Haziran 1980 · s. 2 · 4 dakikalık okuma
Susadığımız Soluklar

Herşey duyduk. Herşey gördük ve nice nice hadiselerin içine girip çalkalandık. Ama üzüntüyü atıp huzura eremedik. Duygularımızla doyup itminana ulaşamadık. Çünkü ihtiyaçlarımız başka, o ihtiyaçları gidermek için bize verilen şeyler tamamen başkaydı.
Biz suçluya ve günahları inecek; kırık kalplerle inleyecek havan bekliyorduk. Sözü dokunaklı, ruhu hararetli, ifadeleri alabildiğine ciddi havari...
Bize takdim ettiği tesellileri emniyetle içebileceğimiz; mest ve sermest gönül derinliklerimizi kendisine açabileceğimiz, bu imanı ve irfanı dağ gibi sağlam hakikat erlerini, yıllar yılı hep bekleyip durduk. Açlıklar, hastalık ve korkular üst üste üzerimize çullanırken; en utandırıcı sefaletten ruhumuzu kemirip, irademizi aşındırırken, ışıldayan ümitlerimizle, hep onun dirilten soluklarını kulaklarımızın dibinde duyduk.
Eğer bugüne kadar duyup hissettiklerimizi bulabilseydik ve eğer bulduklarımıza inanabilseydik, çok gedikler kapanmış, çok aşılmazlar da aşılmış olacaktı. Ama biz, bin
defa toplandık; bin defa ümitlerle dolduk. Bin defa bezme girmeye hazırlandık;
Bin defa ahd-u peymanımızı (1) bozduk, çünkü aradıklarımızı bulamıyor; bulduklarımızda aradıklarımızı göremiyorduk.
Şefkate ve sevgiye susamış gönüllerimiz vardı. İnsanlık istiyordu; mürüvvet istiyordu. Heyhat! Ruhlarımıza sefalet içiriliyor ve gönüllerimiz binbir çeşit hoyratlığa alıştırılmak isteniyordu. Mazlum, mağdur ve boynu bükük, sağdan sola soldan sağa itilip kakılıyor ve bitip tükenme bilmeyen hafakanlar içinde kendi kendimizi yiyip bitiriyorduk. Teğallüpler esaretler, tahakkümler, mezelletler; türlü ibtilalar ve türlü illetler” ile sefil ve ağlanacak bu halimize rağmen, muttasıl istismar ediliyor ve doyma bilmeyen hırslara alet oluyorduk.
Onun için, artık herkese inanamıyor ve her gönle dilbeste olamıyoruz. Dilber-i gülber (2) isterken ruhsar-ı ahmer (3) istiyor, Fatihi-i Hayber (4) isterken yanında kamber” bekliyoruz. Buluruz veya bulamayız; canı dudağına gelmiş bizler gayri, safvet istiyoruz, samimiyet istiyoruz ve bu kara sevdalıların yolunda hasbilik istiyoruz. Bu kadar ihmal ve hatta ihanet gördükten sonra kuşkularımızı yenerek, karşımıza çıkanlara kucak açmak bir hayli zor olacaktır. Bütün hüsn-ü niyet ve hoşgörülüğümüze rağmen, bu husustaki tereddütlerimizi aşamıyor ve (âdem-i itimat) (5) atmosferinin dışına çıkamıyoruz.
Bize inandırmak ve kuşkularımızı izole etmek, kahramanlarımızın devamlı ve samimiyet gamzeden hareketlerine bağlıdır. Onların bu inandırıcı hareketleri sayesinde yıllar yılı sırtımızda taşıdığımız su-i zan ve güvensizlik vebalinden kurtulmuş olacağız -
Bizler, sözlerle yapılan çağrılardan, davranışlardaki alufteliklerden; kazanılmış zaferlere dil-beste sahte kahramanlıklardan; yaşama arzusuyla yanıp tutuşmalardan; ikb1 hırsından ve makam arzusundan bıktık. Bizler, Heraklit’imizden Kaf dağından su getirecek irade; davranışlarında inandırıcı kararlılık; zaferlerinde kendi göz nuru ve el emeği ile yoğuruculuk; yaşatma arzusuyla maddi manevi füyuzat hislerinden fedakârlık, hasbilik ve diğer gamlık (6) bekliyoruz.
Düşünceleri dupduru ve pürüzsüz yolları zikzaksız ve dümdüz olsun. Düşünsün, yaşasın, yaşadığına tercüman olsun, anlatsın, İkiyüzlü olmasın ve bizi aldatmasın..
Yüzünde binlerce elem ve ızdırabın çizgisi bulunsun; gözü yaşlı, bağrı derin, vicdanı uyanık olsun. Tekyenin muhasebe ve soyluluğunu; mektebin mantık ve muhakemesini; kışlanın disiplin ve itaatini solusun ve bununla kendi mükemmeliyetini bize ifade etsin.
Kalbi kafasından koparılan, ruhu vicdanından edilen ve sadece belli hassalarıyla zifafa çağrılan insanımızı, asırlık bunalımından kurtarıp, onu kendi tabiatı ile bütünleştirebilsin.
Hakkın hatırını li tutsun; düşünce ve hizmette tekelciliğe düşmesin ve yüce hedefe varacak yolların, mahlûkatın solukları sayısınca olduğunu unutmasın.
Hizmette atılımlı ve ön saflarda bulunsun; ücret ve mükâfatta yerinin çok gerilerde olduğunu hatırdan çıkarmasın. Ve hiç olmazsa bir (Katon) (7) gibi, kendi insanına karşı, mükellefiyetlerini yerine getirdikten sonra, makamdan mansıptan sıyrılarak bir kenara çekilip, ikinci bir sorumluluk ve vazife anını beklesin.
Bu bezmin ilk hakikat erleri, kendilerine imaret (8) teklif edilince kaçmışlar ve yüklenme mecburiyetinde kalınca da, tekrar ber tekrar kendilerini azletmiş ve başka istidat ve liyakatlilerin işbaşına geçmesini istemişlerdi.
Yeni bir dünya kurma projesini üzerine alanların, bu çizgide bulunmaları şarttır. Yoksa sayılı makam ve mansıp karşısında, sayısız ve sınırsız haris gözlerin çıkaracağı kavga, önüne geçilmez ve çok çetin olacaktır. Hele, bu hava, toy ve genç heyecanlara intikal ettirilirse...
3Yıllar yılı huzur dolu dünyalarını hep böyle alın teriyle kurdular. Rüzgâr beklediler. Yabalara sarıldılar ve samanı bir tarafa çeci bir tarafa ayırmak için çalıştılar ve şevk içinde idiler. Şimdi hırslarını kabartıp onlara km ve nefret telkin edenler var. İnsanlığını yıkıp canavarlık aşılamak isteyenler var.
Bilmem ki, havari diye beklediğimiz, bu samimiyet soluyan insanları görebilir miyiz? Ama biz, ab-ı hayat (9) vadeden bu soluklara hava gibi, su gibi muhtaç olduğumuzu, bir kere daha noktalayacak ve yüce yaratıcıdan, deryada mahinin, dağlarda hunun”(10)diliyle bizi çok bekletmemesini dileyeceğiz.
SIZINTI
(1) AM-ü peyman: Söz ve yemin
(2) Dilber-i gülber Gül toplayan güzel
(3) Ruhsar-ı ahmer: Kırmızı yanak
(4) Fatıh-i hayber Hayber fethi
(5) Âdem-i itimat: İtimatsızlık
(6) Diğergamlık: Başkasının menfaatini düşünme duygusu
(7) İmaret: Emirlik, beylik
(8) Ab4 hayat Hayat bahşeden su
(9) Katon: Harb zamanında ordusunu zaferlere götüren, sulh zamanında tarlasıyla meşgul olan Kartacalı mütevazı kumandan
(10) Deryada mahinin, dağlarda ahunun: Denizde balığın, dağlarda ceylanın