Sızıntı Arşivi

Eylül 1982 · s. 16 · 2 dakikalık okuma

Ötelere Seyahat

Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

Eylül 1982 · s. 16 · 756×1050 px tarama
Eylül 1982 · s. 16 · 755×1050 px tarama

gelecektir. Eğer bunu inkar etsen: bütün kumandanlardaki cüzdanları, defterleri, teçhizâtları, kaideleri belki şu memleketteki bütün intizamı, hatta hükümeti inkar etmeye mecbur olursun ve bütün meydana gelen işlerin varlığını yalanlamak lâzım gelir. O vakit sana insan ve zişuur denilmez.

Sakın zannetme tebdil-i memleket delilleri bu oniki suretten ibarettir. Belki had ve hesaba gelmez işaretler, deliller var ki: Şu kararsız, mütegayyir memleket; zevalsiz, kararlı bir memlekete dönüştürülebilecektir. Hem had ve hesaba gelmez işaretler, alametler var ki: Bu ahali, şu muvakkat misafirhanelerden alınacak, saltanatın daimi olduğu yere gönderilecek.

Hususiyle, gel sana "oniki suret" kuvvetinden daha kuvvetli bir delil daha göstereceğim.

İşte gel bak, şu uzakta görünen büyük topluluk içinde, evvel adada gördüğümüz büyük nişan sahibi Yaver-i Ekrem bir tebligatta bulunuyor. Gidelim, dinleyelim. O yüksek yere asılmış Ferman-ı A'zam, ahaliye bildiriyor ve diyor ki: "Hazırlanınız; Başka, daimi bir memlekete gideceksiniz. Öyle bir memleket ki, bu memleket ona nisbeten bir zindan hükmündedir. Padişahımızın huzuruna gidip merhametine, ihsanlarına mazhar olacaksınız. Eğer güzelce bu fermanı dinleyip itaat etseniz... Yoksa isyan edip dinlemezseniz, müthiş zindanlara atılacaksınız..." Sen de görüyorsun ki: O Ferman-ı A'zamda öyle mucizevî bir turra var ki, hiçbir şekilde taklit etmek mümkün değildir. Senin gibi sersemlerden başka herkes; o ferman, padişahın fermanı olduğunu kat'i bilir ve o parlak Yaver-i Ekrem'de öyle nişanlar var ki, senin gibi hakikati görmeyenlerden başka herkes o Zâtı, padişahın pek doğru emirlerinin tercümanı olduğunu yakinen anlar.

Acaba o Yâver-i Ekrem ve Ferman-ı A'zamla beraber bütün kuvvetiyle dava edip tebliğ ettikleri şu tebdil-i memleket meselesi hiç kâbil midir ki itiraz kabul etsin. Evet kâbil değil! Ancak bütün bu gördüklerini inkar etsen...

Şimdi ey arkadaş!. Söz senindir, söyle. Ne diyorsan de!

- Ben ne diyeceğim, daha buna karşı birşey denilir mi? Gündüz ortasında güneşe karşı söz seylenir mi? Yalnız derim ki; Elhamdülillah, yüzbin defa şükür olsun ki; vehim ve heva tahakkümünden, nefis ve heves esaretinden kurtulup, daimî hapis ve zindandan halâs oldum ve inandım ki: Bu karmakarışık, kararsız misafirhanelerden başka bir saadet yeri vardır; biz de ona namzediz...