Mayıs 1988 · s. 153 · 1 dakikalık okuma
Söze Kafiye Koyma
![]()
Feraset, gizli bir el tarafından gözlerine sürme çekilmiş talihlilerin eşya ve hadiselere bakış keyfiyetidir.
Feraset, düşünme maharetiyle, düşünceye şekil verebilme meziyetini kendinde toplamış kıvrak ve kesin bir zekânın sahip olduğu ışık ve hareketle gölgeleri yıkama ve aynı zamanda başkalarının aydınlık diye seyrettikleri ufuk noktalarının hayat sahnesine akseden yönleriyle nasıl birer koyu gölge olduğunu keşfedip görme ve bilhassa “malum” kabul edildiğinden dolayı ülfetin karanlık dehlizlerine hapsedilmiş birçok hakikati bulundukları yerlerden kurtararak onları yarınların anlaşılıp idrak edilmesine vesile ve vasıta haline getirme ameliyesidir.
Feraset, hassasiyettir. İçtimai coğrafyanın iniş ve çıkışını; med ve cezirini, ferasetli insan herkesten evvel hisseder. Ondandır ki, bazen herkesin ortalığı gül--gülistan gördüğü ve kahkahaların tavandan toz düşürdüğü bir devrede o ve onun gibiler boynu bükük goncanın hazin haline gözyaşı döker ve hıçkırıklarını say ha haline getirirler...
Feraset, söze kafiye koymanın adıdır. Vakıa ve hadiseler hakkında son sözü, hata payı sadece beşeriyeti uzaktan hatırlatacak seviyede olmak şartıyla, hep ferasetli insanlar söyler ve sanki olaylar mazide onların dediklerin in istikbalde birer şahidi olmak için yekdiğeriyle yarışa görmüşçesine hızla ve süratle kader memleketinin mahremiyetinden, kaza diyarının vuzuhuna doğru sökün ederler...
Feraset, tedbir, demektir ve ferasetli insan müdebbirdir. Başkaları onu “dağlar gibi sabit” zanneder. Hâlbuki o, “gökteki bulutlar gibi” en zor anlarda bile, henüz haritası çizilmemiş ışıl ışıl bir hayata, renk cümbüşününün serbest oyunlarının denendiği cömert bir bahara doğru yol alır gider.
Şemseddin Nuri