Sızıntı Arşivi

Nisan 1986 · s. 87 · 4 dakikalık okuma

Susuz Hayat

Tahir Belenli · Biyoloji

Tahir Belenli

Suyun, hayat için lüzumlu Olduğu herkesin bildiği bir gerçektir. Biyoloji alimleri suyu hayat için en gerekli madde olarak vasıflandırarak, gezegenimizdeki hayatın varlığını bu maddenin varlığına bağlamışlardır. Fakat bu mevzuda 17. yüzyıldan beri yapılagelen ilmi çalışmalar insanoğlunu, suya ihtiyaç duymaksızın yaşayabilen bir takım küçük canlıların keşfine götürmüştür. Bu canlılar kendilerine bahşedilen bu nimet sayesinde, vücudlarındaki suyun hemen hemen hepsini kaybetmelerine rağmen hayatlarını devam ettirebilmektedirler ve bunun yanında birtakım vasıflar kazanmaktadırlar.

Susuz hayatın ilk defa 1920’de Antony Van Leeuwenhoek tarafından keşfedilmesinden bu yana araştırmacılar, bu fevkalade muameleyi anlamaya çalışmışlar ve cevaba oldukça yaklaşmışlardır.

Su, canlı organizmaların % 55—95’ini teşkil eder. Suya bağımlılığımız öylesine fazladır ki, vücudumuzdaki su miktarının beşte birini bile kaybetsek bitkin düşeriz. Bu kaybın daha da artması insanı ölüme götürebilir. Bir grup kurbağa ve toprak solucanı ise vücudundaki suyun beşte üçünü kaybettikten sonra da hayatta kalabilir. Sözü geçen (crytobiyotik) bitki ve hayvanlarda işleyen bu sistemin muhteşemliğini görünce, bunlar da ne ki diyor ve onlara bunu bahşeden Yüceler Yücesi’nin kudreti karşısında kendimizden geçiyoruz.

Bu harika küçük canlılar, susuz yaşama devresine girdikleri zaman birtakım hususiyetler de kazanırlar. Bu basil nevi’nin (Bacillus subtilis) sporları susuz yaşamak için öyle teçhiz edilmiştir ki, feza laboratuarında yapılan tecrübelerin gösterdiği gibi, bunlar fezadaki vakuma dahi tahammül edebilmektedirler.

Sayıları az olmakla beraber, bazı böcek nevileri de susuz yaşamaya müsait şekilde yaratılmıştır. Periyodik dolup buharlaşan havuzlarda da yaşayan bir Afrika tatarcığının larvası (Polypedilium vanderplanki) bunlardan biridir. Bir çeşit tuzlu su karidesinin (Artemis salina) embriyosu da bu geniş grubun diğer bir üyesidir.

Yosun, alg, liken ve mantar türlerinin hemen hepsi susuz yaşayabilme hususiyetine sahiptirler. En göze çarpanlardan birkaçı, Güney Afrika’dan çiçekli bitki (Craterostipma plantagnieum) grubu ile Güney Amerika çöllerinde bulunan eğrelti otu nev’ine en yakın bir bitki (Solaginella lepidophilla)dir. Pek çok bitkinin tohumu da aynı hususiyete sahiptir. İhtiva ettikleri su miktarı normalin % 5’ine hatta daha altına düşebilir. Bunlar cryptobiotik canlılarla aynı zorlukları göğüslemek mecburiyetindedir.

Bu hünerli bitki ve hayvanlar, ölüm ile hayatı ayıran çizgiyi anlamamızda zor problemler ortaya çıkarırlar. Mesela, bunlar susuz yaşama devresine girdikleri zaman, hareket, reaksiyon, çevre ile gaz ve gıda alışverişi gibi alışılmış hayat emarelerinin hiçbirini göstermezler.

Bazen, hiç bir hayat emaresinin bulunmayışı akla başka bir soruyu da getirebilir. Bu canlılarda metabolizma faaliyetleri durma noktasına mı geliyor, yoksa mümkün olan en yavaş bir halde çatışmaya devam mı ediyor? Bu sorunun cevabı aletlerin ölçme hassaslığına bağlı olduğu için kesin bir şey söylemek zordur. Bu mevzuda söylenebilecek bir şey varsa, o da, en hassas aletlerin bile bazı canlı larda metabolizma faaliyetini kaydetmeyi başaramamış olmasıdır. Prof. John Barret bir nematod’un (Ditylenchus dipsaci) kuru larvasında herhangi bir metabolik yanma olup olmadığını müşahede için üç metod kullanmıştır. Bunlardan ikisi, oksijen alımı ve ısı çıkışının takibi, üçüncüsü ise larva kurumadan önce verilmiş bulunan radyoaktif işaretleyici ile işaretlenmiş karbondioksit çıkışının kaydedilmesidir.Her üç metodla da neticenin kesin olarak tesbit edilemeyeceği gerçeği ortaya çıkmıştır.

En hassas teknik olan üçüncü metodla, normalin onbinde biri kadarlık bir metabolizma faaliyetini tesbit etmek mümkündür. Bu durum bizi, üzerinde tecrübe yapılan nematodların hiçbir metabolizma faaliyeti göstermediklerini düşünmeye yöneltiyor. Biyologların ekseriyesinin kabul ettiği hususlardan birisi de, bu susuz yaşayabilen canlılarda metabolizmanın tamamen durduktan sonra normale dönmesi gerektiğidir. Çünkü kuru durumdayken canlının yapısında en basit kimyevi reaksiyonu bile oluşturacak su yoktur.

Bu gibi canlılarda metabolizma durma noktasına gelebildiğinden çok uzun zaman yaşayabilirler. ki Nematod türünün (Dity lechus ve Tylenchus poIyhypnus) üyeleri en az 23-39 yıl kuru olarak yaşayabilirler. Suda yaşayan bir canlı olan Tardigrad’ in hayatı ise, eğer periyodik kuruma nöbetleri geçirirse, 1 yıldan 60 yıla kadar uzayabilir. Bu mevzudaki enteresan hadise ise, kuru yosun parçası bir müzede 120 yıl kaldıktan sonra, ıslandığı zaman yeniden hayat emareleri göstermiş, fakat çok kısa bir süre yaşayabilmiştir. Ne yazık ki, bu kabiliyetler, gıda maddeleri üzerindeki parazitik solucanlarda veya patojenik bakterilerde olduğu zaman menfi bir durum ortaya çıkar.

Uzun ömür, bu susuz yaşayabilen canlılara verilmiş tek hususiyet değildir. Bu canlılar “Kuruyken yüksek nisbetde su bulundurdukları zamankinden çok daha fazla nisbette gerilime dayanabilmektedirler. Mesela Polypedilium larvası su bulundurduğu zaman 43 °C’ nin üstündeki sıcaklıklara dayanamazken, kuruduğu zaman 102—104 °C sıcağa 1—2 dakika dayanabilmekte, sonra da normal gelişmesini sürdürebilmektedir. Bunların sıcağa dayanıklılık sınırları —270 °C ile + 200 °C arasında değişir. Aynı zamanda normal larvanın bir dakikadan az süre dayanabildiği alkol içinde bir gün kalabilirler. Kuru durumdayken, dış kabuğunda yırtılma gibi öldürücü hasar gören bir larva, tekrar canlanabilir fakat çok kısa bir süre yaşar. Bu hadiseler insanı gerçekten şaşırtmakta ve sırlarla dolu işlerin büyük bir intizamla döndüğü şu kainat fabrikasının sahibini düşündürmektedir.

Ayrıca, X ışınlarına karşı gösterdikleri dayanıklılık, bir kaç mm Hg’ ye kadar düşen basınçlarda canlı kalabilme kabiliyetini bu canlılara veren Yüceler Yücesi’nin büyüklüğü karşısında insanı kendinden geçirecek hususlardandır.