Eylül 1988 · s. 332 · 4 dakikalık okuma
Sizden Gelenler


BEKLİYORUZ
Akşamın, karanlık zülüflerini sabahın aydınlık rahmine bıraktığı bu günlerde, neyi beklediğinin şuuruna ermiş olarak, dört gözle sabahı bekliyoruz. Derinlerde mercan avlayanlar misali, en derinlerde, içlerden daha içte sabır ve sebatla beklemekteyiz.
Sabredenlere verilen müjdenin tahakkuk edeceği zamanı, kışta gelenlerin müjdeleri ile anlıyor ve bekliyoruz. Söz vermişiz ve söz verdik. Evet, dua, dua bekliyoruz.
A. Sadık Urfalıoğlu / İSTANBUL
KAN LEKESİ VE SÜVARİSİZ ATLAR
Dün gece, üçü beş geç bir kan lekesi gördüm rüyamda
Dediler ki şehit olacaksın; çok mukaddes bir makamda
Dedim; Deryada süvarisi yok atlar vardı akın akın
Dediler ki durma burada senin şehit olman pek yakın
Dün gece, beşi üç geçe bir kan lekesi gördüm rüyamdı
Dediler ki O’nun gözündendir, ağlıyor Mescid-i Haram’da
Dedim: Deryada süvarisi yok atlar vardı; kaçıyorlar
Dediler ki, nefsine takılıp kalanlardır, ne yapıyorlar?
Dün gece, beşi üç geçe bir kan lekesi gördüm rüyamda
Dediler ki Mesih’in kalemindendir, hutbe okur Şam’da
Dedim: Deryada süvarisi yok atlar vardı; dönüyorlar
Dediler ki, zafer geldi, neferler secde-i şükürdedir.
Hakan Tolunay
İŞTİYAK
Dün yine, Ravza’nın önünde,
Acıyla durup görmek istedim.
Bir kıvılcım çakıp gönlümde
Yeter çektiğim demek istedim.
Hayalin belirince kapıyı açıp
Önünde diz çöküp ölmek istedim
Hıçkırıklarla buseler saçıp
Bir gül uzatıp, vermek istedim.
Altan Gülşen — ANKARA
BEYİTLER
Her gün yolcu oluyor birkaç kafile
Her kafile bir ikazdır gafile,
Gaflet, karanlık derin bir kuyu
Zehirli bir bala benziyor suyu.
Atilla Karakuş/ İZMİR
GENCECİK SEVDALAR
Sen tanırım bu sevdayı
Hani yüreklere kazınmıştı eskimez yazılarla.
Geçmiş ve geleceği aydınlatış,
Bütün sorulara cevap olmuştu.
Hani eskimez zamanların birinde
Çöllerde çiçeklenip
Manş kıyılarında açmıştı.
Sen tanırsın bu sevdayı
Rüzgârın önünde yediveren gülleri
Ve doğurgan yaranın sıcaklığında
Fecir türküleri söylenir usulca
Büyük şehrin kimsesiz sokaklarında
Sen tanırsın bu sevdayı,
Yine aynı türkü gezinecek dudaklarda
Çağıracak yanma güneşi ve ayı
Aşıklar omuzlarına alacak bu sevdayı.
Ve yeryüzü parlayıp bir anda
Sahralar gül kokacak yeni baştan.
Sen tanırsın bu sevdayı,
İskeletlere can verilecek.
Cüzamlılar ebedi dirilecek
Sayısız zincirler kırılıp bir bir
İnsanlar hikmetle süslenecek
Saatler fecir anını vururken
Kat kat tepeleri aşıp gelen kutlular
“Daha yok mu” diye soracaklar.
Asırlarla hesaplaşarak inceden inceye
Günlere bir bir imza atacaklar.
Sen tanırsın bu sevdayı,
Aşıklar sırtındaki yükü
Boşaltarak mübarek şehirlere
Atılacaklar hep birden ileri.
Bir sevdanın en can alıcı yerinde
Kaybolup gidecekler esrarengiz bir biçimde,
Kimse ne görecek onları ne tanıyacak,
Geride şairler kalacak ellerinde mercan kabuklan,
Bir isim arayacaklar akıllarınca bu çağa
Eski şairlerden arta kalmış mısralarda.
Oysa çiçeklenmiştir yeryüzü baştanbaşa
Ve bütün zamanlar gül kokmaktadır.
A. Kerim Efeoğlu/İZMİR
HESAP
Gün güne daha yakın
Gün günden daha uzak
Bir güne
Bir gecede başlanacak.
Her gün bir güne
Hesap soracak.
Hakkı Celal/TRABZON
KAHRAMAN
Güneşler ülkesine doğru seyahate koyulacaktı. Garipti, öksüzdü, hordu ama gaipten muştusu vardı. Davası ağır, düşmanı çoktu. Yolu uçurumlarla doluydu. İçinde Yüceler Yücesinin verdiği öyle bir azim vardı ki, o azimle gemileri tekrar karadan yürütecekti. Kandan, irinden deryaları geçmeye hazırdı. Gönlünde önderlik yapan “o büyük zat” vardı. Zamanı gelince sel olup coşacak, çağlayacaktı.
Mustafa Efendioğlu/G. ANTEP
KARACAAHMET
Zamandan el çekenin mekân tuttuğu diyar
Üstündeki her bir taşın ayrı matemi var.
Toprağını süslemiş boy boy beyaz mermerler.
Altında yatıyorlar molla, gazi ve erler.
Dikili taşlarında sırrı gizli ebedin,
Üflediğin ahenkle ruhumu perdeledin.
Eksilmesin üstünden esen o tatlı rüzgâr,
Binbir Fatiha için Allah’tan rahmet yağar.
Senin için dökülür İstanbul’a bu rahmet,
Ey sonsuz ufukları saran Karacaahmet.
Nedir servilerin altında gezen büyü?
İstanbul senden duymuş sükût denen türküyü.
Sen yeni bir zamana mekâna gebesin,
Varsın yolundan geçen seni hiç dinlemesin!
Topraktan bir satıhta yek pare bir sedef gibi
Seni öyle yaratmış ölümsüzlük sahibi...
Bir sözüm vardı amma olacak sana zahmet!
Bana da toprağında yer ver Karacaahmet!
Necip Elçi / ISTANBUL
BEKLENEN KAHRAMANLIK
Kal’a gibi dik başta bulutlarla yarışsın
Dalga dalga saçların rüzgârlara karışsın.
Ufukları kaplasın bayraklarımız al al
Göklere zaferini çizsin vahşi bir kartal.
Kahramanlar büyüsün masalda dev misali
Eğilsin öpsün gökler, canım nazlı hilali.
Orduların yeniden Tuna’ya akın etsin
Bir Yıldırım çıksın da uzağı yakın etsin.
Selim dursun karşında bütün şerefler şanlar
Namını tebcil etsin yıldızlar kehkeşanlar
İçimde hiç sönmeyen bir fetih sevdası var
Yavuz gibi diyorum “bu dünya iki insana dar.”
Bir sada duymak için sahralara düşeyim
Helal olsun bu yolda varım yoğum herşeyim
Çık nerdesin, zuhur et! Biz seni bekliyoruz
Yıllardır yollarda yorgun emekliyoruz.
İstiyorum yeniden bir hilkat istiyorum
Ne hayli ne kuruntu hakikat istiyorum
Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum.
Bahadır KUTLU
KİMSESİZLER
Yabancı eller ona kundak bağlıyor
Bu kimsesiz yavrucak niye ağlıyor?
Cami kapılarında binlerce çocuk,
Hıçkırıklar içinde ağlar yavrucuk.
Ellerde dolaşmış sevgiden habersiz,
Anasız; babasız, kardeşsiz, çaresiz
Bu sevgiden mi yoksun ana babalar
Günler geçtiği halde aramadılar.
Sokaklarda büyümüş, ev, bark yerine
Bu acı hep kal binin derinlerinde.
Her zaman kalbinde sevgi özlemi var,
Ona kucak açmış o ıssız sokaklar.
Aklına gelir ağlar, her gün bir elem,
Ne zaman bitecek der, söyle bu çilem!
Ayşegül Karabulut/DENİZLİ