Sızıntı Arşivi

Ocak 2003 · s. 586 · 10 dakikalık okuma

Pol ve Virjini Romanında İlahi Hakikat ve Dersler

Hüseyin Özcan · Dr. · Edebiyat


Pol ile Virjini romanı Fransız Bernardin De Saint Pierre'e adlı naturalist yazara aittir. 18. yüzyılda yaşayan tabiat hayranı yazar, Avrupa'nın yaşama tarzını beğenmeyen biri. Fransa Adası'ndaki zencilere yapılan kötü muameleleri Fransa Adası'na Seyahat isimli eserinde anlatan Bernardin De Saint Pierre, Tabiatı Tetkik isimli üç ciltlik eserinde de tabiatın incelik ve güzelliklerini, tabiattaki denge ve ahengi dile getirmiş, bunlarla Allah'ın varlığını ve kudretini ispatlamaya çalışmıştır.
Hırıstiyan olan yazar, Pol ile Virjini romanında, içinde bulunduğu topluma sığmayan, beğenmediği Avrupa'dan uzak, hayal dünyasında oluşturduğu bir adada yaşayan Pol ve Virjini isimli iki kahramanın birbirlerine olan temiz sevgilerini anlatır. Eserde; tabiattaki düzen ve ahenkten yola çıkılarak yer yer Allah'ın varlığından, kudretinden, ilahi kanunlardan ve Allah ile kul arasındaki ilişkilerden bahsedilmiştir.

18. yüzyılda Hıristiyan bir yazarın kaleminden çıkan eserdeki ifadeler, yer yer İslam ahlak ve inancına yaklaşmaktadır. Semavi dinlerin başta inanç ve ahlak konuları olmak üzere birçok ortak paydası bulunmaktadır. Bu eserde, bu güzel misalleri görmekteyiz. Kaynakları aynı olan İslamiyet ve Hıristiyanlığın ortak değer anlayışlarını bu eserden yapacağımız alıntılarla göstermeye çalışacağız. Bu alıntılar farklı dinlere mensup insanların, hadiseler karşısındaki inançlarından kaynaklanan ortak tavırlarına misal teşkil etmektedir.

Bir adada; iki kadın, birer çocukları ve birkaç hizmetçi bir arada yaşamaktadır. Dö Latur isimli kadın, soylu bir aileye mensuptur. Kocası ölmüş kadın, kızı Virjini ile bu adada yaşar. Margarit isimli diğer kadın ise, fakir bir köy kızı iken, bir asilzade tarafından evlenme vaadiyle kandırılmıştır. O da Pol adlı erkek çocuğu ile birliktedir.

"Her doğan gün, bu mesut yuvayı huzur ve sükun ile karşılıyordu. Kalpleri ne hırsın ne de kıskançlığın ezalarını duymuştu. Entrika ile kazanılan ve iftira ile kaybedilen dünya şereflerinden istekleri yoktu."

Bu şekilde nitelendirdiği kahramanları için yazar özetle; "Pek iyi insanlardır." diyor ve devam ediyor: "O menekşeler gibiydiler ki, dikenleri fundalar içinde onları kimse göremez; fakat güzel kokuları ta uzaklardan duyulur. Onlar bir kere konuşma programından dedikoduyu ebediyen çizip atmışlardı ve bunda haklıydılar. Dedikodu her şeyin hakkını söylemek bahanesi altında mutlaka kin ile beslenir ve riyakarlığa bürünür.

Onlar ellerinden geldiği, güçleri yettiği kadar iyilik yapıyorlardı. Yürekleri o kadar temizdi ki, bu duygularla onlar dedikodu aleminden ayrılabilirdi. Elalemin rezaletine ait dedikodular olmayınca konuşmalarının konusunu tabiattan alırlardı ve konular onlara zevk ve neşe verirdi. Bütün bunlar kainatı elinde tutan gizli bir varlığın ihsanı değil midir?

Bu dünyanın, bu çok güzel eserleri öyle bir plan içinde dikilmiştir ki, bir bakışta hepsini birden görmek mümkündür.

İnançları, hissi ve ahlaki; telakkileri de teorik olmaktan ziyade uygulamalı idi. Onların ne bayramları, yortuları ne de ayrılmış matem günleri vardı. Onlar için her gün bayram idi ve dünya bir tapınaktı ve o tapınakta onlar her şeyde insanlara dost bir iradenin saltanatına hayran olurlardı. Bu sonsuz kudrete karşı besledikleri güven, geçmişteki acılarını unutturup, bugün için cesaret, yarın için de tükenmez ümit kaynağı olurdu."

Pol'ün söylediği şu söz, kendini insanlığın saadetine adayanlara ithaf edilecek kadar güzeldir: "İnsan, başkalarının saadeti ile meşgul olmadıkça mutlu olamaz."

Eserde Madam Dö Latur'un, kızı Virjini'ye söylediği sözler, insanın dünyaya geliş sebebini çok güzel ifade etmektedir: "Yavrum, Allah'tan yardım um, kullarının sağlığını tanzim eden hep O'dur. Kim bilir belki de O, bugün seni deniyor, yarın mükafatını vermek için. Düşün ki, dünyaya gelişimiz bizi Allah'a yaklaştıracak notlar kazanmak içindir."

Madam Dö Latur'un halası, bir mektup göndererek hasta olduğunu bildirir ve yeğeni Virjini'yi yanına çağırır. Gelirse mirasını ona bırakacağını söyler. Annesi kızının saadetini düşünerek Virjini'yi halasının yanına göndermek ister. Virjini, Pol'den ayrılmak istememektedir. Sabaha karşı Pol'e haber vermeden kendisini götürecek gemiye biner ve adadan uzaklaşır. Pol için ayrılığın getirdiği hüzün vardır. Artık Virjini yoktur. O bir dosttan ayrı kalmanın ızdırabını yaşamaktadır. Yalnızlığını yaşayan Pol, Virjini'yle geçirdiği günleri hayal eder, "Virjini en sade işlerinde bile kendisinden ziyade başkalarını düşündüğü için, yemişlerin çekirdeğini yere gömer. "Bir gün gelir de burada bir ağaç yetişir, gelen geçen yemişlerini yer, hiç olmazsa kuşlara yarar." derdi şeklinde söylenirdi. Annesi Pol'ü teselli eder: "Allah biricik yardımcın, insanlık da milletin olsun. Sen bunların ikisine de bel bağlamakta hiç geri kalma. Allah ve insanlık ise bizden yalnız fazilet bekler. Allah sana hürriyet, sıhhat, temiz bir vicdan ve samimi dostlar vermiş. Kendilerinden yardım beklediğin krallar bu kadar bahtiyar değillerdir."

Annesinin Pol'e nasihatinde, zenginlik, mutluluk ve fazilet ilişkisi sorgulanır: "Hiçbir emek karşılığı olmadığı için, zenginlerin çoğu her zevkten usanmıştır. İçmek zevkinin susamakla, yemenin acıkmakla, dinlenmenin yorgunlukla satın alındığını denemediniz mi? İşte sevmek ve sevilmek de birçok yokluk ve fedakarlıktan sonra elde edilir.

Fazilet demekle ne kastediyorsunuz?

Evladım, sen ki çalışarak annene, evindekilere bakıyorsun. Fazilet, başkasının iyiliği için kendini zora koşmak ve bunu sırf Allah rızası için yapmaktır."

Annesi Pol'e sabır ve tahammül ile kadere bel bağlamayı tavsiye eder: "Evladım, bizi ölümün kucağına atan, bir anlık cesaretten başka bir şey değildir. Çok kere bu atılganlık insanlarda boş alkışlarla körüklenir. Halbuki ondan üstün başka bir cesaret vardır ki, daha ender ve daha lüzumludur. Sabır ve tahammül adını alan bu cesaretle biz, alkışsız ve gösterişsiz, hayatın aksiliklerine göğüs gereriz. Bu sabrı göstermek ne bir başkasının fikrine göre harekettir, ne de içimizde kabaran bir ihtirasa yenilmektir. Ancak Allah'ın dediğini yapmaktır. Çünkü sabır ve kadere bel bağlama faziletin doğurduğu bir cesarettir."

Daha sonra annesi Pol'e; insanın içinde bocaladığı ihtiraslar içinde aklın bulanıp karardığını, fakat buna karşı kişinin içinde meşale olacak bir çare bulunduğunu, bunun "okumak" olduğunu söyler.

Edebi eserler için şöyle konuşur: "Evladım, edebi eserler Allah'ın bizlere bir bağışıdır. İnsanoğlu ilahi bir sanatla kainatı idare eden bir hikmetin ışıklarını yeryüzünde tespite muvaffak oluyor. Güneşin şuleleri gibi bu edebi eserler de aydınlatır, ısıtır ve şenlendirir, gökten inen bir ateştir. Ateş gibi, tabiatta ne varsa onları bizim işimize yarayacak hale getirir. Bu eserlerle biz eşyayı, zamanları, yerleri ve insanları etrafımıza toplarız. Bize, hayatın yollarını gösteren onlardır. İhtirasları yatıştıran, rezaletleri bitiren onlardır. İnsanlığı yükselten, şerefli simaları bize daima misal olarak gösteren, fazilet aşkını geliştirmek için gökten inmiş hurilerdir. Onlardan ilham alan büyük muharrirler, her zaman var olmuştur. Onlar cemiyetin dayanamayacağı kadar zor zamanlarda, barbarlık devrinde, ahlakın düşük olduğu zamanlarda yetişmiştir. Oğlum, okuyup düşünme ile avunarak derdini unutan sayısız insan içinde senden daha mutsuz olanların haddi hesabı yoktur."

"İyi bir kitap, iyi bir arkadaştır." özdeyişinden hareketle, insanın yalnızlığını giderecek tılsımlı bir ilaç olarak kitap okuma tavsiye ediliyor. Pol ise iyi bir arkadaşın yerini hiçbir şeyin tutamayacağını ifade ediyor ve "Virjini bir kere yüzüme bakıp, 'arkadaşım' diye hitap etti mi hiçbir kederim kalmazdı." derken, iyi bir arkadaşın niteliğini özetler.

Romanın gelişen bölümünde Virjini adaya dönmek için gemiye biner. Fakat adaya yaklaştığında büyük bir fırtına kopar. Parçalanan geminin yanında dalgalar arasında Virjini görünür. Ona yakın bir gemici vardır. Herkes gemicinin, Virjini'yi kurtarması için seslenir. Dalgalar onu gemiye doğru sürüklemektedir. Gemici, kendini ancak kurtarabilir. Kurtulan genç daha sonra şöyle der: "Yarabbi Sana şükürler olsun, bana hayatımı bağışladın. Fakat o genç kızı kurtarmak için ben canımı vermeye razı idim. O yüksek yaratılışlı kız ki, bir türlü elbiselerini çıkarmaya gönlü razı olmuyordu."

Virjini denizde kendisini ağırlaştıran elbiseleri edebinden, faziletinden dolayı çıkarmak istememiştir. Virjini'nin cenazesine onun faziletinden dolayı, Allah'a inanmayan birçok kişi de gelir. Bu durum, "Fazilet odur ki, düşmanın bile takdir etsin." sözünü hatırlatmaktadır.

Pol artık ebediyen yalnızdır. Acısı yüreğine dar gelmektedir. Eserde anlatıcı, onu teskin ve teselli ederken, adeta İslami inancın kurduğu teslimiyet anlayışını seslendirir: "Virjini'yi Allah senin elinden aldı. Her şey Allah'tan. O senin hakkında hayırlı olanı senden iyi bilir. Kendi yaptıklarımızın cezası olarak çektiğimiz üzüntü ve pişmanlıkları bu işte senin duyman için hiçbir sebep yoktur. Yerine gelen ancak O'nun ezeli iradesidir. Bunun için sen ızdırap çekerken: 'Allah'ın takdiri bu imiş, ben buna layık olacak bir suç işlemedim.' diyebilirsin. Hem sen neye keder ediyorsun? Virjini'ye, onun böyle ölmesine mi? Düşün ki, her doğan için ölmek alınyazısıdır; Virjini ve herkes için, her güzellik için ve hatta bütün saltanatlar için kaçınılmaz bir sondur. Biz daha doğarken ölmeye mahkum olarak doğuyoruz. Virjini; annesi ve senin ölümünü görmeden, öldüğü için bahtiyardır.

Oğlum, ölüm bütün insanlar için bir nimettir; hayat dediğimiz bu dağdağalı gündüzün gecesidir. Zavallı insanları doğduğuna pişman eden hastalıklar, kederler, ızdıraplar, korkular hep ölüm uykusu içinde diner. İnsan sevilmek gibi ender nasip olan bir nimete erişmişse, bunu kim bilir ne tükenmez fedakarlıklarla elde etmiştir. Bunlar, çok kere bir başkasının menfaati uğruna tükettiği hayatının sonuna geldiği vakit, orada yalan dostluklarla nankör akrabadan başka kimseyi göremez. Fakat Virjini sonuna kadar bahtiyar olmuştur. Hatta ölümüyle neticelenen o müthiş anda bile o yine bahtiyar idi. Çünkü bütün bu sömürge ahalisinin kendisi için nasıl telaş içinde çırpındığını, senin her tehlikeyi göze alarak imdadına koştuğunu gördü ve bizdeki kıymetini bu surette anlamış oldu. Temiz ve suçsuz bir geçmişin hatırası onu istikbale karşı kuvvetlendirmişti. Onun için Allah ona fazilet mükafatını, yani tehlikeye karşı tehlikeden daha üstün olan cesareti ihsan etmiştir. Ölümünü güler yüzle karşılaması bundandır.

Oğlum, hayatın her türlü acılarına dayanma kabiliyetini Cenab-ı Hak fazilete vermiştir. Bununla da hayatın gayesinin fazilet olduğunu, şeref ve saadete ancak onunla varılabileceğini göstermiştir. Faziletiyle kendini aleme tanıtması kaçınılmaz olan bir kimseyi Allah büyük bir imtihan meydanında ölümle karşılaştırır. O zaman onun cesareti emsaline misal olur ve bu yüzden çektiklerini anarak kendinden sonra gelenler onu ebediyyen gözyaşlarıyla anarlar. İşte her şeyin, her hatıranın silinip gittiği ve birçok hükümdarın bile unutulduğu şu ölümlü dünyada bu gibiler için kurulan ölmez anıt budur."

Şu ifadeler ile, Allah'a ve ahiret gününe olan inanç anlatılır: "Fakat Virjini her an yaşıyor evladım. Görmüyor musun, yeryüzünde hiçbir şey yok olmuyor. Değişen, şekilden ibarettir. Bütün beşeri kuvvet ve sanatlar bir araya gelse, yine bir zerreyi, maddenin en ufak bir parçasını mahvedemez. O halde vücudunun hiçbir zerresi mahvolmayan akıl sahibi, sevgi sahibi, faziletkar, dindar bir varlık nasıl yok olur? Emin ol ki, şu an Virjini bizim aramızda olduğundan daha mesuttur. Bir Allah var oğlum, buna şüphe yok. O'nun varlığını ispata lüzum görmem, bütün tabiat varlığının şahididir. Bazı insanlar O'nun mevcudiyetini istemediği için, O'nun varlığını inkar ediyor. Yarattığı şeyler gözünün önünde olduğu gibi, O'nun var olduğu hissi de senin kalbindedir.

Hiç zanneder misin ki, Virjini'yi mükafatsız bırakmış olsun? Senin bilmediğin kanunlarla bugün insanların saadetini temin eden o kuvvet, hiç zanneder misin ki, yine bilmediğin kanunlarla Virjini'nin saadetini temin etmemiş olsun? Cenab-ı Hakk'ın, insanlar gibi, kudretini ve iyiliğini göstermek için küçücük dünyamıza ihtiyacı mı var? Okyanus içinde bir damla su yoktur ki, hayat ile dolu olmasın. Bunu biliyoruz. Öyle iken, başımızın üstünde dönen bu kadar yıldız da bize göre hiçbir şey olmayacak öyle mi? Çok iyi! Demek oluyor ki, yüksek seziş ve ilahi iyilik yalnız bizim şu bulunduğumuz yerle sınırlı şeylerdir! Ve şu koskoca kainatı dolduran sayısız nur ocakları, onları kuşatan uçsuz bucaksız ışık sahaları, gecelerin ve kasırgaların ebediyen karartmadığı bütün bu ışık diyarı manasız bir boşluk ve sonsuz bir hiçlikten ibarettir, öyle mi? Biz ki, hiçbir şeyi kendimize yine kendimiz vermemişizdir ve her şeyi O'ndan, O sonsuz kudretten almaktayız.

Hiç şüphe yok ki, senin faziletin, bir gün mükafatını bulacaktır: Bunu bulacağı bir yer vardır. Virjini de şimdi bahtiyardır. Mümkün olsa da oradan sana istediğini anlatabilseydi, en son mektubunda yazdığı gibi şöyle bir konuşmada bulunacaktı:

Pol, dünya bir tecrübe yerinden başka bir şey değildir. Ben, aşka ve fazilete bel bağlayarak yaşadım. Büyüklerimin sözünü tutarak denizleri aştım. İmanımı muhafaza için serveti teptim ve son demde iffetim için tatlı canımı feda ettim. Yüce Allah benim çilemi dolmuş gördü. Hayata acılık veren şeylerden, yolsuzluktan, dedikodulardan, fırtınalardan ve muzdarip insanlar görmek eleminden büsbütün kurtuldum. İnsanları korkutan felaketlerin hiç biri bana yetişemez. Öyle iken ne gariptir ki, siz bana acıyorsunuz! Ben temiz olarak kaldım. Saflığım bir ışık parçası gibi bozulmaktan uzaktır. Öyle iken siz beni, hayat karanlığına davet ediyorsunuz."

Ayrılığın acısına dayanamayan Pol Virjini'nin ölümünden iki ay sonra ölür. Annesi de oğlunun ölümünden sonra ancak bir hafta yaşar. Ölmeden önce haşre imanın bir göstergesi olan şu sözleri söyler: "Biz birbirimizle sonsuz surette hem şimdikinden daha tatlı bir şefkatle buluşacağız. Ölüm insanlar için en büyük nimettir. Bu nimetin kadri bilinmelidir. Hayat bir ceza ise, bu cezanın bir an evvel bitmesi istenmelidir. Yok bir imtihan yeri ise, imtihanın da kısa geçmesi tercih edilmelidir."

Sonu hüzünlü biten eserde çok güzel tabiat tasvirleri vardır. Biz eseri incelerken, edebi bir tahlilden ziyade, başta da ifade ettiğimiz gibi semavi dinlerin ortak bakış açısını yansıtan bazı bölümleri göstermeye çalıştık. Bu bölümlerde görüldüğü gibi ortak paydası Allah'a iman olan Hıristiyan ile Müslümanların, hadiseler karşısındaki tavırları, birbirinden farklı değildir. Roman bir Müslüman yazarın kaleminden çıkmış gibidir; iki dinin ortak noktalarını göstermesi açısından dikkat çekicidir. Herkesin zevkle okuyabileceği kaliteli bir edebi eser, dünya klasikleri arasında haklı bir yer edinen değerli bir romandır. İşlediği konu ve sorguladığı değerler itibariyle de evrenselliği yakalamıştır.

Bu tür eserlerin, zaman zaman gün yüzüne çıkarılması, benzer konularda yenilerinin yazılması, insanların ortak inanç ve değerlerinin canlı tutulması, arzulanan diyalog açısından önemlidir. Haçlı Seferleri'ni düzenleyenlerin torunları bugün özür dileme olgunluğunu göstermişlerdir. Bunlar farklı inanca sahip insanları birbirine yaklaştırmaktadır.

Semavi dinlere inananlar açısından hadiseye yaklaşırsak, bu inanç paydası, yakınlaşmaları ve kaynaşmaları getirecektir. Dillerdeki sevgi, hoşgörü ve diyalog kelimeleri, gönüllere ve uygulamalara yansıtılmalıdır. Güzel sanatların her dalında bu tür olumlu duygular işlenerek insanların konuya ilgileri çekilmelidir.