Sızıntı Arşivi

Aralık 1990 · s. 522 · 7 dakikalık okuma

Sizden Gelenler

Sızıntı · Edebiyat

METHİYE

Kim durdurur artık beni,

Dudağımda binbir niyaz,

Acı, korku, endişe yok,

Gündüz bir süt kadar beyaz,

Gece nerde olur bilmem...

Sonsuz sevgi bütün kozum,

Dinç bir kökün sarmaşığı,

Yakaladı gönül gözüm,

Yere düşen ilk ışığı,

Sabah nerde bulur bilmem...

Ne asude, ne füsunkâr,

Duyan kalpte olmaz tasa,

Onla her dem her yan bahar,

Ah bu şiir de olmasa,

Adım nerde kalır bilmem...

İbrahim Berber/ANKARA

Ne güzel bir şiir bu. İnsanın içine tatlı sıcak bir mel­tem esiyor sanki. Biçim güzelliği bu tatlı ahenkte sanki erimiş bir buğu ritmiyle kalb semasına doğru yükseliyor.

Redif ve kafiyeler şiirin bütününde ince, tatlı bir üslupla örülmüş. Şiirinizi adeta iyi yontulmuş bir elmas mücevherine benzettiğimizden çerçeveleyip şiir köşe­mizin en üst bölümüne koyduk. Sizden daha nice böyle güzel ve derin muhtevalı şiirler bekliyoruz. Selâm ve sevgiler sunarız.

ÇAĞRIŞIM

Gülensin..

Ama gülmezsin, gülemezsin,

Sana gülen demişler,

Bilmem ki ne kadar gülensin?

Hayır sen gülen değilsin,

Gülmeyen yüzü güldürensin.

Gülü kurumuş gönül bahçesini,

Bir başka güllendirensin.

Ömer Oğuz/ANKARA

Şiirinizi kelimelerin sesteşleriyle güzel bir şekilde örmüş­sünüz. Hissettiklerinizi kısa ve özlü bir şekilde verirken mesa­jınızı da ulaştırmayı başarmış­sınız okuyucuya. Sizden daha uzun ve mesaj yüklü, yahut duygu ve düşüncelerinizi en güzel bir şekilde dile getiren daha nice ufku açık, sahili berrak şiirler bekliyoruz.

GÖMÜLÜ DUYGULARA SESLENİŞ

Dolaştınız mı büyük şehrin sokaklarında

Gayeden öte duygularla dolu dolu

Gözlerinizden akan derin yalnızlıkla

Ve bir akşam vapur düdükleriyle giden gün

Sizden aldıklarıyla sizi götürdü mü uzağa

Siz size yabancı, gün güne akşam akşama

Ve bir adam ki dışlanmış

Dışlamış cemiyeti en güçlü anında

Şehir ona uzak gitmiş, o, şehirden çok uzağa

Yine o adama hamile büyük şehir

Onunla ilgili her hatıra her bakış

O adamda cemiyet onda ölüm onda diriliş

Mehmet Garib Şeyhoğlu

Şiiriniz bir lirizm çağlayanı. Bu lirizm içten içe göz yaşlan akıtan bir hüzün ile örülmüş. Duyup hissettiğiniz cemiyetten dışlanmış adamın kalbindeki acılardır. Elbette bu adamın halinden anlayacaklarda çıkar. Başta siz ve sizin gibi duyarlılığı faz­la olan vicdanı ölmemiş şairler, his ve dü­şünceleri gür olan düşünürler bu adamın elinden tutup onu kurtuluş sahillerine er­direcektir. Sizden daha nice güzel şiirler bekliyoruz köşemize. Selâmlar, sevgiler.

TUTSAK

Şu meçhul ufukların seyrine tutsak gönlüm

Özlediğim bahara ne diye sevda saklar

Sarp dağlar çemberinde kör, yetim, aksak gönlüm

Ne güne ümit bağlar ne diye aşk yumaklar.

Bir taksim partisinin 'güdümlü' celsesinde;

Ruhuma verilen yurt: Bir uçurum kenarı

Bir münkir tayfasının zemberekli sesinde,

Son haddine dayandı dâvamın istismarı.

Selden uçan dam gibi çöktü tahammül gü­cüm

Son ümit tesellimin gevşedi can daman

Hüznümün solosunda göğü saran âvâzım

Azdırdı gönlümdeki destanlık sancıları

Dünyanın sefasına, zevkine bel mi bağlar

Y. Emre Hasocak

Sizin adınıza diğer şair dostlarımıza da seslenmiş olalım, öncelikle sizlerin şiirleri bize ulaşınca mutlaka değerlendirmek için heyette okunur. Eğer değerlendirilecek bir seviyeye haizse niçin değerlendirilmesin ki? “Şiirim ne oldu, anlayamadım doğrusu” gibi hesap sorma siz genç şairlerimize ya­kışmıyor. Şimdi şiirinize gelelim öfkeli şair: Şiiriniz bütünüyle güzel, üzerinde iyi bir çalışma yapılmış bir şiir bu. Kafiye ör­güsü ve iç musikîsi birbirini tamamlar gibi dengeli... Yalnız son dörtlükte “yabancı” kelime yerine “meçhul” kelimesini daha uygun buldu. Çünkü bu kadar fikir sancısı çeken muhasebe duygusuna sahip olan bir kişinin yabancı ufuklara hayran olması, bizce şiirin bütündeki muhtevaya zıt bir öğe olarak görüldü. Sizden nice güzel şiirler bekliyoruz. Yalnız elimizde o kadar şiir varki çıkması gecikirse sabırlı olmanızı tav­siye ediyoruz. Selâmlar, sevgiler.

—Pişmanlık dolu günlerin hatırası

İSTİYOR UM

Labirentli bir dünyada yol alıyorum

Kişiliğim, duygularım, düşüncelerim karmakarışık

Çekilin önümden aydınlıkta bana da yer verin

Zira ben anlamak, anlaşılmak istiyorum.

Nağmeler sinmiş gönlümün en kuytu yerine

Kuşkular işlemiş beynimin her köşesine

Gözlerim nemli, bakıyorum elâlemin neşe­sine

Zira mutluluk nedir tatmak istiyorum.

Günler ışıksızdır benim dünyamda

Fırtınaların ardı kesilmiyor orada

Kalbim burkuk, nazarım yapraksız

dallarda Zira bahar nedir görmek istiyorum.

Tunay Özer/Patnos—AĞRI

Şiirinizde coşkun bir lirizm hâkim. İçinizden geldiği gibi söylemişsiniz mısra­ları. Redif ve Kafiye düzeni pek olmamış. Çünkü eğer kafiye düzenini koşma semasıy­la yazacaksanız, buna riayet etmelisiniz. Bu isteğiniz okuyucu tarafından sezilir. Fakat başarısız olduğunuz anlaşılırsa şiirin bütününü gözden düşürebilir. Bu sebebten şiiri ya serbest yazınız ya da kafiye sistemi­ne özen gösteriniz. Sizden bir kuyumcu edasıyla üzerinde durulmuş nice güzel şiir­ler bekliyoruz. Selâmlar.

GÖZYAŞI

Gönül sarayının ta içlerinde.

İçten içe fokurdar kaynar gözyaşı.

Cennet bahçesinin yamaçlarında,

Çiçeklerden süzülüp akar gözyaşı.

İsterim halimi bilmesin ol yâr.

Hem yarim bilmesin, hemide ağyar,

Kadirbilmezlere halimi söyler.

Sırlarımı aleme saçar gözyaşı.

A. Kerim Demirci /TRABZON

Şiiriniz güzel. Fakat şiir sadece bir ri­tim değildir. Ne denildiği, niçin söylendiği, nasıl söyleneceği düşünülmeden şiire başla­mak şiirde bazen nahoş imajlar veya şiirin ruhuna tam uymayan tablolar sergileyebi­lir. Bu sebepten ahenge uysun diye her sö­zü şiire almamalıdır. “Şiir mantığı” imbi­ğinden geçen düşünceleri, duygulan güzel bir Üslup ile yine sizin önem verdiğiniz ritim potasında eriterek mısralara dökmelisiniz. Meselâ “hurilerin gözyaşıyla rak-etmesi” bir sevinç tablosu oluşturuyor. Hâlbuki bizim temamızda hüzün var. Biz o mısrayı “çiçeklerden süzülüp, akar göz­yaşı” şeklinde değiştirdik. Ayrıca “Deva-bilmez” diye bir deyim yok. Onu “ka­dir bilmez” diye söyleriz Türkçede. Sizden daha dikkatli üzerinde iyice düşünülmüş ve sonra kaleme alınmış güzel şiirler bekliyo­ruz. Selâmlar.

TEK NEFESLİK İZ

Dolaştığı iklimlerde bora ve tipi

Kapılmış bir cani girdaba ki, yok dibi

Bakışı kısır gözlerinde kara perde

Eşyanın derinliğine ıttıla nerde?..

Fikirlerinde kurt, ayakları havada

Talihsiz, hakikatin daim sofasında

Ferman keser her lahza... ama vicdan hissiz

Herkesle beraber... Hep yalnız hep kimsesiz

Sözlerinde çalım, adımlarında caka

Tarihi hakaret; halk kürsüsünde

Hakk'a İnil tiler paslı, kulağında musiki

Zevkini yaşar, ölüm de ne imiş sanki?!.

Dünyaya küskün, Ukbadan zaten ümitsiz

Yolu çöl... Tek nefesle silinir koca iz...

Ardı sıra iki damla kirli yaş... Sonra

O gidiş... Zulmet ininden engin koylara...

Musa Hoş

Şiiriniz çok güzel... Sızıntı şairimiz. “Bir kaşık irfan” şiirinden mülhem olarak kaleme aldığınız bu güzel şiirde kafiye ör­güsü biraz zayıf kalmış. Aslında siz bu şi­irin üzerinde biraz daha dursaydınız, bu kü­çük hatalar da giderilebilirdi. Dünya zev­kine dalmış, nefsinden başka hiçbirşeye ehemmiyet vermeyen kişilerin halk kürsü­lerinde nasıl bir Millet fedaisi kesildiğini güzel bir üslûpla dile getirmenizin yanında, kesin düşüncelerinizin mısralarda bıraktığı iz şiirin şairine karşı bir güven duygusu uyandırıyor gönülde. Yeni orijinal şiirlerinizi bekliyoruz. Selâmlar, sevgiler.

YARGILAMA

Ağlamanın Sanskritçesi olmaz ve gülmenin

İngilizcesi

Acıların bizi taşlaştırdığı bir dünyadayız

taşlaşmanın milleti belli değil...

Düğümler karşılıyor bizi önce İskender'in

çözemediği

ama düğümler Urduca çözülmez.

Şeylerin Ördüğü bir dünyadayız

bir şey için bin şey feda edilen

…………

Sevdalar takip ediyor sonra; İnsanlık onu­rumuzu koyduğumuz

kırık-dökük, yırtık-sökük sevdalar...

Sevdalar Moğolca olmuş kaç yazar?

onursuz yaşamanın Çincesi olmaz

Hesap soramadık leş yiyen etçilden

talan edici otculdan

ve hesap soramadık kan içen Ortadoğu da

modern sadistlerden

İnsan yemenin frenkçesi de bir yamyamca­sı da..

Metin Asım Dikeç/ANKARA

Şiiriniz Erdem Beyazit'in şiirlerinden mülhem olarak kaleme alınmış mısralarla dolu. Fakat duygu ve düşüncelerinizi akıcı bir üslupla dile getirmişsiniz. Yalnız şiiri­nizde iç ahenk biraz zayıf. Dünyanın hun­harlıkta meşhur devletlerine mısralarınızı, tenkit mızrağınızı coşkun naralar kopara­rak batırıyorsunuz. Bu içte de tam olgun­laşırsa o yamyamların sinesine saplanan tenkit oklarınızın battığı noktadan m

ŞU DÜNYA DEDİKLERİ

Dünya dedikleri misafirhane

Bekliyor kapıda bineklerimiz

Hancı rolündeyken, yolcuyuz bir bir

Kiraya verilmiş konaklarımız

Dünya dedikleri misafirhane

Bu günden yürürüz ertesi güne

Dünya dedikleri bir mahpushane

Uyduyla izlenmiş beyanlarımız

Beyin zincirleri doğmadan hazır

Suçluymuş gören ve duyanlarımız

Dünya dedikleri bir mahpushane

Yaşamış, ölmüşüz bundan kime ne

Dünya dedikleri bir kumarhane

Yerine yerleşmiş bilenlerimiz

Sevaplar, günahlar masa üstünde

Kaybeder ortada kalanlarımız

Dünya dedikleri bir kumarhane

Kimimiz kaybede, kimi kazana

Dünya dedikleri bir gasılhâne

Uzanmış yatıyor bedenlerimiz

İbret nazarıyla bakabilsek bir

Geriye dönmüyor gidenlerimiz

Dünya dedikleri bir gasılhâne

Su, sabun, teneşir hepsi bahane.

ÖTELERDEKİ ÜMİT

Ufukta mutlu geleceğin müjdesi,

Gönüllerde ötelerden haberler.

Onurlu bir davanın müjdecisi,

Getiriyor en güzide nağmeler.

Umut getirmek eskilerde kaldı.

Perişan şiirler gecelerde.

Nemli gözler ötelere daldı,

Şimdi ümit ötelerde.

Hayrani Ertuğrul/GEBZE

Bir çırpıda yazıvermişsiniz şiirinizi. Üzerinde uzun bir çalışmanın izleri yok. Fakat güzel. Yalnız her zaman işimizi te­sadüfe bırakmamalıyız. Bazen bu tesa­düfler şiir yerine kalemimizden ne idüğü belirsiz hilkat garibeleri çıkarabilir. Bu se­bepten şiirinize temanızı seçtikten sonra onun üzerinde bir plan kurun. Ne söyle-ceğinizi bir kenara not alın. Yoksa lüzum­suz tekrarlara düşebilirsiniz. Sonra bu tekrarları şiir bitince çıkarsanız da o yer­lerde okuyucu hava boşluğuna giren kuş­lar gibi sendeler. Demekki önce plân ve düşünce çizgilerini tesbit etme sonra kalemi ele alma ve mısraların coşkun iklimine gir­me... Bu tenkit ışığında sizden nice güzel şiirler bekiyoruz. Selâmlar, sevgiler..

ZAMAN

Zaman...

Saçlarımı ağartan mefhum;

Yüzüme çizik atan,

Belimi büken gerçek;

Doğrulmamak üzere....

Zaman...

Maddede tebdil

Bir ölçü,

Bir kıyas,

Maddeyi hapseden kafes...

Zaman...

Seni ben mezarlardan tanıdım;

Kemikler anlattı bana seni...

Harabeler fısıldadı,

Kır saçlarım hatırlattı...

Zaman... Mazi bir deniz,

Ati bir ırmak,

Akıyor durmadan

Böyle demiş Yaradan...