Ağustos 1991 · s. 304 · 3 dakikalık okuma
Suları Temizleyen Tohumlar

Vücudumuzun yaklaşık üçte ikisini, yeryüzünün de % 71 'ini sular teşkil etmektedir. Ne var ki değişik faktörlere bağlı olarak tabiatta saf bir suya rastlamak mümkün değildir. Suların içerisinde daima çözünmüş olarak veya süspansiyon halinde yabancı maddeler bulunur. Bunlar organik veya inorganik katı veya sıvı maddeler olabildiği gibi gazlar da olabilir. Sulardaki inorganik maddeler alkali klorürler, sülfatlar, magnezyum ve kalsiyum bileşikleri; silis, silikatlar, demir, florür, iyot, fosfat, nitrit ve nitrat bileşikleridir. Organik maddeler ise yosunlar, mantarlar, mikroorganizmalar, bakteriler, protozoerlerdir. Suların kullanım alanlarına göre içinde bulunan maddelerin belli sınırlar içinde bulunması gerekir. Suyun içilmesi söz konusu olduğunda mevcut sularımız da içilebilecek vasıfta değilse o zaman suyun arıtılması icabetmektedir.
Leicester Üniversitesinden bir grup mühendis, Afrika yerlilerinin uzun zamandır sularını temizlemede kullandıkları bir bitkinin nohuda benzeyen tohumlarının suları temizleme özelliği üzerinde araştırmalar yapmaktadırlar. Afrika, Hindistan ve Endonezya'da yaygın olan ve Horseradish ağacı (Moringa oleifera) olarak isimlendirilen bu ağacın tohumları suya atıldığı zaman sudaki partikülleri pıhtılaştırarak dibe çökmesini sağlamakta ve bunlar dibe çökerken beraberinde çok sayıda bakteriyi ve virüsü de alıp götürmektedir. Bir süre bekletilen su berrak hâle gelmekte ve içilebilir vasıf kazanmaktadır. Horseradish ağacının tohumlarının, suları bu şekilde temizleme özelliğinin mekanizmasını anlamak için önce koagulasyon ve flokülasyon terimleri üzerinde durmak istiyoruz.
Başta da ifade ettiğimiz gibi suların içinde koloidal durumda organik ve inorganik maddeler bulunur. Bunları doğrudan durultma ve çöktürme yöntemleriyle ayırmak mümkün olmayabilir. Suya renk ve bulanıklık veren gayet küçük bu kolloidal tanecikleri çöktürerek suyu temizlemek, ancak suya bazı kimyevi maddeler ilave etmek veya mekanik bir flokülasyonla mümkün olabilmektedir. Suya renk ve bulanıklık veren kolloidal taneciklerin çoğu, mesela killer negatif elektrik yüklüdürler. Böyle taneciklerin bulunduğu ortama pozitif elektrik yüklü tanecikler ilave edildiğinde elektrik yükleri nötürleşir. Tanecikler birleşerek büyürler ve büyük parçacıklar halinde çökerler. Buna "Koagulasyon" denir. Bu sırada suda kolloidal taneciklerle dispersiyon halinde bulunan mikroorganizmalar ve diğer maddeler de sürüklenerek yavaş yavaş su ortamından ayrılırlar. Bu hâdiseye de "Flokülasyon" denmektedir. Horseradish ağacının nohuda benzeyen tohumlarının %30-40 civarında protein ihtiva ettiği ve proteinlerin de bir polielektrolit gibi davranarak kontamine olmuş sudaki partikülleri koagule edip çökmelerini sağlamakta ve bu çökme sırasında da mekanik flokülasyonla sudaki bakteriler ve virüsler de dibe çökmekte, suyun temiz ve içilebilir hâle geldiği belirtilmektedir.
Afrika yerlilerinin çök eskiden beri suyu temizlemek için bu tohumları kullandıklarını yeni keşfeden Leicester Üniversitesinden bir grup mühendis geniş çaplı araştırmalara girişmişlerdir. Araştırmacılar bu tohumların sudaki bakterileri en azından bin misli azalttığını söylemektedirler. Aynı Üniversiteden mikrobiyolog Bili Grant hem bunu ispatlamaya çalışmakta hem de bağırsak hastalığına sebeb olan virüslerde de aynı oranlarda azalmanın olup olmadığını keşfetmeye çalışmaktadır.
Gelişmekte olan ülkelerde tifo, dizanteri, koleradan tutun da, nehir körlüğü, kara sanlık, çocuk felcine kadar bir çok hastalığın su ile yayıldığı düşünülürse, Afrika gibi ülkelerde su kaynaklarının da kıt olduğu dikkate alındığında Horseradish ağacının tohumlarının böyle bir Özellikte olması ve o zekî insanlarının uzun zamandır bu metotdan faydalanarak sularını temizlemeleri Yüce Yaratıcının yarattığı her şeyde bir hikmet olduğuna bir delil teşkil etmez mi? Aynı şeyi suya A12(SO4)3 gibi maddeler ilave etmek suretiyle yapmak mümkün iken, bu fakir ülkelerde bu ağacın yetişmesi ve çok ucuz olarak temizleme işleminin yapılması bu yöre insanlarına O'nun bir lütfü değil midir?
Tabiattan örnek alınarak geliştirilen birçok metod gibi, bu tohumların suları temizlemede kullanılması sonucu sudan çökelti halinde ayrılan ve içinde çok sayıda bakteri ve virüsleri ihtiva eden sedimentlerin çevre kirliliğine yol açmıyacağı da belirtilmektedir. Zira bu bölgelerde güneş ışınlarının çok kuvvetli olduğu, sedimentlerin güneş altında bekletilerek ultraviyole ışınları ile organik maddelerin parçalanacağı, hastalık yapıcı mikroorganizmaların ise öleceği ifade edilmektedir.
KAYNAKLAR:
1. Cophlan, A. 1991. Sowing the seeds of clean, Clear water. New Scientist. 23 Mart. p.28.
2. Keskin. H 1975. Gıda Kimyası. İstanbul Üniversitesi Yayınları.