Mayıs 1982 · s. 18 · 3 dakikalık okuma
Sibernetik
Sedat Akalın · Prof. Dr. · Biyomühendislik

Psikoloji, sibernetik ve biyolojinin ortak temelidir denilebilir; çünkü otomasyon ve sibernetiği İnceleyen bir ilim adamı psikoloji ile mecburen İlgilenecektir, zira daimî surette insanlarla meşgul olmaktadır.
Davranış ilminin aslî meseleleriyle uğraşan psikoloji "normâl" tavır ve hareketin sebeblerini önceden haber vermeğe (tahmine) çalışır ve kendi faaliyet alanlarında çok genişliğe sahip olan iki bölüme veya problemler grubuna bölünebilir ki, bunlara, sırasıyle, "idrâk teorisi" ve "öğrenme teorisi" denilmektedir. İdrâk'ten anlaşılması istenen, onun, insanların dış dünya hakkında bilgi toplaması, onların görüş, işitiş, hissediş, vb. tarzı ile ilgilendiğidir. Öğrenme ise, idrâkten tümüyle ayrılması mümkün olmayan bir soru ile, yâni, "organizmaların kendi tecrübelerine dayanarak kendilerini nasıl değiştirebildikleri" sorusu ile ilgilenmektedir.
Öğrenme ile kastedilen husus bir misâlle şöylece açıklanabilir: Profesör YER-KES, T— şeklinde bir labirent üzerinde koşan bir solucan terbiye etti. T'nin çapraz-parçasmın kısa kollarından birinin ucuna kuru yapraklar koydu, Öteki koluna ise elektrikli iskara yerleştirdi. Solucan sağa döndüğünde cereyana kapılıyor, sola döndüğünde kuru yapraklara kavuşuyordu. Bu İstikametler, tecrübeyi etkilemeksizin, karşılıklı olarak değiştiriliyordu. Yapılan yüzlerce tecrübeden sonra solucanın şoktan kaçmayı ve yapraklara doğru koşmayı daima öğrendiği görülmüştür. Böylece, solucana, aslında, davranışını değiştiren bir tadilât zerkedilmiştir.
Solucanın ilkel (iptidai) beyni-başının ucundaki iki küçük ganglion (sinir düğümü) - kazındıktan sonra bile hünerini koruduğu müşahede edilmekle bunun nörolojik bir değişiklik olduğu da aşikârdır, ancak sinir dokusu yeni gangliyonlar doğurup İnkişaf ettirdiğinde bu hüner kaybolur. Bu örnek "öğrenme" ile neyin kastedildiğini göstermek bakımından dikkat çekici olmakla kalmaz, aynı zamanda sinir dokusunun oynaması beklenen rolün nev'ini de imâ eder.
Filozofik, psikolojik, ve fizyolojik mes'eleler arasında yakın bir münasebet bulunmaktadır. Psikolojinin başlangıcı dahilî müşahedelere (iç gözlem; kendi kendini murakabe) ve bedeni çalıştıran ve kontrol eden bir 'dimağ' mevcudiyeti fikrine dayanıyordu. Vücut ve dimağ bir otomobil ve motoru gibi bitişiktir. Şurası da muhakkaktır ki canlı uzviyetlerdeki hâdiseler yalnız mihanikî ve kimyevî kuvvetlerden hâsıl olmayıp, hayatî bir prensibe dayanmaktadır. Üzerinde fazla durulmayacak kadar bedihidir ki dinî inanış bu mevzuya ilgisiz değildir. Meşhur sibernetikçilerden biri, tarif gereği, organizmaları (canlı uzviyetleri) mihanikî bir muameleye tabi tutmakla beraber, sibernetik ilminin Kâinatın Yaradıcısının mevcudiyetinden ayrı düşünülemeyeceğini itiraf etmiştir.
Yazımıza psikoloji ile asıl konumuz olan sibernetik arasında mevcut temel rabıtayı Özetlemekle son vermek yerinde olacaktır. Umumî görünüş itibariyle müşabehet (benzerlik) çok vazıhtır, çünkü her iki konu da muhabere ve murakabe ile ilgilenmektedir.
Sibernetik bize bütün kontrol ve tasnif Sistemlerinin, bütün komunikasyon sistemlerinin muayyen müşterek hususiyetleri (karakteristikleri) bulunduğunu anlatmaktadır ki onları feedbackleri ve kontrol mekanizmaları terimleriyle (ıstılah) açıklamamızı temin etmektedir. Sibernetik ilmi bir yaklaşım şeklini tâyin suretiyle davranış teorilerinin aşağı yukarı bilinen büyük bir umumiyet çerçevesinde ifade edilmesini sağlar. Sibernetik, kontrol mühendisliğinde ve istatistikî termodinamikte ve mühendislikten fizik İlmine kadar diğer İlgili disiplinlerde kullanılmakta olan matematik metodlardan faydalanmayı teşvik etmektedir.
Bu nokta-i nazarın kendine has bir neticesi olarak, insanın, hususf bir tarzda işleyen bir nevi tasnif sistemini haiz bir makina gibi telâkki edilebileceği anlaşılır ve onun çalışışı idrâk (algılama) mes'elesi dediğimiz problemi ortaya atar. Hissf in-putların (girdilerin) tasnifinden başka, bize öğrenme problemini sunan feedback halkalarına ve depolamaya sahip kontrol sistemlerimiz mevcuttur. Aktüel makinaların insan davranışının —hepsini olmasa bile— pekçoğunu taklide muktedir oldukları gösterilebilir.
Psikologlar (ruhiyatçılar), davranışı izah ile ilgileri dolayısiyle, sibernetiğe ve sibernetik metodlara alâka göstermeğe meyyâldirler. Onların bu alana genellikle daha fazla eğilmeğe İtina göstermemiş olmalarının sebebi kısmen riyazî (matematiksel) ve ilmî donanımlarının kifayetsiz olması ve kısmen de pek çoğunun teoriden mahrum kalacak kadar deneyle meşgûl bulunmalarıdır. Hâlbuki bir İlmin yapması gereken şey bir nazariyeyi (teoriyi) istihsâl etmek olup, tecrübe o amaca erişmek için sâdece bir vasıtadan ibarettir.
Davranış aslında kıyasî (indüktif) bir ameliye olup, kısmen bu yüzden de psikoloji ile otomatik makineler ve dolayısiyle sibernetik ilmi arasındaki rabıta çok sıkıdır.
Prof. Dr. Sedat Akalın