Eylül 1991 · s. 368 · 2 dakikalık okuma
Sülüğün Yeni Merhabası

Çağımızda modern tıp tekniklerinin gelişmesiyle halk arasında "kocakarı ilacı" diye bilinen ilaç ve tedavi şekillerine pek sıcak bakılmamakta, hatta bunlar birçok insanın ve bilhassa doktorların büyük tepkisini çekebilmektedir.
Ancak bu uygulamalara peşin hüküm yerine merak saikiyle bakıp araştıran ilim adamlarının keşifleri de bazen küçümsenmeyecek seviyede olmaktadır. Bu metodlar; kaynaklarını her şeyin en mükemmel tarzda sunulduğu tabiattan ve asırların verdiği tecrübelerden aldıkları için tıp alanında yeni ufuklar açabilmektedir.
Bu mevzuda misal olarak çiçek aşısının tarih sahnesine çıkması hâdisesi gayet çarpıcıdır. 1700'lü yıllarda Trakya'da yaşlı bir Osmanlı köylü kadınının, babadan-dededen gördüğü usûlle ineğin sırtındaki bir yaradan bıçağın ağzıyla çizerek aldığı cerahati götürüp torununun koluna sürmesini hayretle ve biraz da korkuyla izleyen zamanın İngiltere büyükelçisinin eşi
Lady Montaque, bu işin çocuğu çiçek hastalığına karşı koruyacağını öğrenince konuyu İngiltere'deki bir doktor arkadaşına (Jenner) yazmak hususunda tereddüt etmemiştir. Neticede bu mektubu alan doktorun adını çiçek aşısının keşfi başlığı altında tıp tarihi kitaplarının satırlarında görmekteyiz; hem de Trakya’daki köylü kadından hiç bahsedilmeden.
Benzer bir duruma tıp dünyası bugünlerde de şahit olmaktadır. Günümüzde fazla kalmamasına rağmen, 10–15 sene öncesine kadar hemen her ilçede su dolu cam kapların şıngırtısıyla dolaşıp "sülük" taciri insanlara sıkça rastlanırdı. Bu insanların sürekli müşterileri ise kapanmayan, iltihab toplayan yaraları olan hastalarla, devamlı kan aldırmaktan fayda bulan kişilerdi. Zamanla ilaçların gelişmesiyle bu sülük tacirlerinin sayısı parmakla sayılacak kadar çok düştüğü ve bu usûle rağbetin azaldığına inanıldı.
Ancak geçtiğimiz yıllarda Amerikalı ve Avrupalı araştırmacılar sülüğü tekrar keşfetmenin heyecanını yaşadılar. Hatta 24–28 Ekim Güney Karolina'da beynelmilel bir sülük konferansı tertip edildi ve tıpta 2000 yıllık bir geçmişe sahip olan sülüğe hakettiği yer yeniden verildi.
Bu ilgi artışının 1980' li yıllarda Guy Foucher adlı el cerrahının kopan parmakları yerine diktikten sonra kan dolaşımını hızlandırması için sülükleri kullanmasıyla başladığı söylenebilir.
Bugünlerde sülükler mikro cerrahide giderek daha fazla bir yer tutmaktadır. Çünkü ağrı yapan şişlikleri ve pıhtılaşmayı önlemede sülüğün üzerine başka bir deva tanınmamaktadır.
Sülük yara bölgesinde biriken fazla sıvıyı emmekten başka, bir ağrı kesici ve pıhtı önleyici madde salgılamaktadır. Tükürüğünde ise antibiyotik ve muhtemel antikanser madde gibi yeni faktörler tesbit edilmiştir. Sülük bu özellikleriyle sinir biyolojisi sahasında da iyi bir yere namzet görünmektedir.
Bu gibi misaller karşısında ilim adamlarının "kocakarı usullerine küçümseyerek bakmaları zorlaşmaktadır. Her ne kadar batı ölçülerinde geliştirilen bir bilim anlayışına uygun olmasa da, yüzlerce yıllık tecrübelerin ve müşahedelerin peşin fikirle, elin tersiyle bir kenara itilmeyip dikkate alınması ve incelemeye tâbi tutulması, hekimliğe ve insanlığa yeni ufuklar açacaktır.