, bu mektup bize hep barbar, vahşi, acımasız ve şuursuz bir insan olarak tanıtılan Kızılderili ile beyaz adamın birçok konudaki düşünüş ve uygulama farkını belirleyici bir özellik taşıyor.

"Beyaz Saraydaki Büyük Beyaz Reis!"

Gökyüzünü, toprağın sıcaklığını nasıl satın alabilirsiniz ya da satabilirsiniz? Bunu anlamak, bizler için çok güç. Bu toprakların her parçası halkım için mukaddestir. Çam ağaçlarının parıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, ak kumsallı kıyılar, karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu, halkımın hatıralarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık tecrübelerinin bir parçasıdır. Ormanların, ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımın hatıralarını taşır. Biz buna inanırız. Beyazlar için durum böyle değildir. Bir beyaz ölüp, yıldızlar evrenine göçtüğü zaman, doğduğu toprakları unutur. Bizim ölülerimizse, doğduğu toprakları unutmaz. Çünkü kızılderili, gerçek anasının toprak olduğunu bilir.

Washington'daki Büyük Beyaz Reis, bizden toprak almak istediğini yazıyor. Bu bizim için çok büyük bir fedakârlık olur. Büyük Beyaz Reis, bize, rahat yaşayacağımız bir yerin ayrılacağını, bize babalık edeceğini, biz Kızılderililerinse, onun çocukları olacağımızı söylüyor. Bu teklifinizi düşüneceğiz ama; yine de bunu kabul etmemizin kolay olmayacağını itiraf etmek zorundayım. Çünkü, bu topraklar bizler için mukaddestir. Derelerin ve ırmakların suyu, bizim için, yalnızca akıp giden su değildir; atalarımızın kanıdır aynı zamanda. Bu toprakları size satarsak, bu suların ve toprakların mukaddes olduğunu çocuklarınıza öğretmeniz gerekecek. Biz, dereleri ve ırmakları, kardeşimiz gibi severiz. Siz de aynı sevgiyi gösterebilecek misiniz?

Biliyorum; beyazlar bizim gibi düşünmezler. Beyazlar için, bir parça toprağın ötekinden farkı yoktur. Beyaz adam, topraktan almak istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam eder. Çünkü toprak, beyaz adamın dostu değil, düşmanıdır. Beyaz adam, topraktan istediğini alınca, başka serüvenlere atılır. Beyaz adam, anası olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alınıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki, toprakları çölleştirecek ve herşeyi yiyip bitirecektir.

Beyaz adamın kurduğu kentleri de anlamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Beyaz adamın kurduğu kentlerde bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı sesler, bir kelebeğin uçarken çıkardığı kanat sesleri duyulmaz.

Belki vahşi olduğum için anlayamıyorum; ben ve halkım için önemli olan şeyler oldukça başka. İnsan bir su birikintisinin çevresinde toplanmış kurbağaların, ağaçlardaki kuşların ve tabiatın seslerini duymadıkça, hayatın ne anlamı, ne değeri olur? Biz Kızılderiliyiz ve anlamıyoruz. Biz Kızılderililer, bir su birikintisinin yüzünü yalayan rüzgarın sesini ve kokusunu severiz. Çam ormanlarının kokusunu taşıyan ve yağmurlarla yıkanıp gelmiş meltemleri severiz.

Hava önemlidir bizler için. Ağaçlar, hayvanlar ve insanlar aynı havayı solur. Beyaz adam için, bunun da önemi yoktur. Ancak, size bu toprakları satacak olursak, havanın temizliğine önem vermeyi de öğrenmeniz gerekecek. Çocuklarınıza havanın mukaddes bir şey olduğunu, havanın temizliğine önem vermek gerektiğini öğretmelisiniz. Hem nasıl mukaddes olmasın hava? Atalarımız doğdukları gün ilk soluklarını, ölürken de son soluklarını bu havayla solumuşlardır.

Toprak satmamız için yaptığınız teklifi inceleyeceğim. Eğer bunu kabul edecek olursak, bizim de bir şartımız olacak: Beyaz adam, bu topraklar üstünde yaşayan bütün canlılara saygı göstersin. Ben bir vahşiyim ve başka türlü düşünemiyorum... Yaylalarda cesetleri kokan binlerce bufalo (yabanî sığır) gördüm. Beyaz adam, trenle geçerken vurup vurup öldürüyordu. Dumanlar püskürten demir atın bir bufalodan daha değerli olduğuna aklım ermiyor. Biz Kızılderililer, yalnızca yaşayabilmek için öldürürüz hayvanları... Bütün hayvanları öldürecek olursanız, nasıl yaşayabilirsiniz? Canlıların yok edildiği bir dünyada, insan ruhu, yalnızlık duygusundan ölür gibi geliyor bize. Unutmayın, bugün diğer canlıların başına gelen, yarın insanın başına gelecektir. Çünkü, bunlar arasında bir bağ vardır.

Şu gerçeği iyi biliyorum: Toprak insana değil, insan toprağa aittir. Ve bu dünyadaki herşey, bir ailenin fertlerini birbirine bağlayan kan gibi ortaktır ve birbirine bağlıdır. Bu sebeple de; dünyanın başına gelen her felâket, insanoğlunun da başına gelmiş demektir.

Bildiğimiz bir gerçek daha var: Sizin Tanrınız, bizimkinden başka bir Tanrı değil. Aynı Tanrı'nın yaratıklarıyız. Beyaz adam, birgün belki bu gerçeği anlayacak ve kardeş olduğumuzun farkına varacaktır. Siz, Tanrınızın başka olduğunu düşünmekte hürsünüz. Ama Tanrı, hepimizi yaratan Tanrı için, Kızılderili ile Beyazın arasında fark yoktur. Ve Kızılderililer gibi Tanrı da, toprağa değer verir. Toprağa saygısızlık, Tanrı'nın kendisine saygısızlıktır.

Birgün bakacaksınız, gökteki kartallar, dağları örten ormanlar yok olmuş, yaban atları evcilleştirilmiş ve her yer insanoğlunun kokusu ile dolmuş. İşte o gün, insanoğlu için, hayatın sonu ve varlığını sürdürebilme mücadelesinin başlangıcı gelip çatmış olacak..."

Kaynak:

(*) Kızılderili reisi SEATTLE'nin, 1854 de kendisinden toprak satın almak isteyen A.B.D. Cumhurbaşkanına yazdığı mektuptan bir parça.

Yaban Düşünce, Claude Levi-Strauss, Kuşadası Belediyesi Yayınları-1980.