Sızıntı Arşivi

Mart 1996 · s. 72 · 4 dakikalık okuma

Sır

Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

SIR

Gizli şey demek ma’nasına gelen sır; sofiye ıstılahında: Kalbde ilahi veda olan bir latife-i rabbaniyedir. Bedende ruhun emanet ve vedia olması ma’nasında bir latife. İrade, zihin, his “latife-i rabbaniye” dediğimiz vicdan mekanizmasının dört temel esası ve ruhun hassası olduğu gibi, “sır” da kalbin böyle bir hassası ve orta ölçekte bir buudu sayılır. Vicdanın temel esaslarının, kul-Rabb münasebetleri açısından mesela; iradenin Allah’a kulluk, zihnin marifetullah, hissin muhabbetullah ve kalbin rü’yet-i cemalullah misillü birer hedef ve gayesi bulunduğu gibi sırrın da ilahi esrara açık bir hususiyeti ve gayesi vardır.

Bütün varlığın, Cenab-ı Vacibu’l-Vücud’un kudret eliyle yaratılıp ortaya konması açısından, yaratılanların Yaratan’ a nisbet edilmeleriyle alakalı sırlara “esrar-ı rububiyet”, kalpte tecelli-i evvelin inkişafıyla meydana gelen ve bütün ilahi isimler arasında ehadiyyet buudunu izhar eden, dolayısıyla da, her şeyde her şeyi müşahede zevkinin zuhurundaki sırlara da “esrar-ı tecelliyat ” denir.

Sırrı; her türlü cismani levsiyattan müberra, masiva lekelerinden arınmış ve her zaman ruh alemiyle açık münasebette bulunan “kalp” diye de yorumlayanlar olmuştur.

Sırra; “ Allah onların iç dünyalarında olanı en iyi bilendir” ayetiyle delillendirerek, her zaman vefa ile çarpan, sadakatle ürperen, peygamberlerin mesajlarına açık, Allah’ı ve ahiret yurdunu her şeye tercih eden temiz sine demek de mümkündür.. aynı zamanda bu yorumu, bütün kalplerin “sır” seviyesi olarak da düşünebiliriz.

Bazıları bu evsafı; sırrın, kalbde zuhurunun sebepleri ve daileri saymışlardır ki; Allah, o kalblere dini kabul, varlık ve birliğini ikrar, öteleri tasdik ve peygamberlerini de iz’ an imkan ve ortamını hazırlayınca, onlar da bu imkanı en iyi şekilde değerlendirerek, sır mevhibesiyle ulaşmaları gereken hedefe ulaşmaya çalışırlar veya Allah, onların, bu latifeyi çok iyi değerlendireceklerini bildiğinden, hususi atasıyla bu mevhibeye açık gönülleri ma’mur kilar.... kilar; zira O, “ O şükürle gerilenleri en iyi bilen değil midir?” hakikatinin biricik sahibidir.

Bu itibarla da onunla bazen, “ Allah takva ile serfiraz, masivadan müstağni ve gizli enginlikleri olan kulları sever” sözlerinin müfadı... bazen de:

Nice saçı-başı dağınık, kapı kapı kovulan ve asla önemsenmeyen kimse vardır ki, (herhangi bir hususla alakalı) Allah’a yemin etse, Allah onu yemininde yalan çıkarmaz” beyanıyla resmedilen mualla ve müberra gönül murad edilir.

Sırla alakalı yukarıdaki beyanın ışığı altında, sır ehli de üç bölümde mütalaa edilmiştir:

1- Gözleri Allah’tan gayri bir şey görmeyen, her zaman, her yerde sadece ve sadece O’nun rızasını arayan ve nefsin isteklerine karşı da kapalı kalmasını bilen bir kısım hak erleridir ki; himmetleri, hiçbir arzu ve istek karşısında kırılmayacak kadar alt.. maksatları, ilahi emirleri aksettirecek ölçüde duru.. hayat sistemleri uhrevilik çizgisinde... yollan emin.. gözlerini açıp-kapayıp hep O’nun muradını takip ederler. Nam u nişandan kaçar.. Hakk’a kulluğu varoluşlarının gayesi bilir., ve bu duygularını dünyevi-uhrevi her türlü mülahazanın önünde tutarlar ki, günlük yaşayışları hemen her zaman:

Birtakım evler ki, Allah o evlerin (kadrinin) yüksek tutulmasına ve içlerinde (mübarek) isminin zikredilmesine izin vermiştir ki, on ların derununda sabah-akşam, kendilerini ne ticaret, ne de alım-satım Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymadığı rical (yiğitoğlu yiğitler) vardır; kalblerin ve gözlerin döneceği günden korkar (ve tir tir titrerler)” ufkunda cereyan eder.. ve hep ışık alır-ışık verirler.

2- Allah’la münasebetlerini ve O’nun nezdindeki durumlarını iradi olarak gizlemeye çalışan öyle vefalı gönüllerdir ki, ilahi tecelli ve varidleri tesettürü gerekli birer namus gibi korur.. gayr-i ihtiyari ortaya çıkanlarını değişik tevriyelerle adeta çarpıtır.. her biri sema-yı velayetin birer yıl- dizi olduğu halde ateş böceği gibi görünmeye çalışır.. mücahede yolunun birer üveyki olmalarına rağmen saksağan görünümünü tercih eder.. arz u semada haslar hası payesiyle tebcil edilirken dahi ciddi bir melamet ruhuyla kendini sıfırlamasını bilir... hizmet ederken fevkalade civanmertçe, bir nefer gibi mütevazi ama en önde; maddi-manevi ücret taksiminde ise kendini unutturacak kadar gerilerin gerisinde ve beklentisizdir.

Allah onları, onlar da Allah’ı sever; mü’minlere karşı (fevkalade) mütezellildirler (tevazu kanatlarını yerlere kadar indirirler), küfür nankörlerine karşı da izzetli (ve satvetli)dirler. Sürekli Allah yolunda mücahedede bulunur ve kınayanın kınamasına da aldırış etmezler” gerçeğinin tam temsilcileri öyle babayiğitlerdir ki; Rableriyle baş başa kaldıklarında derinlikleri ihata edilemeyen birer arif u abid, dünyaya sözlerini geçirmede de birer erkan-ı harp ve dahidirler.. mensup oldukları milletin haysiyet ve şerefi adına fevkalade hassas, töhmet ve sü-i zanna vesile olacak “pes” davranışlardan da olabildiğine uzaktırlar.

3- Cenab-ı Hafız u Muin’in himaye, inayet ve kelaeti altında zirveleşmiş öyle kahramanlardır ki, oturur-kalkar Rabb-i Kerim’lerini anar.. her hadise, her düşünce ve her mülahazayı O’nu anmanın birer bahanesi, hatta mukaddimesi sayar ve adeta, kendileri olarak kendilerinden kaçar, kendilerini duymaz ve kendilerine karşı yabancı yaşarlar.. iyiliklerini insanlardan saklamanın da ötesinde kendi kendilerinden saklama mülahazaları içinde dolaşır ve vicdanlarında sürekli araya girmelerin ızdırabını duyarlar.. yer yer kendilerine takıldıkları olsa da, bunu bir kabuslu rüya telakki eder ve bir an evvel ondan kurtulma yollarını araştırırlar.. yeni merhalelere motive olmanın dışında her zaman vecd u istiğrakın gelgitleri arasında ömürlerini sürdürür ve hep inayet-i hassa seralarında, riayet-i tamme yamaçlarında ilahi eltafı soluklarlar.

Her zaman sırlar ötesi bir gizlilik içinde mahfidirler ama, Allah’ın matmah-ı nazarı ve varlığın da en hayati unsurlarıdırlar. Hakk eşyaya onlarla bakar, kâinat onların sır kevserleriyle beslenir.