Sızıntı Arşivi

Temmuz 1999 · s. 22 · 2 dakikalık okuma

Özlenen İnsan

Ali Haydar Polat · Edebiyat

Tebliğ, temsille ulvîleşir. Aynı zamanda tebliğ, ilim ister. İlim, marifete kapı açtığı ölçüde kıymet ve değer kazanır.

İçtimaî bir varlık olan insan, bir cemiyet içinde yaşamaya göre programlanmıştır. Yalnız yaşaması mümkün değildir. Sınırsız ihtiyaçlarla kuşatılmış ve buna karşılık değişik duygular ve kuvvelerle mücehhez kılınmış olması yanında; başkasının hukukuna tecavüz etme, başkalarına zulmedip, onları inletme gibi cinayetleri işleyebilecek kapasiteye de sahiptir.

Bütün bu menfî yanlarıyla beraber insan, müspet pek çok husûsiyet, kemalât ve faziletlerin çekirdekleriyim de dopdoludur. Kısaca o. ser ve kötülük işlemeye olduğu kadar, iyilik ve güzelliği temsil etmeye de müsait yaratılmıştır.

İnsan, gözlerini hayata açtığı o dupduru fıtrat-ı asliyesi korunarak hayata hazırlansa. her türlü kötülüklerden korunsa, fazilet duygulan geliştirilse: rengârenk bahar çiçekleri gibi güzelleşecek, güzelim renkleri ve bayıltan kokularıyla faydalı bir varlık olacaktır.

İnsanın bu güzellik ve iyiliklere uyanması, elbette kendiliğinden olmayacaktır. Burada hemen herkesin üzerine düşen sorumluluklar vardır. Bu sorumlulukların başında, onu tanımak, sevgi ile gönlüne girmek, içine itimat ve güven telkin etmek gelmektedir.

Bu ak yapı teşekkül ettikten sonra, onun fıtratına uygun tebliğ ve telkinde bulunulmalıdır, Tebliğ, temsille ulvîleşir. Aynı zamanda tebliğ, ilim ister. İlim, marifete kapı açtığı ölçüde kıymet ve değer kazanır. İlim-irfan sahibi olabilmek için gayret ve fedakârlık gerekir. İlimsiz iman, engellere takılıp kalma tehlikesi doğurduğu gibi. imansız ilim de bir felâkettir, Bundan dolayıdır ki insanımız, yaşadığı devri çok iyi bilmelidir. Devrini bilmeyen, devrine ayak uyduramayan, hiçbir sorumluluk duygusu hissetmeyen fertlerden meydana gelen aile ve toplumlar çürümeye yüz tutmuş demektir.

Fert, toplumdaki yerini bilmez, cemiyet hâlinde yaşamanın getirdiği kaideler çerçevesinde vazifesini idrâk etmez, kudsî ve yüce bir gâyeye gönül bağlamaz, arzu ve isteklerinin esiri, makam ve mansıbın talibi, menfaat ve şöhretin kölesi haline gelirse, sağlıklı bir toplumun oluşması imkânsız hâle gelir.

İnsan yapısı itibarıyla, içtimaî huzur ve güven adına belli kaide ve prensiplere muhtaçtır. Bunların başında fertler arasında olduğu kadar, toplumu oluşturan bütün kesimler arasında da sıcak bir diyaloğun varlığı gelmektedir.

Her insanı kendi konumu içinde kabul etmek suretiyle akıl. mantık ve iradeyi hislerin önüne çıkartarak görüşüp konuşma, sevgi kapısını açacaktır. Tatlı dil, güler yüz, karşılıklı anlayışla, kin ve nefret, zamanla yerini dostluğa bırakacaktır.

Peşin hüküm, şartlı bakış ve husumetin kaynağı, itimat ve emniyet duygusunun zedelenmesinin sebebidir. Diyalog yoluyla gönül bağlarının sağlamlaştırılması, medenilere ve demokratik anlayış sahiplerine en yakışanıdır.

Ümit tomurcuklanınız olan geleceğin talihli nesillerinin, içtimaî barışın gerçek temsilcileri olacağı ümidini taşıyoruz.

Gün doğa, neler ola.