Nisan 1988 · s. 133 · 2 dakikalık okuma
Sizden Gelenler
![]()
ANALAR
Ellerinde nasır nasır tarlalar
Ellerinde toprak, ellerinde kınalar
Ve toprak damlı evlerde açar
Çiçek çiçek yaprak yaprak analar
M. Baha Yılmaz - KlR1KKALE
Sevgili Sızıntı,
Sizinle ilk tanıştığım zaman “işte aradığım dergi” dedim. Derginin bütün sayfalarını bir solukta adeta içtim. Ancak biz okuyuculara ayrılmış bir köşenizin bulunmayışının burukluğunu hep içimde duydum. Son sayınızda böyle bir sayfayı görünce çok mutlu oldum. Bu nedenle teşekkürü sizlere bir borç biliyorum.
Nurettin Sevim – BALIKESİR
DİNLE İSTANBUL
Hani bir zamanlar medeniyetler başşehriydin,
Ya şimdi nerede senin sahibin,
Seni haramiler mağarasına mı çevirdiler,
Kimlere kanıp nasıl değiştin,
Ve ne gün,
Kapılarını açacaksın bize?
Ve ne gün,
Ümit saçacaksın gönüllerimize…?
Hala Fatih’lerin gelmesine mi?
Ermiş gönüllere mi gebesin…?
Bir yiğit, kahraman mı bekler,
Yine o eski surların senin…?
Yoksa bir “Saltanat”ın ahı,
Üzerinde mi kaldı?
Nerede teb’an ki;
Derdini bilir ağlardı.
Yoksa Beyazıt kahvelerinde,
Bir yadı cemil mi oldun?
Uzanıp yatıverecek, yeşil bir
Türbe mi buldun?
Dinle İstanbul dinle,
“Ötelerin” sesini,
“Çığ gibi gelen” bir şeyler duyacaksın,
Ve bu defa kahrından değil,
Sevincinden ağlayacaksın.
M. Sakid Çağ
BEKLİYORUM
Bıktım zifiri karanlıklardan
Donatın gönlümü ışıklarla
Nice güzellikler dururken
Uğraştırmayın beni karanlıklarla
Dargınlar geri durun siz hele
Benim işim barışıklarla
Dünya yüzü cennete dönecek
Hakikate aşina, Hakk’a aşıklarla
Gösterin bir kez daha insanlığı
Bütün insanlığa arkadaşlıklarla
H. İbrahim Belge – İZMİR
GEL GAYRI
Seneler geçiyor ki, hala intizar ile
Münkesir kalbimiz hep seni arıyor,
Yolunu gözleyen binlerce köle,
Serabı görünce hep, seni sanıyor.
Arşa çıkan feryatlarıyla gariplerin,
Seraplardan bıkan gönülleri yanıyor,
Yanmakta ne demek! Bu muzdariplerin,
Lügatleri bile yalnız seni tanıyor.
Buket buket gülleri ellerinde soldukça,
Muntazır dideleri sanki bir bir kanıyor,
Kâseler elemle ızdırabla doldukça,
Lokmasını bir şuna, bir de buna banıyor.
Metin Yavuz – ANKARA
SULH DİLEKLERİ
Çiçek yapraklarıyla kinlerimi örtsem
Saklasam yumruklarımı güneşten,
Meltem sesli şarkılarla yatıştırsam,
Diken diken olmuş her telini kalbimin.
Deli heyecanlarımı avutsam,
Yaz akşamları kukulu şarkılarla.
Kızgın bakışlarını dizginlesem,
Uysal atlar gibi olsa gözlerim.
Uçum uçum kelebekler gibi uçuşsa gülücüklerim,
Sessiz akan küçük dereler gibi dostluk ellerim olsa.
Silkinsem bir grup vakti,
Dökülse menfaat peşindeki hesaplarım,
Üstümdeki onun bunun mukallidi desenleri atsam,
Bembeyaz bir elbiseyle dolaşsam “sulh bağları”nda,
Bütün karanlıklarımı aydınlatsam vicdan meşalesiyle,
Ölüm gibi muti bir “eyvallah” desem cümle tokatlara,
Zehir dolu çanaklarını boşaltsam kafatasımın,
İçimdeki ejderhayı müsamaha zinciriyle bağlasam,
Ve sahildeki bir çocuk fısıldasa,
Kulaklarıma yavaşça bütün olacakları,
“Sulh Yaradan’dan… Sulh Yaradan’dan…”
S. Server
Sevgili Sızıntı’m
Müjdeler zamanın şanlı ebed yolcusuna,
Bu ne manalı aşk, bu ne manalı sevda,
Sızıntılarla var olan bir ırmak… ve ötesinde,
Semalara yükselmek bir sevgili uğrunda
Ali Gülşen – ANKARA
Sevgili Sızıntı,
İyileri kötü, kötülerin iyi gösterildiği bu devirde sen bana doğru olanı gösterdin. Senin sayende içimiz aydınlandı, ufkumuz genişledi. Birçok arkadaşım senin sayende benliğine kavuştu. Bu ıssız ve kızgın çölde bize ab-ı hayat verdin.
Mehmet Özleyen - ANKARA