Ekim 1982 · s. 21 · 5 dakikalık okuma
Süt ve Harika Mekanizması
Şerafeddin Alan · Dr. · Biyoloji

Her canlının hayatını devam ettirebilmesi için, beslenmeye de ihtiyacı vardır. Bu ihtiyac, canlı dünyaya gelir gelmez başlar. Memelilerde, süt verme şeklinde cereyan eden bu durumun çok enteresan yönleri vardır. Sanki ısmarlanmış gibi yavrunun doğar doğmaz memeyi emmesi; orada sütün hazır olması; belli bir zamandan sonra yavru başka şeylerle de beslenebileceği için bunun tekrar kesilmesi ve sütün ihtiva ettiği maddelerin her yönüyle canlıya uygun ve en yarayışlı durumda olması hayranlıkları bu mevzu üzerine daha da çekmektedir. Yeni doğan yavru tek başına beslenmekten âciz olduğu gibi, anne sütü dışındaki yiyecekleri de sindirme kabiliyetine sahip değildir. Anne karnındaki müşterek hayat dışında göbek bağı yerine meme bağıyla yavru gelişmesini devam ettirir.
Memelerde süt istihsali şeklinde tarif edilebilen emzirme, memelilerin yaşayışında kaçınılmaz bir unsur olmuştur. Emzirme, yavrunun fizyolojik istiklâline" kadar devam eder. Meme de, rahimdeki placenta ve yumurtalıklardaki sarı cisimle beraber fonksiyon görür. Binaenaleyh emzirme işi de çoğalmayla çok yakından alakalı olup hamilelik olmadan asla meydana gelmez.
Meme Guddesinin Menşei Deridir:
Dişi ve erkek yavrulara ait meme tomurcukları, anne karnındayken belli olmaya başlar. Erkekte gelişmeden kaldıkları halde dişide son derece gelişirler. Anne karnındaki canlıda, derideki kalınlaşma daha sonraki memenin mebdeini teşkil eder. Sonra gelişerek içinde süt kanalcıkları ve guddeler meydana gelir. Erkekte testes-teron adlı hormon salgılanmaya başlayınca meme bezinin gelişmesi durur.
Düzenli Değişiklikler:
Doğuşta, meme guddesi, yağ dokusu içinde meme başına açılan birkaç kanal ihtiva eden bir tomurcuk halindedir. Doğuştan yetişkin çağa kadar gelişmesi çok sınırlıdır. Bu çağa yaklaşınca, yumurtalık hormonlarının tesiriyle birden gelişir. İçerdeki kanalların miktarı artar, uçlarında daha sonra guddeye dönüşecek yapılar meydana gelir. Bu yapı gebeliğe kadar böylece muhafaza edilir. Herbir yumurtalık fonksiyonu fazında cinsiyet hormonlarındaki değişiklere bağlı gelişmeler olur (şekil-1).

Her faz iki kısma ayrılır. Birinci kısımda, beyin tabanında yerleşen ve hipotalamus - hipofizer denen yapı hormonlarının ortaya çıkardığı ve yumurtlama öncesinde görülen östrojenler ikinci kısımda muhtemel bir embriyon yerleşimine rahimi hazırlayan ve yumurtlamadan sonra salgılanan Progesteron hormonu yer alır.
Gebelik Esnasındaki Son Gelişme:
Bu devrede salgı dokusu tam manasıyla gelişir. Alveol diye adlandırılan kanal uçları genişler. Herbir alveol birçok salgı hücresinden meydana gelmiştir. Bu hücreler de süt içindeki değişik maddelerin teşkilinde vazifelidirler. Etrafları, kendilerine süt yapımında lâzım olan besleyici elemanları getiren kan damarlarıyla çevrilidir (şekil -2). Aynı zamanda ince kaslarla da çevrilmişlerdir ki bunların kasılmasıyla alveol boşluğunda toplanan süt dışarı atılır. Bu gelişmeler birçok hormonların tesiriyle olur. Bu hormonların kandaki miktariyle meme guddesinin gelişmesi arasında sıkı bir alâka vardır. Hatta çok enteresan bir durum, geviş getiren hayvanların karnındaki yavru sayısına göre, meme guddesinin gelişmesi hazırlanır. Sanki gudde, Kaç yavruyu besleyeceğini bilmektedir! Progesteron ve östrojen hormonlarının tesiri aşikâr olmakla beraber bunlar aynı zamanda; insulin, prolaktin, glukokortikoid gibi hormonlara da guddenin hassasiyetini hazırlarlar.

Guddenin Fonksiyona Başlaması:
Doğumun yaklaşmasiyle meme tamamen fonksiyon görecek hale gelir.
Sütün gelmesini açığa çıkaran faktör nedir? Bu, doğumdan önceki ve doğumu takibeden hormonlar arasındaki durumla alâkalıdır. Gebeliğin sonuna kadar, guddeyi geliştiren ve süt akımını frenleyen progesteron hormonudur. Bunu da hipofiz seviyesinde prolaktinin salgılanmasını engelleyerek ve meme guddesi ve anne metabolizmasındaki tesirleriyle gerçekleştirir. Doğum olur olmaz bu hormonun seviyesi birdenbire düşerken prolaktin'in seviyesi yükselir. Aynı zamanda doğumda rolü olan glukokortikoid hormonları süt yapımını hızlandırırlar.
Süt salgısı, emmeyle veya günlük sağılmalarla devam ettirilir. Gerçekten, böylece uyarılan meme başı hipofizden bir grup hormonun salgılanmasına sebeb olur. Bunlar; prolaktin, büyüme hormonu, böbrek üstü bezlerini uyaran hormon (ACTH), tiroid hormonu (TSH) ve oksitosin hormonlarıdır.
Gerçek Bir Değiştirme Fabrikası:
Süt meydana getirebilmek için, meme guddesinin salgı hücrelerini çevreleyen kan damarlarından besleyici elemanları almaya ihtiyacı vardır. Su, iyonlar, vitaminler ve immunoglobulin gibi bir kısım maddeler hiçbir değişikliğe uğramadan süte geçerler. Fakat büyük bir kısmı meme guddesi içinde değişikliğe uğrar. Glikoz, süt şekeri denen laktoza, aynı zamanda bazı özel süt yağlarına da çevrilir. Aminoasitler en önemlisi kazein olmak üzere protein yapımında kullanılırlar. Bu şekildeki süt sentezi, çok tesirli bir hücre makinasını aklımıza getirir. Tam aktivite esnasında, süt yapımı ve salgılanmasında kendisine lâzım olan bütün elemanlara sahiptir (mitokondri, ribozom, membranlar gibi). Gudde, değişimlerde kullanılan enzimlere de sahiptir.
Diğer Hazırlıklar
Doğumda rahime giden kan miktarı, artık ihtiyaç kalmadığından on misli azalırken meme guddesinin kan miktarı üç misli fazlalaşır. Buna bağlı olarak kalbden pompalanan kan miktarı da artar. Emzirme esnasında, prolaktinin tesiriyle annenin karaciğeri ve sindirim sistemi de genişler. Böylece midenin ağırlığı %60, incebarsakların ağırlığı iki misli, kalın barsağın ağırlığı % 65 artarak anne tarafından alınan yiyeceklerin kullanılma kapasitesi çoğalmış olur. Doğuma kadar anne tarafından depolanan 4 kg yağ dokusunun çoğu emzirme esnasında kaybedilir. Depo edilmiş 36.000 kilo kalorinin üçte biri veya yarısı emzirme için gerekli enerjide kullanılır.
Memenin Boşalma Durumu:
Sütle dolan memenin boşalması da gerekir. Küçük çocuk günde on - oniki defa, kuzu onbeş - yirmi defa emer, sağıcılar da günde umumiyetle iki defa sağarlar.
Emzirmeyi terketmek süt üretiminde azalmaya sebeb olur. Aksine, fazla boşaltma da üretimde % 15 -20 nisbetinde artırmaya yol açar. Geviş getirenler gibi süt deposu olmayan tavşan, fare ve kadınlarda bu boşaltma mecburidir. Bu boşalmanın başlangıcı emme veya sağmanın başlamasıyla oluşan reflekstir. Bu refleks sinir yoluyla beyindeki hipotalamus ve hipofiz-arka bezine ulaşır. Bu da, oksitosin adlı hormonu salgılar. Hormon, kan yoluyla birkaç saniye İçinde memeye ulaşarak alveolleri çevreleyen kasların kasılmasına sebeb olur. Böylece süt yavrunun ağzına fışkırtılır. Netice itibariyle rahmet çeşmeleri diyebileceğimiz bu meme tulumbacıkları herşeyden aciz yavrunun imdadına koşmuş olur.
Memeden kesilmeye doğru alveollar kaybolmaya başlar ve sadece geriye kanallardan oluşan bir ağ kalır. İkinci bir yavru durumunda hadiseler yeni baştan tekrar cereyan eder.
Emzirme, aynı zamanda ikinci bir gebeliğe de engel teşkil eder. Burada, yavrunun gelişmesine zaman bırakılmış olur. Aksi olsaydı, yukarıda sayılan hormonların hususiyetlerinden dolayı süt derhal kesilir ve yavru gereği gibi beslenemezdi.
Bu kadar ince ve mükemlel mekanizmalar karşısında, her hadisenin mutlaka tayin edilmiş bir hedefi olduğunu ve şaşmadan gerçekleştirildiğini hayranlıkla müşahede etmekteyiz. Acaba gelişmesi ve büyütülmesi harika olan bu küçük çocuk hangi hedefe ve kim tarafından hazırlanmaktadır. Zira anlatılan mekanizmaların gelişigüzel işlemesi imkansız olduğuna göre, ya olup biten herşeyi gizli bir elin evirip çevirmesine vermek veya soruya ikna edici bir cevab bulmak gerekecektir.
Dr. Şerafeddin ALAN
Not: Yazıda geçen bazı hormonların kısaca açıklanması.
Testesteron : Erkeğe has vasıfları geliştiren erkek cinsiyet hormonu.
Ostrojen : Kadına has özellikleri geliştiren kadın cinsiyet hormonu.
Pfogesteron : Döllenmiş yumurtanın yerleşmesi için rahimi hazırlayan hormon.
İnsulin : Pankreastan salgılanan ve kan şeker seviyesini düşüren hormon.
Profaktin : Hipofiz ön kısmından salgılan ve süt salgılanmasında rolü olan bir hormon.
Glikokortikoid: Böbreküstü bezinin kabuk kısmından salgılanan bir hormon.