Sızıntı Arşivi

Nisan 1993 · s. 12 · 10 dakikalık okuma

Robotik Kültür

Yusuf Alan · İnceleme

Anlamak başkadır, bilmek başkadır; bin şeyi bilmektense, bir şeyi anlamak daha iyidir.”

* * *

Batı kültürü içerisinde insan bilgisinin mahiyeti hakkında yapılan yorumlar sürekli değişmektedir. Batı’da, arz merkezli bir kâinat anlayışından, güneş merkezli ve daha sonra da kuantuma dayalı bir kozmoloji anlayışına geçilmesi, bu değişikliğe bir misal olarak verilebilir.

Bazı bilim adamlarına göre, parçacık fiziğindeki gelişmeler, insan bilgisinin sınırlarını çizmiş, bir bakıma çözülmeyi bekleyen mesele kalmamış gibidir. Oysa, bırakınız manevi âlemleri, maddi âlemler bile sırlarla doludur. Mesela bunlardan birisi, insan beynidir. Son yıllarda büyük bir gelişme gösteren “İdraki Bilimler” (Cognitive Sciences) beyindeki bilgi edinme ve kullanma süreci hakkında çok önemli çalışmalar yapmıştır. Michael Imber’e göre idraki bilimler, insan tabiatı ile ilgili büyük bir problemi çözmeye çalışmaktadır: “Bu bilimler, idrake (algı) dayalı bilginin temelini, matematik ve geometriyle alakalı fikirlerin menşeini, düşüncelerin dil yoluyla ifade edilmesini ve bir çocuğun dünyaya gelirken sahip olduğu entellektüel mirası incelemektedir. Eski ananevi felsefi görüşlerin aksine bu bilimler, bahsedilen meseleleri, ilmi düşünce metoduyla ele almakta ve spekülatif yorumlar yapmaktan kaçınmaktadır.

Yakın zamana kadar ilim dünyasındaki hâkim “analitik” anlayış yüzünden bilim dalları birbirinden çok kopuk bir seyir takip ediyordu. Fakat artık heptenci (holistic) bir bakış açısıyla, akademik disiplinler omuz omuza vermeye başlamıştır. Zaten idraki bilimler de, bu tür bir bakış açısının bir neticesidir. Günümüzde bilgiye dayalı bir teknoloji inkılabı meydana geldiği için idrak, zihin, algılama, hayal gücü, önsezi gibi ruhi ve zihni fonksiyonlar sadece beynin bir fonksiyonu olarak görülmekten çıkmıştır. Çünkü insan beynini, bilgiyi alıp işledikten sonra depolayan bir makina gibi tarif etmenin doğru olmadığı ortaya çıkmıştır. Zira bu fonksiyonları yerine getiren süper bilgisayarlar insanlığa hizmet etmektedir. Buradan anlaşılıyor ki insan hiçbir zaman bir makina olmamış, aksine onu kullanan ve yönlendiren bir varlık olmuştur. Bugün insanlık, bilgisayarların günlük hayatta yoğun olarak kullanılması neticesinde bir robotik kültür şokuna girmiştir. “Süper bilgisayar”, “suni zekâ”, “bilgi mühendisliği”, “CD-ROM”. “nöral ağ” ve “biyoçip” gibi kavramlar, bugün önümüze yeni bir epistemolojik yelpaze açmaktadır.

Şimdi de robotik kültürün getirdiği yeni terimlerin manalarına bir göz atalım. Uzun zamandan beri kullanılmakta olan “bilgi” (information), “vukuf’ (knowledge) ve “veri” (data) gibi kelimelerin semantik alanları hala belirsizdir. Bu konuda Kenneth E. Bouldin’in görüşleri de şu şekildedir: “Vukufu, saf bir bilgi birikimi şeklinde telakki edemeyiz. Vukuf kendi başına bir yapı olarak ele alınmalıdır. Bu yapının parçaları, çok kompleks ilişkilerle birbirine bağlanmıştır. Çevreden gelen mesajlar sürekli olarak bu yapıya tesir eder. Bunlardan bazıları yapıdaki irtibat noktalarının arasından kayıp giderlerken, bir kısmı da yapıya yapışıp onun bir parçası haline gelir.

İngilizce’deki “information” (bilgi) kelimesinin menşei, Latince’deki “ informare” kelimesidir. “Informare” şekil vermek manasındadır. Zaten bir insanın şahsiyetini şekillendirmek, ona talim ve terbiye yoluyla yeni görüşler, yeni anlayışlar vermek suretiyle olur. Bu noktada “bilgi” ile “vukuf’ arasındaki farkın önemi dikkat çekmektedir. Bilgi yığınlarının kullanışlı bir hale getirilmesi, şahsi ve içtimai hayatta bu bilgilerin müsbet neticelerinin görülmesi insanların bunları kullanarak elde ettikleri vukuf, anlayış ve ilimlerle hakkaniyet ölçülerine riayet etmeleri feraset, dirayet ve hikmet sahibi olmaları her zaman arzuladığımız bir idealdir. Tabi bir idealin gerçekleştirilmesi, batılıların bilgi yığınlarını kullanma yollarını taklit ederek değil, ancak yeni anlayışlar, yeni yaklaşımlar ve yeni tatbikat sahaları bulmakla olur. Yani, mevcut bilgileri, orijinal anlayışlara inkılâp ettirdiğimiz zaman, orijinal aksiyonlar doğabilir.

Bilindiği gibi, Batı’da müthiş bir “bilgi” yığını bulunmaktadır. “Bilgi Çağı” tabiri de aslında faydasız bilgilerden oluşmuş bir “yığından” başka birşeye işaret etmemektedir. Çünkü bilgideki kemmi (nicelikli) artış, “vukuf” ta keyfi (nitelikli) bir artış doğurmamış, aksine artan bilgilerle “kesinlik” ten uzaklaşılmış, “hikmet” e yabancı kalınmıştır. Görüldüğü gibi robotik kültürün meydana getirdiği yeni terimlerin, kavram çerçeveleri henüz tam olarak çizilmiş değildir.

SÜPER BİLGİSAYAR

Bilgisayarlar ve robotların günlük hayattaki önemi gittikçe artmaktadır. Mesela şu anda ABD’de, bilgi sektörü, ülke ekonomisinin %56’sını teşkil etmektedir. Birkaç sene sonra da bu ülkede yapılan işlerin üçte ikisi “enformasyon” a dayalı olacaktır.

Yaklaşık 10 ile 20 milyon dolar değerinde olan süper bilgisayarlar, saniyede 400 ile 800 milyon işlemi yapabilmektedir. ABD’de bu bilgisayarlardan en az 100 tane olduğu bilinmektedir. Bunun dışında yaklaşık 12 ülke de bu tür bilgisayarlara sahiptir. Müslüman ülkeler içinde sadece Suudi Arabistan’ın süper bilgisayarı vardır. O da ABD ortaklığıyla kurulan ARAMCO adlı şirkete aittir.

SUNİ ZEKÂ

Bilgisayar teknolojisindeki gelişmelerin belki de en ilgi çekici uygulama alanı SUNİ ZEKÂ çalışmalarıdır. İlk defa l950’lerde John Mc. Carty tarafından kullanılan bu terim, insanın zihni yapısını ve fonksiyonlarını taklit eden sistemler için ortaya atılmıştır. O zamanlar insan gibi” düşünen” bilgisayarlar yapabileceklerini hayal eden uzmanlar bir süre sonra bunun imkânsız olduğunu anladılar. Bunun yerine insanın belli uzuvlarının, belli fonksiyonlarını taklit etmek fikri daha mantıklı görüldü. Ve bugün biyonik el ve ayaklar, tezgâhlarda kullanılan robotik parçalar oldukça başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.

İnsanların kullandıkları dilleri bilgisayara “öğretmek” de suni zekâ çalışmalarının ideallerinden biriydi. Şu anda mevcut programlar ve donanımlarla bu işi başardıkları söylenemese bile oldukça yol aldıklarını kabul etmek gerekir. Artık bilgisayarlar, bir “scanner” yardımıyla, elle yazılan veya matbu bir metni “okuyabilmekte” söylenilen şeyleri “anlayıp” (speech recognition) “konuşabilmektedir”. Fakat mekanik olarak gerçekleştirilen “okumak”, “anlamak” ve “konuşmak” mekanik, sınırlı ve basit bir seviyede kalmaktadır. Zira insan zekâsı ve zihni faaliyetleri üzerinde yapılan çalışmalar göstermiştir ki, insanlar sadece kafalarına bilgi depolamakla kalmamakta, kendileri farkında olmasa da, zihinlerinde bilgileri organize eden daimi bir idrak süreci bulunmaktadır. Aslında bu sürece rehberlik eden fakülteler, Yaratıcı’yla irtibat halindeki kalb ve ruhtur. Hadsler (sezgiler), sünuhatlar, ilhamlar zihindeki mevcut bilgileri “hikmet”e çevirirler. Tabii hep Allah’ın bildirmesi ye öğretmesiyle. İşte bilgisayarlarla insan arasındaki fark buradadır. Bilgisayarlar, insanlardan daha çok bilgi depolayabildikleri halde çok daha az şey bilebilirler (tabii buna “bilmek” denilirse) ve hiçbir şeyi “anlayamazlar”.

İnsanlardaki idrak sürecinin bilgisayarlar tarafından taklit edilebileceği muhtemel basamaklar şu şekildedir:

1. Problemleri çözmek

2. Sonuçları açıklamak

3. Tecrübeyle öğrenmek

4. Sahip olunan bilgileri düzenlemek

5. Gerektiğinde kaidelerin dışına çıkabilmek

6. İlişkileri tesbit edebilmek

Günümüzdeki bilgisayarlar en azından, ilk üç basamağı başarılı bir şekilde yapabilmektedirler. Diğer disiplinlerin de yardımıyla bilgisayar teknolojisi, geriye kalan safhalardaki insanî sıfatları taklit etmeye çalışmaktadır.

Bu alanda görülen en ilgi çekici çalışmalardan birisi KAM’dir. (Knowledge Acquısıtıon Module Bilgi Edinme Modülü) KAM, bir metni hafızaya aldıktan sonra bunu analiz etmekte, yorumlamakta, kendisine göre kaideler çıkarıp neticelere ulaşmakta, hatta metinle alakalı sorulan sorulara cevap vermektedir.

Bilgi Mühendisliği terimi “suni zekâ çalışmalarına ait prensiplerin, uygulama alanlarında doğabilecek muhtemel problemleri çözmek için, belli bir sahada uzmanlaşmış insanlar tarafından kullanılması” manasını taşımaktadır. Bilgi mühendisliği, bilgi kümelerinin mahiyetini anlamaya, yeni bilgi kümeleri inşa etmeye ve insanın idrak sürecini anlamamıza yardımcı olabilir, Ayrıca bilgi mühendislerinin tasnifleri sayesinde artık bilgilere çok daha kolay bir şekilde ulaşılabilir.

CD-ROM’LAR

Donanım alanında yeni ufuklar açan CD-ROM’lar, plak şeklinde, laser yardımıyla okunan bu yüzden çok fazla bilginin depolanabildiği disketlerdir. Şu anda piyasada bulunan bir CD-ROM disketinde, 450 tane klasik eseri bulmak mümkündür. Bir zamanlar basılması 44 sene süren ve gözleri korkuttuğu için gözden geçirilmiş baskısı çıkarılamayan 12 ciltlik Oxford İngilizce Sözlüğü ortak 2 CD-ROM disketindedir. Burada, bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyoruz: CD-ROM gibi donanımlar, zamanımızın bir hastalığına merhem olarak ihsan edilmiş sanki. Bildiğimiz gibi, eskiden fıtri bir hayat süren ve gereksiz şeylerden uzak kalan ecdadımızın hafıza ve zekâsı bizlerden çok daha fazla gelişmişti. Bunu, ortaya koydukları eserlerden görmek mümkündür. Acaba Cenab-ı Hakk, bu aletleri, bilgi, mesaj ve reklâm bombardımanına maruz kalan günümüz insanının unutkanlık ve zihin karışıklığına bir merhem olarak mı ihsan etti?

Bazı bilim adamları insana has duygulardan olan “sezgi” nin bilgisayarlara da aktarılabileceğini iddia etmektedirler. Çünkü “sergi” denen şeyin, mevcut bir probleme eldeki ipuçlarını kullanarak orijinal bir çözüm bulmak, olduğuna inanmaktadırlar. İnsandaki hisleri, bilgisayardaki üniteler ve işlemlerin organik bir versiyonu olarak görünce ortaya bu şekilde yorumların çıkması normaldir. Hâlbuki insan maddeden ibaret değildir. Onda ruh, nefs gibi birçok meleke mevcuttur. Batılı bilim adamlarının bir çeşit bilgi patlaması olarak gördükleri sezgi ise bize göre ilhamın kardeşidir. İnsanın acizliği, fakirliği ve cahilliği yüzünden bilmediği şeyler, gösterdiği cehd ve gayret sebebiyle, Allah tarafından ona ilham olunur. Yoksa BACON gibi çok gelişmiş bir suni zeka programı, Cray XMP-48 gibi bir süper bilgisayar’da çalıştırılıp fizik ilmine ait mevcut bütün bilgiler yüklendiğinde, Weinberg, Selam ve Glashow’un “Birleşik Alanlar Teorisi” yeniden geliştirilebilirdi. O zaman üç dahi teorik fizikçinin Nobel ödülünü, bir masum bilgisayara vermek lazım gelirdi.

NÖRAL AĞLAR

İnsan beynindeki nöronlar, bilindiği gibi, birbirleriyle çok kompleks bir ilişki içindedir. Bu ilişkiler, çok sayıda ihtimallerden en uygununu seçmeyi ve böylelikle mevcut bir probleme en uygun çözümü bulmayı kolaylaştırır. Nöral ağlar denen bilgisayar programı beyindeki nöronlar gibi çalışır. Bu programların bir rehber tarafından yönlendirilmesi gerekir. Aksi takdirde mevcut “girdi” lere göre ortaya çıkan “çıktı” ların doğruluk derecesini “bilemez” ler.

Nöral ağların kullanma sahaları oldukça ilgi çekicidir. Bu programlar sayesinde modemler, gürültü ve veriyi ayırt edebilmekte, el yazısını tanıyan “scanner” lar gibi, şekilleri algılayan robotlar yapılabilmektedir. Nöral ağlar çevredeki koku, ses, ışık, ısı, şekil gibi uyarıcıları algılayabildikleri için insan beyninin belli fonksiyonlarını taklit etmek mümkün gözükmektedir. Belki de yakın bir gelecekte PC’ler (şahsi bilgisayarlar), içlerinde birer Nöral ağ taşıyacaklardır.

BİYOÇİPLER, BİYONİK VARLIKLAR VE

SİBORGLAR: SUNİ HAYAT (!)

Suni kalbler, protez uzuvlar, dializ makinası ve bazı robotlar, biyonik bilimine ait çalışmaların belki de ilk meyveleridir. Artık moleküler bilgisayar teknolojisinden bahsedilmektedir.

Moleküler seviyede bilgi saklamak, silikonlara nazaran çok daha avantajlı olacağı için, uzmanlar biyoçipleri nasıl üretecekleri konusunda kafa yormaktadırlar. Silikonlar, ortaya çıkan dâhili sıcaklık yüzünden bilgi saklama sınırlarına ulaşmışlardır. Biyoçiplerin ise, DNA’daki moleküllerin bir araya gelmesi gibi, moleküler parçaların bir bütün teşkil edecek şekilde tanzim edilmesinden oluşacakları, bu yüzden hem daha çok kapasiteye sahip olacakları hem de muhtemel tasarım hatalarının önüne geçileceği düşünülmektedir. Şu anda kullanılmakta olan lazere dayalı bilgisayar teknolojisinin, “lazer noktası” denilen birimle mahdut kaldığı düşünülürse, moleküler seviyedeki yapılarda, farklı optik özelliklerin kullanılmasıyla çok daha büyük kapasitelere ulaşmak muhtemel gözükmektedir.

30 ton ağırlıktaki ENİAC isimli süper bilgisayarlardan mini bilgisayarlara, PC’lerden masa-üstü yayıncılığa, suni zekâdan nöral ağlara, oradan biyoçiplere kadar uzanan, bahsettiğimiz bu teknolojik metamorfozun (başkalaşım) ileriki safhalarını düşündükçe dehşete düşmemek elde değil. Acaba TERMİNATOR filmindeki siborgların icadına az mı kaldı? Münevver Ahmet Enis’in “Metarobot” diye adlandırdığı bu robotlarla iç içe yaşamak pek kolay olmayacak gibi. Tabii herşey yine insanların teknolojiyi hangi niyetle kullanmak istediklerine bağlı. Nükleer gücün hangi maksatlar için kullanıldığına şahid olduk. Eğer halifelik vazifesinin idrakinde olan medeniyetin gerçek temsilcisi “Kudsiler Ordusu”, dünyanın dizginlerini eline geçirmezse, Hiroşimaları çok geride bırakacak tahripler muhtemeldir!

NETİCE

Artık bilen insanlardan çok, anlayan insanlara ve özellikle anladıklarını hayata geçirme cehdi içinde olan “mütehassıslara” ihtiyaç vardır. Zira, “ezberleme” bilgiyi depolama ve sınıflandırma konusunda bilgisayarlar bizi çoktan geride bırakmıştır. Bize düşen “bilgi” yi vukuf haline getirmektir. Bu da kendi kendine olmaz. Bilgi ancak kullanıldığı zaman “vukuf”a dönüşür, cemiyetin ihtiyaçlarına göre kullanılmadıkça yararlı hale gelemez. O halde, insanlığa gerekli olan şeyler konusunda, Batılıların faziletten, maneviyattan ve uhrevi mülahazalardan uzak maddeci kıstaslarını değil, Kur’an ve hadislerle belirlenen ölçüleri, yani insanileşmeyi ve faziletli olmayı esas kabul etmemiz gereklidir.

Yusuf ALAN

Not: Bu yazı, Münevver Ahmet Enis’in An Early Crescent: The Future of Knowledge and the Eviroment (London’New York: Mansell, 1989) adlı kitapta yayınlanan “Epistemology in the Robotic Culture” isimli makalesinden derlenmiştir.

KAYNALAR

1 -Boulding, k.(l 955). ‘Notes on the Infomation concept,ExplorationToronto),6:103-4

2-Caudill. M. (1981). “Nera Network Priner, AıExpert,312l: 55-61.

3-Crick, F. (1984). ‘Thinking About the Brain’, The Brain. New York, Scenfic American s. 20

4-Dreyfus. H. L: S. Dreyfus (1986). Mind Over

Machine: The Power of Human İntuition and

Exertise in the Era of the computer, NewYork:FreePress.

5-Finkbeiner, A. (1986). ‘Super Computers: Worlandl, 1(1 l):4l72-83.

6-Glashow,S.(1 988).’Tangledin Superstring’, Science, 28(3(:25

7-Harris, L. R.; D. B. Davis (1986). ‘Artficial intelleigence comes of Ages’, Computers and People,35(9-10):7-l2

8-İmbert,M.(1988).’The cogntive Neuro Scien-ces’, İnternational Social Science Journal,

115:83

9-Lomov, B.(1988). Cognitive Science and the Mind-BodyProblem.ISSJ,l15:93

10-Mc Naliy, P.; Sohail İnayatullah, ‘The Rights of Robots: Technology, Culture and Law in the 2l st Century,Futures,20(2):128

11 -Munavver Ahmed Anees, (1986). İnformation and cultural Survivar, Afkar/inquiry, 3(1): 46-9

12-Obermeier, K. K. (1987). Natunal Language Processing’, Byt: Small Systems Journal, 12 (14).227-8.

13-Rao, S. (1988). ‘Cognilive Science and Prycholinguiıticr’.ISSJ,l15:109.

14-Roskies, Rl. (1987R. Scence and Super computers,Educom bulletin,22(1): 14.

Serdar, Z. (1980). İnformation and the Muslim World: a Strategy for the Twenty-First Century, London: Manseli

Sheridan T. (1980). Computer Kontrol and Human Alienation, technology Review, 83(1): 60-7

Shirkin, J. (1983). ‘The Expert System: The Practical Face of al’. Technoloy Reiew, Nevember-December 75,

15-Tucker, M. (1908). coning Nert from Japan: tie Bionric Compuler?, Mini Micro System, 19(July),28-30.

16-Turkle, S. (1 984).TheSecond Self: Computers and the Human Spirit, New York: Simon and Schuster.