Sızıntı Arşivi

Ekim 1984 · s. 27 · 3 dakikalık okuma

Sibernetik ve Yeni Buudlarıyla Varlık

Abdurrahman İspartalı · Doç.Dr · İnceleme

İlimler ilerledikçe eşya ve hâdiselerin dili daha da anlaşılır hâle gelmekde ve Yaratıcının modelleri değer kazanmaktadır. Kimbilir belki de yakın bir gelecekde, sibernetiğin yumuşatıcı ve uzlaştırıcı ikliminde, bu güne kadar kadri bilinememiş daha nice modeller gün yüzüne çıkarılacak ve onları hazırlayan Muhteşem Sanatkârla münasebete geçilmiş olacakdır...

Tabiattaki ahenk "büyük sayılar kanunu"ndaki gibi bir âhenktir. Ortada bir "Bütün" (kâinat sistemi) vardır. Bu "Bütün" parçalara (alt-sist emlere), onlar da devamlı daha alt parçalara ayrılmışlardır. Yani herşey kendi içinde bir bütün, ama bir başkasının da parçasıdır. Parçalardan herhangi birinde meydana gelen bir değişme, diğer parçalarda kısa veya uzun zamanda az yahut çok değişikliğe yol açacaktır. Aynen denize atılan bir taşın düştüğü merkez etrafında dairevi dalgalar meydana getirdiği gibi.. Hele söz konusu saha sosyal sistemler ise, ortaya çıkacak tesirin zaman ve zeminini kestirebilmek daha da zorlaşmaktadır.

Sistem veya alt sistemler bir noktaya kadar serbest, lakin ondan sonra birbirlerine "bağımlı" olmaları dolayısiyle, devamlı surette alışveriş halindedirler. Böylece"sistem"i, aralarında herhangi bir münasebet veya bağımsızlık bulunan bileşenle meydana getirdiği "Bütün" olarak anlamak lazım gelmektedir.

"Bütün"de herşey âhenk içinde vukubulur.

"Ahenk" kendi kendine düzeltme (autoregulation) demektir. Bunu beceren sistem "açık", beceremeyen ise "kapalı"dır. Milyonlarca asırdan beri devam eden kâinat sistemi o halde sadece bu devam ediş şekliyle dahi "açık sistem"dir. Kendi kendini yenileyebilmekte, her hâl ve şartta, hayatiyetini İdame ettirmektedir. Öyle ise, sistemler, devamlılık, istikrar, ahenk ve denge içinde bulunmaları; iç ve dış çevre şartlarına intibak etmeleri ölçüsünde "başarılı" dırlar. Bu da çevreye "açık" olmadan; adına "feed-back" (düzenleyici cevap) denen bir mekanizmanın varlığı yüzünden meydana gelir.

Hülasa, düzen içindeki bütün aletlerin bir saat rakkası gibi dakik işlemesi, esasında "ağırlık", "hacim", "mesafe" gibi üç ana unsur üzerine oturan kâinat sisteminin bu değerlerden herhangi bir sapma meydana getirmeden "düzenleyici cevap "tarda bulunması, yani kendi içinde kendini düzenleyip kontrol altına alması sayesinde olmaktadır.

S: Peki, bu mekanizmayı sosyal sistemlere nasıl tatbik edebiliriz?

C: Sosyal sistemlerin bambaşka bir ka-rekterde olması sebebiyle hayli zordur, ama; yine de kâinat ve İnsan yapısıyla İşleyişinden ders almak lâzımdır.

Madem ki önümüzde hiç sektirmeden, hata yapmadan işleyen bir kâinat sistemi vardır ve hatta mikroplardaki çatışma ve zıtlaşmalar mikropların düzgün işlemesi için "lâzım ve şart'tır, o hâlde her tür "sosyal" sistemler: Devletler, Hükümetler, Bakanlıklar, Üniversiteler, Mektepler, İşletmeler, Atölyeler, her türlü müessese, ne kadar büyük, karmaşık, kompleks olurlarsa olsunlar, düzenli işleyebilir veya onları düzgün işletecek uygun bir mekanizma bulunabilir.

Her sistemde (vücutla) önce, bir merkez (beyin) vardır, bütün organlar buna bağlıdır. İnsan vücudu belki herşeyden daha zengin, daha canlıdır. Bu yönüyle İşletmeye benzetilebilir. Eğer bir işletme bolümü hakikaten otonom (muhtar - özerk) ise, o, işletmenin bir kısmını teşkil etmiyor, yeni bir "vücut" meydana getiriyor demektir. Bunun tersine, bölüm az veya çok otonom değilse, çok kısa zamanda kaybolmaya mahkûm olur. Başka bir deyişle, merkez (genel idare) onu devamlı olarak "gütmek" mecburiyetindedir ki, bu da tamamen imkânsızdır. Bu durum bölümün idarecisi, takım vazifesini yapamaz hâle gelecektir.

Vücutta bu ikili yapı tarzı yüzbinlerce yıldan beri mevcuttur. Yani vücudun organları bir noktada beyne bağlıdır, fakat az veya çok miktarda kendi başlarına hareket edebilirler. Bunun sebebi "gelişmiş sinir sistemi"dir.

Vücuttaki sinir sisteminin yapısı ve işleyişi tam olarak incelenir, tahlil edilebilirse, aynı sistem işletmelere aktarılarak hem organların çatışmasız çalışması sağlanabilir, hem de büyüyen karmaşıklık ve değişiklik devam edecekse, değişikliğe İntibakı ve gelişmeyi sağlayıcı sistemlerin bulunması kolaylaşacaktır.

Nasıl kökü toprakta olan ağaç orayı sulamayı, çapalamayı, gübrelemeyi gerektiriyor; yaprakları, dalları vasıtasiyle de güneşten hararet alıyorsa; insanoğlu da herşeyi biliyorum dememeli, öğrenmeli ve öğretilmeye kendini hazır tutmalıdır. Eğitim ve öğretimin ortaya çıkışı bu fikirle izah edilebilir. Âlim kişi talebelerini zihnen-fikren besleyen, bilinen şeyleri hatırlatmakta büyük hizmet yapan kimsedir. Dıştan müdahale canlı varlıklara kötü neticeler verir. Bir kuşun, ötüşü ve rengini değiştirmek hemen hemen mümkün değildir.

İşletmeler de tabii kanunlarına uygun bir yapıya, organizasyona kavuşturulmalıdır. İşletmenin sinir sistemi herhalde "haberleşme"(information) olmalıdır. Eğer bu sinir sistemi felç olur İşlemez, beyinle en alt kademeler arasında bir bilgi alış-verişi olmazsa sistem "kapalılaşır", netice ölümdür.

Eğer sistem kapalılaşmasına rağmen ölüm olmuyor ise o işletme "devleşiyor" (bürokratik hiyerarşi halini alıyor) demektir.

Bütün bunlardan sonra Sibernetiğin mânâ, mahiyet ve muhtevasının anlaşılması üzerinde daha derince durulabilir.

Doç. Dr. Abdurrahman İspartalı