Sızıntı Arşivi

Mayıs 1982 · s. 4 · 4 dakikalık okuma

Safra ve Vazifeleri

Mutlu Kağan · Tıp

Yapısı ve çalışması hakkında çeşitli yazarlarca bir, bazen de birkaç eser yazılan ve çalışmasının inceliklerine inilmeye gayret edilen karaciğer dokusunun en mühim vazifelerinden birisi de safra salgısıdır. Bir ömür boyu devamlı olarak (saatte 40 ml. ve yenilen yemeklerin cinsine bağlı olarak artıp azalmak kaydı ile günde 700 ml.) ifraz olunan karaciğer safrasının % 97'sİni su, % 1-2'sini safra tuzlan, geriye kalan miktarını da safra pigmentleri, kolesterol, yağlar, yağ asitleri, fosfolipidler ve bazı maden tuzları teşkil ederler.

Karaciğerden salgılanan bu safranın kesafeti 1011, asiditesi 5,7—8 olup, karaciğerden büyük bir basınçla karaciğer içi safra yollarına ve buradan da karaciğer dışı ana safra kanalı (duktus koledokus)'na verilir. Bu ana safra kanalı ayrıca safra kesesinden gelen bir başka kanal (duktus sistikus) ile iştirak halindedir. Karaciğer ve safra kesesinden gelen ve ana safra kanalını oluşturan bu sistem, içinde safranın bulunduğu ve muhafaza edildiği yerlerdir. Ana safra kanalı onikiparmak barsağının üçüncü bölümüne, karında bulunan bir diğer organ olan ve yağlı gıdaların hazmı işinde en az safra kesesi kadar vazife yapan, pankreas bezesinden gelen kanal ile birleşerek açılır. Bu açılış yerinde hususî bîr sfinktere safranın belirli şartlarda barsağa akması için vazife verilmiştir. Adeta bu sfînkter bir bekçidir ve barsakta olan hadiseleri adım adım takip etmekte ve yağlı gıdaların barsağa akması durumunda gevşeyerek safranın barsağa akması sağlanmaktadır.

Safra kesesi karaciğerin alt tarafında, kendisine mahsus bir çukurda ve karaciğere bitişik vaziyette bulunan bîr organdır. Armut şeklinde olan bu organın dış kısmını adale tabakası, iç kısmını ise, İnce barsak mukozasından çok daha fazla emme kabiliyetine malik, girinti ve çıkıntısıyla yüzeyi yüzlerce kat artırılmış mukoza tabakası teşkil eder.

Açlıkta, geceleyin ve yemek aralarındaki boşlukta oddi sfinkteri (safranın barsağa akışını kontrol eden sfinkter) kapalı vaziyettedir. Bu yüzden yukardaki durumlarda karaciğer hücrelerinden karaciğer içi safra kanalcıklarına ve oradan da ana safra kanallarına dökülen safra bu sistemler içinde yığılmaya başlar. Basınç artışı belirli boyutlara ulaşıncaya kadar oddi sfinkteri açılmaz. Safra kesesine doğru yığılmaya (toplanmaya) başlayan safra burada hususî filtrasyon tekniği ile koyulaştırılır. Aslında hacmi çok küçük olan (45 cm ) safra kesesi, bu koyulaştırma ameliyesi ile, 10 misli fazla safrayı bünyesinde toplayabilir. Ana safra kanalında 350 mm. su basıncına ulaşılıncaya kadar karaciğer safra salgısına devam eder.

Yağlı, yumurtalı yiyecekler yenilir ve bu yiyecekler mideden barsağa geçerse, onikiparmak barsağı duvarından kolesistokinin denen hormon tabiatında bir madde kana karışır ve 1-2 dakika içinde safra kesesinin kasılmasına sebep olur. Normalde safra kesesi ile oddi sfinkteri arasında mükemmel bir anlaşma söz konusudur. Safra kesesi ve ana safra yollarındaki safranın barsağa akması sağlanmış olur.

Alkol, pankreas bezinde salgının artmasına ve oddi sfinkterinde ise kasılmaya sebep olur. Bu durumda karşımıza çıkan tablo şudur: Pankreas içinde salgı artmakta, fakat barsağa bu salgı verilmemektedir. Tersine bir yol takip edilecek ve safra bu defa pankreas içine doğru akacaktır. Bu da pankreas dokusunun hastalanmasına, hücrelerin ölmesine yol açacaktır. Hakikaten alkoliklerde pankreatit dediğimiz hastalık, normal şahıslara göre daha fazladır ve alkol pankreatit sebebi olmada baş sorumluluğu yüklenmektedir (Bir araştırıcıya göre pankreatitlerin % 80'ini alkolikler teşkil eder). Morfin de aynı şekilde oddi sfinkterinde kasılmaya ve alkole benzer tarzda tesire sebep olmaktadır. Keza safra kesesi ve safra yollarının gerilmesi ve safrayı barsağa vermemesi durumlarında refleks yolla kalb damarlarında kan akımı değişiklikleri ortaya çıkmakta ve kalbte iletim kusurları meydana gelmektedir.

İnsan safrasında bulunan en mühim maddelerden birisi de bilürübindir. Kanın kırmızı kürelerinin yıkımı sonucu oluşan ve suda erimeyen bilürübin karaciğer hücreleri tarafından suda erir hale çevrilir ve safra kanallarına verilir. Oddi sfinkterinin kasıldığı veya burayı tıkayan herhangi bir sebep ile (taş, tümör) safra ve içindeki bilürübin de barsağa akamaz. Sarılık denilen hastalık ortaya çıkar.

Safranın ne çeşit vazifeleri olduğunu kısaca maddeler halinde şöylece sıralayabiliriz:

1— Yağların yüzey gerilimini azaltarak onları emülsiyon halinde küçük parçalar haline getirmek ve yüzeylerinin çoğalmasına sebep olmak. Böylece onların pankreastan ifraz edilen lipaz fermentinin tesirine daha çok maruz kalmalarına yol açmak.

2— Safra asidlerinin tuzları yağlı yiyeceklerle birleşerek suda erimeyen bu maddeleri suda erir hale getirirler. Bu yolla yağda eriyen vitaminlerin (A, D, E, K vitaminleri) de vücuda alınması sağlanmış olur. Barsağa safranın akmadığı durumlarda bu vitaminlerin alınamaması yanında, yağların da % 25-75'i barsaktan emilemez ve dışkı İle atılırlar.

3— Safra, barsak hareketlerinin artmasına sebep olur.

4— Duodenum (onikiparmak barsağı)'a dökülen safra tuzlarının ancak 1/8, 1/9'u organizmadan itrah olup, geriye kalanı geri emilerek karaciğere gelir. Karaciğere gelen bu safra tuzları karaciğerde safra İfrazatını arttırırlar.

5— Kolesterolün safrada erimiş halde tutulmasına sebep olurlar.

6— Kalsiyum, demir ve bakır emiliminde yardımcı rol alırlar.

7— Onikiparmak barsağında, mideden gelen kuvvetli asidin nötralizasyonu için, gerekli alkaliyi temin ederler.

8- Karaciğerin metabolize ettiği çok sayıdaki bileşiklerin itrahında nakil vazifesi görürler.

Dr. Mutlu Kağan