Sızıntı Arşivi

Temmuz 1993 · s. 10 · 6 dakikalık okuma

Su Geleceğin Yakıtı mı?

M. Karlıdağ · Doç.Dr. · İnceleme

MUHTEŞEM BERABERLİK

Siz hiç yırtıcı bir sırtlanla bir geyiği yanyana gördünüz mü? Veya kedi ile fareyi, atmaca ile serçeyi? “Ateşle barut yanyana durmaz” derler. Olmayacak şey değil belki ama, zorlu bir terbiyecisi, ikisi arasında kurallar üstü bir Kural Koyucusu varsa ve onlara boyun eğdirici bir güç söz konusu ise evet... İşte, şiddetle yanan hidrojen ve her zaman yakma ile vazifeli oksijenin beraberliği... Öyle bir beraberlik ki, beraberliklerinin ürünü, etrafı alev alev saran bir yangın değil, tam aksine yangınları söndüren, hayata hayat katan, çok marifetle donatılmış olan su. Hemen bütün saf maddelerin aksine, donduğunda hacminin %9’u kadar genleşerek içinde yaşayan canlıları soğuktan koruyan, susanınca koşulan, ateşi söndüren, kirleri temizleyen su. Yiyeceksiz 50-60 gün yaşanabildiği halde yokluğuna ancak 5-10 gün dayanılabilen, nehir kenarında bile abdest alınsa dikkatli kullanılmasına dair Kainatın Efendisi (sav) tarafından iktisada örnek gösterilen su...

DEVR-İ DAİM VE SUYUN ROLÜ

Su, hepimizin ortak malı. Nerede yaşayacağımıza, nerede ekip biçeceğimize, iklimlerin şiddetine o tesir eder. Bitkiler, karbonhidratları onunla yapar; sayısız kimyevi maddeler onunla meydana gelir. Enerji santrallerinde günde 5 bin tona yakın kullanılan odur; yıkamada, çözeltmede başrolde hep odur. Mesela, 1 litre limonata için 10 litre, 1 gazete kâğıdı için 200 litre ve orta büyüklükte bir araba üretimi için 50 bin litre suya ihtiyaç vardır denirse hiç şaşırmayın. Ölçülerle ifade edilemeyecek miktarlarda kullanılan suyun bitip tükenmemesindeki sır ise artık herkesçe malum: Zerreden kürrelere kadar herşeyi yaratan, onlar arasında karşılıklı münasebetler kuran Allah (cc), arz ile sema arasında suyun devr-i daimi için güneşi, bulutları ve buharlaşmayı vasıta etmiştir. Nehir, göl ve okyanuslardaki su, güneşin göz kırpması ile buharlaşmakta ve bulutların kanatlarında seyr ü sefer ederek, takdir edilen bölgelere ulaşmaktadır. Yükselen, yükseldikçe soğuyan ve soğuyunca da yoğunlaşarak tekrar yeryüzüne inen su ise, önce toprağa oradan da, mürşidine koşan kul misali, nehirlere ve sonunda da okyanuslara ulaşır... Ve devr-i daim, böylece devam eder. Devr-i daim arz ve sema arasında böylece devam eder ama, bu ikisi arasında onun vasıtasıyla hayatiyetlerini sürdüren canlıların tükettiği kadarının yerine konması da kainata, “azami tasarruf” damgasını vuran Yüceler Yücesi (cc)’ne ait bir hakikattır. Mesela, bitkiler, fotosentez hadisesi ile onu, havadaki karbondioksit (C02) ve güneş ışığının yardımı ile gıdalarımız olan karbonhidratlara dönüştürürken tüketirler.

(Reaksiyon- 1)

Burada tüketilene eşdeğerde su ise, bu karbonhidratlar insanlar ve hayvanlar tarafından kullanılırken aynen ortaya çıkar.

(Reaksiyon 2):

Burada dikkati çeken nokta, aslında (2) no’lu reaksiyonun (1) no’lu olanın tersi olduğudur. Yani güneş ışığı, insan ve hayvan bedeni için lüzumlu olan bir enerji türüne dönüştürülmüş ve bunun ötesinde, su dâhil kullanılanlar aynen iade edilmiştir. Başka bir ifade ile su, dolaylı olarak buna vasıta edilmiştir. Beden için lüzumlu enerji üretimine bu şekilde vasıta edilen su, acaba doğrudan enerji kaynağı olabilir mi? Konunun başında da temas edildiği üzere, su molekülünü meydana getiren hidrojen ve oksijen şayet endüstriyel ölçüde ayrıştırılabilirse, evet... Ana hedef, suyu meydana getiren hidrojeni kazanmak ve onu hemen her sahada yakıt olarak kullanmak; hem de kül ve kirletici gazlar çıkaran petrol ve kömür gibi fosil yakıtlardan farklı olarak sıfır seviyede karbondioksit, sıfır seviyede kükürt dioksit ortaya koyan bu temiz yakıtın yanması neticesinde ortaya sadece yine su çıkmaktadır.

KİRLENME HAD SAFHADA MI?

Kömür, petrol ve gaz gibi fosil yakıtlara nazaran hidrojen, bize belki daha pahalıya mal olacaktır. Ancak, bu yakıtlarla ortaya çıkan çevre kirlenmelerini ortadan kaldırmak üzere 2,4 105 KCal. enerji başına hesap edilen 8-9 dolarlık masraf dikkate alındığında, bu maliyet farkı da ortadan kalkabilir. Üstelik gerek üretim, gerekse taşıma, arıtma, depolama ve kullanma anında fosil yakıtlar şiddetli derecede sızıntı ve gaz neşri ile hava, su ve toprak kirlenmesine sebep olmakta ve bu yolla, insan hayvan ve bitki sağlığını tehdit etmektedir. Bilim adamları, atmosferde biriken bu yanma gazlarının “sera tesiri” dile sıcaklığın artmasına sebep olduğuna, hatta ortalama sıcaklığın belli noktalara ulaşması halinde tesirlerinin şaşırtıcı ve korkunç olacağına dikkat çekmektedirler. Onlara göre, böyle bir durumda buz dağları eriyecek, deniz seviyesi yükselecek, mevsimlerde alışılmadık değişmeler, hatta sıcaklık dalgaları, kuraklık, sel, şiddetli fırtınalar ve yangınlar kaçınılmaz olacaktır. Ayrıca, bu tür yakıtlardan ileri gelen kirlenmelere bağlı hastalıkların riskleri, tedavi zorlukları ve mevcut petrol kaynaklarının siyasi güç olarak dünya dengesini sık sık tehdit etmesi de, artık gözardı edilemeyen hususlardır.

TEMİZ BİRYAKITA DOĞRU

Yıl 1937, Mayıs’ın 6’sı. Alman Hava Yollarına ait bir uçak (Hindenberg), New Jersey’deki Lakehurst’e doğru adeta kayarak inişe geçiyor. Bu sırada haricî bir sebeple alev alan uçak yere çakılıyor. Bu dev uçağın yakıt deposu, alışılanın dışında hidrojenle doludur; oldukça hafif olan ve ancak havanın belli bir karışımı ile tutuşabilen hidrojenle. Bu hadiseyi yorumlayan fizikçi Joan Ogden’e göre, söz konusu kazanın en önemli sonucu, ölen 32 kişi değil, alışılmışın dışında, kurtulan 62 yolcudur. Bu olağanüstü hadisenin yegâne sebebini uçak yakıtı olan hidrojenin, uçağın çatlamasıyla uçağı adeta yüzerek terketmesine bağlayan Ogden ve ilgili uzmanlar, 21. yüzyılın başında fosil yakıtların yerini hidrojenin alacağı ve alması gerektiği görüşünü paylaşmaktadırlar. Hatta, bu konuda yoğun araştırmalar yapan enstitüler, hayali ve fantezi noktalardan çok, hidrojenin yakıt olarak kullanımı sırasında ortaya çıkacak problemlerin halli hususuna ağırlık vermektedirler. Bilindiği üzere, hidrojeni gaz yakıt olması sebebiyle, depolamak, nakletmek, motorlu taşıtlarda ve evlerde kullanabilmek için uygun ve özel donanımlar gerekmektedir. Mesela, bir depo benzinle gidilebilen mesafe bu deponun ancak üç bin defadan fazla hidrojenle doldurulması ile katedilebilmektedir. Bu depoya hidrojenin ancak basınçla doldurulması durumunda söz konusu mahzur giderilebilir. Kıymet ifade eden unsurların kazanılması, muhafazası ve kullanılması nasıl kolay olmuyor ve birtakım şartlara dikkatle riayeti gerektiriyorsa, klasik yakıtlara nazaran çeşitli avantajlara sahip hidrojenin de sudan kazanılması, taşınması ve kullanılması kolay olmayacaktır. Bu konuda ciddi program ve değişik teknolojilere ihtiyaç vardır. İşte hidrojenle ilgili enstitülerce planlanan bu teknik programların %15-20 ‘5mm 2000 yılında uygulamaya konulacağının ifade edilmesi, bu konudaki ümitleri artırmaktadır.

SU YAKITA NASIL DÖNÜŞTÜRÜLECEKTİR?

Termodinamik kurallara göre, mevcut bir enerji veya enerji kaynağı yok edilemez; ancak başka bir enerji türüne çevrilebilir. Bildiğimiz sudan hidrojen gibi bir yakıtın üretilebilmesi için ise, cüz’i de olsa bir elektrik enerjisine ihtiyaç vardır. Çünkü, sudan hidrojenin elde edilmesi hal-i hazırda yalnızca elektrolizle mümkündür; elektroliz için ise elektrik gerekmektedir. O halde, bu elektrik en ucuz şekilde ve atmosferi kirletmeyen bir kaynaktan nasıl elde edilebilir? Bu problem, son 20 yılda güneş enerjisi teknolojisindeki gelişmelerle hemen hemen halledilmiştir. Özellikle, doğrudan güneş enerjisinden, fotonların bir yarı iletken vasıtasıyla absorbe edildiği ve daha sonra bunun elektriğe dönüştürüldüğü fotovoltaj (PV) tekniği, bu konuda en önemli alternatiftir. Mesela, bu teknikle bugün dünyada tüketilen fosil yakıt miktarına eşdeğerde hidrojenin 500 bin km2‘lik bir alanda (dünyada güneşten en çok nasibini alan çöllerin %2’sinden daha küçük bir alan) üretilebileceği öne sürülmektedir. Bu miktarda hidrojenin üretilebilmesi için gerekli su miktarının söz konusu çöl bölgesine, yılda yağan 2-3 cm’lik yağmur ölçüsünde, oldukça mütevazi bir seviyede olduğu, bu sıcak bölgelerde üretilen hidrojenin uzun bir mesafeye naklinin ise, elektriğin naklinden % 25 daha ucuza geleceği de varılan neticeler arasındadır.

Netice olarak, rahmet deryası içerisinde sarıp sarmalandığımız şu kâinat sarayında suya dercedilen binler marifetten bir tanesi daha, insanoğlunun hizmetine girmek üzere. Temiz, kirletmeyen bir enerji kaynağına hasret kalan dünyamızda suyun yakıt olarak kullanılacağı belki ancak masal kitaplarına yakışırdı; ama görünen o ki, bugüne kadar adı anılınca dehşete kapıldığımız çöl güneşi bile rahmetin bir parçası olarak insanlığa bu konuda adeta göz kırpmaktadır.

Doç. Dr. M.KARLIDAĞ