Şubat 1986 · s. 20 · 1 dakikalık okuma
Penceredeki İşaretçiler
Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

Bir baştan bir başa dünyaları dolduran bunca varlığın en basitinin dahi, sebebler ve tesadüflerle izahı kabil değilken, her varlıkta göze çarpan bu kadar gaye, bu kadar fayda ve bu kadar hikmetleri olu, cansız, şuursuz ve sel gibi akıp giden madde ve tabiatın eserleri olduğunu kabul etmeye ne pozitif ilimler, ne sağ düşünce ve ne de muhakeme müsaade edecektir.
Evet, madde ve sebeblerin çeşitli terkip ve çözülmelerde birer eleman olarak kullanılmaları ve zahiri bir kısım fonksiyonların onlara isnad edilmeleri bahis mevzuu olsa bile, varlığın çehresinde çakıp çakıp duran bunca maslahat ve faydaları, şuursuz atom parça ve parçacıklarında, sağır tabiat ve kör sebeblerde aramak yüzbin defa körlük ve sağırlık değil de ya nedir..!
Yıldızların ibretli seyahatından, bulutların gayelerle yüklü tatlı tatlı gürlemelerine, fırtınaların O’na ait kokular sürünüp esmelerinden, çiçeklerin tozuyup yine O’na ait rayihalarla her yerde gezmelerine, atmosferin, bizim ve diğer canlıların hava ihtiyacına hazinedarlıkda bulunmasından, şefkatle yere inen yağmur damlalarına dayelik etmesine kadar, her yerde ve her hadiseyle çok geniş bir rahmet, bir ihsan, bir inayet ve bir hikmet müşahede edilmektedir.
Demek, eşyadaki bütün bu süslü, zinetli vaziyetler, bu başdöndürücü hal ve keyfiyetler, bu birbirine tebessüm edip yardıma koşmalar o Rahmet ve Hikmeti Sonsu2a açılan birer penceredirler ki, bu pencerelerden bakar, her biri birer hikmet goncası olan O’nun sanatlarını seyreder ve vecdle kendimizden geçeriz.