Nisan 1991 · s. 125 · 5 dakikalık okuma
Radon Problem mi?

Günümüzde “radyasyon” kelimesini duymayan hemen hemen yok gibidir. Radyasyon kelime olarak ışık veya ısı neşreden demektir. Her ne kadar alfa ve beta parçaları ışık ve ısı saçan değilse de radyasyon olarak ifâde edilegelmiştir. Radyasyon; normalde bulundurulması gerekenden fazla enerjiye sahip olan molekül, atom ve atom çekirdeği tarafından neşredilen yüklü ve yüksüz parçacıklar ile elektromanyetik dalga olan enerji paketlerine (fotonlara) verilen addır. Alfa parçacıkları, beta parçacıkları ve gamma ışını gibi elektromanyetik dalga fotonlan tabii olarak hasıl olan farklı radyasyon tipleridir. Canlıların ihtiyacı olan ve kullanım alanlarını saymakla bitiremediğimiz enerji güneşten elektromanyetik radyasyon yoluyla bize ulaşmaktadır. Her tip radyasyon kendine has enerji taşır ve az veya çok üzerine düştüğü maddeye tesir ederek değişik reaksiyonlara yol açar. Bu tesirle maddenin atom ve molekülleri uyarılıp ışık yayması sonucu madde kendine has renkte görünür. Radyasyonun atomları iyonlaştırması sonucunda, X ışınlarının oluşması, güneş pilleri ve fotosentez gibi birçok faydalı işlemler vuku bulmaktadır. Hatta atom çekirdekleri uyartılarak farklı çekirdek reaksiyonları, farklı atomlar ve atom parçalanmaları hasıl olmaktadır. Tesirinin büyüklüğü ölçüsünde radyasyon canlıların can damarını teşkil eder veya onların hayatını tehdit eder. Aklıselim sahibi olan bilirki hiçbir şey gayesiz değildir. Herşey kurulu, mükemmel nizamın bir çarkı olarak çalışmaktadır. Radyasyon, yağmurun yağması, havanın ısınması, fotosentez, elektrik enerjisi gibi sayısız birçok hâdisede doğrudan veya dolaylı olarak rol oynamaktadır. Bu faydalarının yanında, fazla güneşte kalma, çevreyi atom bombası gibi nükleer patlama ve radyoaktif madde atıkları yoluyla kirletme ve atom santrallerindeki ihmallerle kendine bahşedilen nimeti insanoğlu, kendine karşı bir tehlike haline getirebilmektedir. Alfa, beta, gamma gibi bazı radyasyonun zarar oluşturması için alınan dozun bir ölçüsü vardır. Bu doz sınırı aşılmadığı müddetçe canlı bünyesinde meydana gelen arazlar bünyenin kendisi tarafından tamir edilmektedir. Tabiatta canlıların hayatı umumiyetle mükemmel bir nizam ile tedbir edilip korunmaktadır. İnsan radyasyondan kaçamaz. Tabii olarak gamma ışını, alfa ve beta parçacıkları gibi radyasyonları devamlı olarak çevremizden ve yiyecek zinciri ile de dahilden vücudumuzu radyasyona maruz bırakmaktadırlar. ABD'de yapılan bir araştırmaya göre, insanın aldığı toplam dozun %82’si irademizin dışında; geri kalanı da insanın çalıştığı yer, tıbbi teşhis ve tedavi ile laboratuvar çalışmaları esnasında, nükleer enerji elde etme gibi birçok kullanmalar neticesinde alınmaktadır. İrâdemiz dışında alınan dozun %55'ini radon oluşturmaktadır. Bundan dolayı bu yazıda radondan bahsedilecektir,
Radon gazı bütün insanlara radyasyona maruz bırakan en önemli kaynaklardan biridir. Radon-222, bütün topraklarda farklı nisbetlerde mevcut olan uranyum 238'in bir ürünüdür. Radon ve radonun bozunma ürünleri (Polonyum–218, kurşun–214, bizmut–214, polonyum–214) uranyum-238'in bozunma serisi içinde yer alır. Uranyum–238 çok uzun yarı ömürlü olup bütün yeryüzüne dağılmıştır. Bundan dolayı radonun bozunma ürünleri büyük ihtimalle her yerde mevcuttur. Uranyum-238'in orta ürünü olan radyum–226 alfa bozunmasıyla radon-222'yı verir. Radon renksiz, kokusuz ve kimyevî bakımdan aktif olmayan bir asal gazdır,
Radon bir gaz olduğu için çıktığı yerden nüfuz eder. Radonun nüfuzu toprağın gözenekliliğine, yöredeki radyum–206 nisbetine, sıcaklığa ve atmosfer basıncına bağlı olduğu için farklı miktarlarda atmosfere geçer. Açık havadaki nisbeti, hızlı hava akımlarından dolayı düşüktür. Radon küçük hacimlerde hasıl olduğu için maden ocaklarında birikir. Bu sonuçlar yıllar önce anlaşılmıştır. Radonun kendisi risk oluşturacak kadar biyolojik tehdit arzetmez. Öteki soygazlar gibi vücutta önemli tesir yapmaksızın nefesle akciğerlere çekilip dışarı verilir. Radon solunum sisteminde toplanmadığı için teneffüs esnasında alfa radyasyonuna maruz kalma tehlikeli boyutlarda olmayacaktır. Vücut dışında oluşan alfa parçacıkları deriye nüfuz etmez. Biyolojik tehlike, katı radon ürünleri olan polonyum–218, kurşun–214, bizmut–214, polonyum-214'den ileri gelir. Bir kısım aerosoller (radon ürünlerinin yapıştığı toz ve benzeri parçacıklar) bronşçuklarda depolanabilir. Polonyum izotobunun her ikisi de alfa parçacığı neşreder. Menzili kısa ve enerji transferi yüksek (fazla enerji aktaran) olan alfa radyasyonu bronşlarda potansiyel tehlike meydana getirir. Fakat diğer organlara erişemez. Yüksek radon ürünleri konsantrasyonuna maruz kalma akciğer kanserinin en muhtemel sebebidir. Radonun kısa ömürlü bozunma ürünlerinin akciğerlerde depolanmasının belirli madenciler arasında görülen akciğer kanserleridir.
İkamet edilen yerden gelen risk irademizin dışındadır.Pensilvanya'da(ABD)Reading Prong çevresinde evlerin %10'u uranyum madeni yatağı üzerine inşa edildiğinden bu evlerde radon miktarı kabul edilebilir seviyenin üzerindedir. Aslında insanlara zarar verecek derecede tabii radyoaktif madde bulunan alanlar yeryüzünün çok az bir kısmını oluşturmaktadır. Bahsedilen radyoaktif maddeler ise dünyanın her tarafında birçok maksatta kullanılmaktadır.
Diğer bir risk ise teşhis ve tedavi için veya meslek icabı radyasyona maruz kalanlarda mevcuttur. Ancak bu risk kontrol altında tutulabilir ve bu riske birçok fayda sağlanılacağı dikkate alınarak girilmektedir. Bu faydalar elde edilirken, maden ocaklarında, reaktörlerde ve laboratuvarlarda çalışan işçi ve teknikerlerin sağlık durumu daima ön plânda tutulmalıdır.
Almanya ve Çekoslovakya sınırındaki Erz dağlarında çalışan madencilerin yaklaşık %50'sinin akciğer kanserinden öldüğü tesbit edilmiştir. Bu cevherler radyoaktivite itibariyle yüksek olduğundan daha sonra buralarda uranyum maden ocağı açılmıştır. Muhtelif madenlerde yapılan en son çalışmalar teneffüs edilen radon ürünü ile bronş kaynaklı kanserin münasebetini doğrulamaktadır. ABD, Kanada, Çekoslovakya ve Fransa uranyum madenleri; Cornish (İngiltere) ve Çin kalay madenleri; Kanada mermer madenleri, İsveç demir ve diğer metal madenlerinin hepsi bu tip mevzuların raporlarını ihtiva etmektedir.Radon'un tehlikesini arttıran ikinci bir risk faktörü de sigara olup, bunlar birarada olunca tehlike daha da artmaktadır. Eğer radon ve sigara birbirinden bağımsız tesirlere sahip olsaydı sigara içenler ve içmeyenler radondan aynı derecede etkilenirlerdi. Hâlbuki çevredeki radonun sigara içenlere verdiği zarar içmeyenlere verdiği zarardan çok daha büyüktür. Sigara içimi biyolojik olarak alfa yayınlayıcılarınının kötü tesir icra etmesinde değişik şekillerde rol oynamaktadır. Azalan sümük ifrazatı ve artan deri geçirgenliği radyoaktif parçacıklardan gelen dozun artmasına sebep olur. Diğer taraftan artan sümük kalınlığı aksi yönde koruyucu tesir sağlayabilir. Vücuddaki savunma mekanizmasından dolayı sigara içmenin ve radona maruz kalmanın biraradaki tesirini tahmin etmek zordur. Radyasyonla iç içe yaşayan bütün canlılar fıtrata ters hayat sürmediği ve suistimallerde bulunmadığı müddetçe onları riske sokmayan, Kudret-i Sonsuzun ilmini gösteren canlılardaki savunma mekanizması değil midir? Sigara içilmemesi halinde de radon ürünleri akciğer kanserine sebep olabilir, EPA (Çevre Koruma Kurumu), radon tesiriyle oluşan akciğer kanserinden ABD'de yılda ölenlerin sayısını 5.000–20.000 kişi olarak bildirmiştir.
Radon binalara sudan, doğal gazdan, inşaat malzemelerinden, fosil yakıtlarından ve en önemlisi binanın temelini oluşturan topraktan girer. Radon topraktan geçerken suda çözünür ve bu su ile birlikte eve taşınmış olur. Radon seviyesi yüksek olan bölgelerdeki binalarda radondan korunmak için odalar sık sık havalandırılmalıdır. Ayrıca bina radon girişine, temellerdeki ve duvarlardaki çatlakları, ek yerleri, lağımları ve borular etrafındaki açıklıkları kapatmak suretiyle geçirici olarak azaltmak mümkündür. Zemin katlarda tabandan gelen radona maruz kalma izolasyon ile en aza indirilebilir. ABD'de ruhsat verilen radon seviyeleri kanuna bağlı olmamakla beraber arsa muamelerine girdiği için evlerin test edilmesi devlet tarafından tavsiye edilmektedir. Buraya kadar hep zararlı yanları verilen radon vasıtasıyla uranyum keşif araştırmaları yapılmakta ve radona duyarlı dedektörler yardımıyle depremin gelişinin de önceden tesbit edilebileceği hususunda gelişmelerden bahsedilmektedir.