Nisan 1981 · s. 2 · 3 dakikalık okuma
SEN

Sen, bütün bir gül-devrinin bülbülü! Sen ölüm anlarının diriliş müjdecisi! Sen tarihî kahramanlıklardan süzülen asalet usaresi! (1) Sen, milletin özünden akıp akıp gelen ve onu mayalandırmak için tekrar başaşağı O’na dönen, O’n-da eriyen ve yok olan esâtîrî varlık! Hasretle tutuşan gönüllerimizi birer meş’ale yaparak, senin için şehrâyin(2)ler tertip etmek, sana (ağıtlar) yakmak ve son bir kere daha yoluna dökülmek istiyoruz.
Zaten, hep böyle iki-büklüm olduğumuz zamanlarda seni hatırladık ve diriltici soluklarına hasret dolu destanlar koşup durduk; başkaca da ciddî bir gayretimiz olmadı.
Sen buhranlı dönemlerin celâdetli ve aynı zamanda şefkatli zimamdarı! (3) Sen, ölü ruhların âb-ı hayatını dudağında taşıyan hakikatleri! Sen, onulmaz dertlerimizin mesîhi ve Lokmanı! Renklerimizin sarardığı, nabızlarımızın durgunlaştığı ve soluklarımızın hırıltıya dönüştüğü; cenaze-alayları ve kâfûrî kokularıyla bir hâl olduğumuz şu günlerde, senin şimşekler gibi çakan bakışlarına, yıldırımlar gibi gürleyen beyanına ve sağnak sağnak milletin bağrına dökülüp o’nunla kaynaşan, o’na yeni istihale yollarını açan uyarıcı gücüne, değiştirici iradene, (kerbelâ) mağdurları gibi muhtaç ve susamış durumdayız.
Yezidlerin Şimirlerin ortalığı kan-revan seylâba çevirdiği şu yıkık dökük dünyada, içi inilti ile dolmadık bir yurt, altı üstüne gelmedik bir memleket yok gibidir. Bu viranelerde duyulan sesler, ya, zâlimlerin hayhuyu veya mazlumların âhu erimidir.
Kalk! Tarihinin boynuna vurulan bu korkunç kemende bir kılıç indir; kördüğümü bozar gibi bu sihiri boz ve milletinin bahtsızlığını gider. Soluk soluğa Balkanlara tırmandığın, üveyik olup Trablusgarplara uçtuğun, Hinddir.
Yemendir deyip her bucak da at oynattığın ve bir başdan bir başa adını cihana duyurduğun gibi...
Ülkenin çölleştiği, yabancı ellerin (ekskavatör)ler gibi millî bünyeyi yarıp yarıp geçtiği; içtimaî (erozyonların nesilleri Önüne katıp meçhullere sürüklediği; güftesi de bestesi de Çin’den-Maçin’den gelmiş ağyar türkülerinin, senin insanını sarhoş ettiği şu kara günlerde, gel artık!
Gel! Yıllaryılı hep eski destanlarla avunup duran ve yeni dünyanın binbir hokkabazlıkları karşısında şaşırıp kalan şu kendi nesline, yeni türküler söyle; seni ve beni anlatan yepyeni türküler.. Bestesi, Bedir gibi duru ve yüce, Malazgirt gibi içten ve ebedî yurda doğru, büyük fetih gibi, zamana yeni nam getirici ve âlemşümul ve kurtuluş kavgan gibi yürekten ve cansiperane olsun..
Gel! Ve, yıllardan beri ortalığı alıp götüren şu binbir hezeyan karşısında, fersiz yüreklere, mecalsiz ruhlara birşeyler yapabilme azmini ve ümidini getir.
Gel! Ve, tedavi oluyorum diye elli defa bağrından neşter yiyen; defalarca, kırılmış kol ve kanatlarıyla (ortopedi)ye kaldırılan, Eyyub (s.) kadar dertli, Ya’kub (s.) kadar gözleri hasretle dolu şu talihsiz insanına sıhhat müjdesi getir. Bugüne kadar binbir karışıklığa sebebiyet veren acemi ve hoyrat ellerin, yanlış teşhis ve muâleceleri sadece onun dert ve ızdırabını arttırmıştır. O’nu dertleriyle ele almalar hep mevziî ve muvakkat olduğu içindir ki, talihinin yıldızı sayabileceği her parıltı, yalancı bir mum gibi sönüp gitmiş ve onu yeni bir inkisar ve ümitsizlik içine atmıştır.
Bundan böyle de O, artık her hekime teslim olacak gibi görünmemektedir. Dertlerini ve meselelerini köklü ve umumi olarak ele alacak, hazık hekimini bulacağı ana kadar, dişini sıkıp sabredeceğe benzer.
Gel; O Hekim sen ol ve senelerdir yolunu bekleyenlerin gecesini gündüze çevir. Onları nurlu uruklara ulaştır. Hafif bir kıpırdanışın, karışık hâdiselere (ritim) getirdi. Çözülmez gibi görünen, nice kemikleşmiş yanlışlıklar vardı ki, eritici soluklarında lime lime oldu. Ve, milletin kalbinde bir ödem gibi tüm-sekleşen irin yuvalan birer birer dağılmaya başladı. Ya, özünden doğan gerçek (aktivite)yi ve son kararı duysa ve görselerdi...
Biz bütün bir millet olarak dolu dolu gözlerle, bu mutlu kararı hecelemek de ve karar gününü gözlemekteyiz.
Bu tarihî kararın güç ve kalemini elinde tutan Heraklit’imize binler selam..
(1) Usâre : Öz su. Salgı. -
(2) Şehrâyin : Şenlik. Büyük hâkimiyet ve kuvvete ait sevinç, donanma.
(3) Zimamdar: Elinde yular tutan. idare eden. işi elinde tutan.