Sızıntı Arşivi

Temmuz 1991 · s. 280 · 4 dakikalık okuma

Prensiplerin Işık Buudlarında

Muammer Gökçin · Edebiyat

Envâiyle, erkâniyle, âzasiyle, eczâsiyle, hüceyrâtiyle, zerrâtiyle ve esiriyle kâinatın her noktasında câri nizâmın, intizâmın, vahdetin, tenâsüb ve tesânüdün bir iktizâsı olarak tekvini (yaratılış, oluş ve icraata ait) kanunlar vâz'edilmiş ve bu kanunlar çerçevesinde en mükerrem ve en muallâ varlık olan 'insan'ın yeri tesbit edilerek, (insan) bir takım prensiplerle mukayyed kılınmıştır. Bu cihetle prensipler; iç ve dış âlemiyle insanın bir parçası ve onun ayakta kalmasını temin eden muvâzene unsuru olabilecek evsâfta; güneş gibi yol gösterici birer pırıl pırıl yanan ışık kaynağı ve trafik işaretleri gibi tehlikelere karşı uyarıcı birer vazgeçilmez işaret taşlarıdır, itaat ve isyanın ilk ve en mühim can alıcı tezahürleri bu prensiplere riâyet ve tebâiyyet noktasında kendini gösterir. Ancak insan; teklif ve imtihan sırrı icabı, cüz'î iradesi dahilinde irade hürriyetine de muktedir kılınmıştır.

Beşerî prensipler; asırların ve nesillerin değişmesiyle, zamanların ve mekânların değişmesiyle değişebilir. Ancak İlâhî prensipler; ilk yaratılıştan yok oluşa (Kıyamete) kadar vardır, var olacaktır ve ilmen, dinen ve mantıken yok olması da mümkün değildir. Gerek tekvînî olduğu gibi, gerekse şer'î... Çünkü tekvînî kanunlar insanın dış saadeti ve dünyası için temel birer İhtiyaçsa; tevhîd, nübüvvet (peygamberlik), haşir, ahlâk ve adalet gibi şer'î prensipler de insanın İç saadeti ve ahireti için temel birer ihtiyaçtır.Günümüzde, ışık saçan İlâhî prensiplerden yüz çevirip isyan, günah ve dalâlet vadilerinde bir necat (kurtuluş) yolu arayan nice insan; stres ve buhranlar içerisinde bocalamakta, bunalımdan bunalıma koşmaktadır. Tıpkı şaşkın şaşkın uçuşan kelebeklerin kendilerini ateşe atmak için çırpınmaları gibi. Ebedî mutluluk sarayının kapılarının anahtarlarını taşıyanlar ise, sahip oldukları değerlerin bir kat daha kıymetini bilip ulvî prensiplerini ucuza harcamamalı ve kendilerini ucuza satmamalıdırlar. Nefsî ve şehevî hislerin, haricî ifritlerin karşısında dize gelmemeli; riya, dalkavukluk, tasannu ve rüşvete prim ve yüz vermemeli, hem kendilerine hem de çevrelerine karşı; istikrarlı, onurlu, tutarlı ve haysiyetli bir hayat yaşamalıdırlar. Kâinat ve onun kitabı olan Kur'ân ve O'nun da tefsiri olan sünnetten çıkarılan insanlığa müteveccih söz konusu altın prensipler, çağımız ve gelecek çağları da aydınlatacaktır. Ancak o prensiplerden hakikî ma'nâda; onların 'Nur' (ışık) buutlarında gezmesini bilenler, o fırsat ve liyâkati kesbedenler ve o prensiplere peşin hükümsüz, temiz bir kalb, safi bir niyetle yaklaşanlar istifâde edebilecekdir. Şüphe ve tenkid nazariyle bakanlar, enâniyet (bencillik) ile yaklaşanlar ise, onlardan istifâde etmek bir yana, kendilerini aldatma pahasına, onları tahrip ve tahrife bile yol açabileceklerdir. Elbette serazat, sorumsuz ve başıboş yaşayanlar için -prensiplere riâyet ve tebâiyyet-dâvâsında samimî ve bizden olanla olmayanı ayırdetmek için bir kriterdir. Bu kriteri bugün kullanmasını iyi bilenler, mümkün mertebe tâviz vermeyenler, zaafiyetlerine kılıf arama gafletine düşmeden onları acil tedâvî ve izâle etmesini bilenler, dünya ile hesaplaşma çizgisinde iç ve dış imtihan ve musibetlerin yağmur gibi yağdığı yarınlar adına, ancak onlar cesaret, ümit ve istikamette kalma şansına sahiptirler. Çoklar dökülecek ve elenecek!.. Kendi kendilerine... Ve yazıklar edecekler kendilerine!... O halde, prensiplere sıkı sıkıya sarılmak; bu meyânda sabretmek, dişini sıkmak ve dilini tutmak (!); kısacası prensipleri kendimize değil, kendimizi prensiplere uydurmak en akıllıca yoldur. Yol arayanlar, yolda olanlar, yoluyla gidenler, yol alanlar ve yolda kalmak istemeyenler için..

Prensiplerin ışık buudu veya ışıkların 'Nur'ların prensip buudu... Kâinata, hâdiselere ve kendimize yeniden bakmalı ve yeniden okumalı ışık saçan,huzur saçan Eserler'i. Yeniden yorumla-mah ve yorumcunun yorumlarına kulak kesilmeli ve dikkat etmeli!...

Hergün mütemadiyen büyük bir şevk, iştiyak ve ihtiyaç içinde en az bir-iki saat okumalı, derin bir tefekkür içerisinde iyi mütalaa etmeli... 0 eserlerin içinde, buuddan buuda koşmalı, o ruh ve dinamizm ile dışa, daha dışa ve hatta yurt dışına taşmalı. Hele 'yaz sezonu'; iyi bir fırsat, kaçınılmaz bir fırsat!... Meselâ, prensiplerin; ilim, îman, irfan ve tasavvufî veçheleri bir bütün halinde ayrı ayrı ele alınmalı. Yani, müstakbel medeniyetin; ilime, îmana, irfana ve tasavvufî hayata dayalı esasları ana hatlarıyla tesbit edilmeli.

Prensipler içerisinde eriyip pişen; olgun, dolgun ve doygun ruhlar; daha bir üretici olmalı, devamlı fikir üretmeli, mâkûl ve müspet teklif, teknik ve teknoloji geliştirmeli, içe kapanıklık ve ürkeklikten sıyrılıp göz ve gönül doldurucu müşahhas adımlar atmalılar.

Sistematize edilmeli... Yarınlar çok yakın. Ve tez elden, yakından uzağa başlamalı bu akın. Prensipler içerisinde eriyip pişen; olgun, dolgun ve doygun ruhlar; daha bir üretici olmalı, devamlı fikir üretmeli, mâkûl ve müspet teklif, teknik ve teknoloji geliştirmeli, içe kapanıklık ve ürkeklikten sıyrılıp göz ve gönül doldurucu müşahhas adımlar atmalılar. Prensiplerin irfan cephesinde edeb, itaat ve hürmet; tasavvuf cephesinde teşbih, tezâkir ve tazarrûya bihakkın riâyet ve müraat, farzlar üzerinde titreme, haram ve günahlarda ürperme ve tevbe, nafilelerde ise son derece hassasiyet, gözyaşı ve 'seher hayatı'na biraz daha ehemmiyet, bütün bunlar; ayn bir buud olarak veya buuddan buuda geçiş olarak ehemmiyet ve nezâketini her zaman muhafaza eden şeylerdir.

O halde; aklımızı başımıza alıp, kalbimizi sînemize çekip; çektiklerimizi, yaptıklarımızı ve olanları unutup yeniden kendimize gelelim, ışıkların (Nur'ların) prensip buudlarında duralım-düşünelim ve yolumuza devam edelim. Prensiplerin ışık buudlarında... Her yanında huzur yeşeren, ümit açan Cennet yamaçlarında...