Sızıntı Arşivi

Eylül 1988 · s. 310 · 2 dakikalık okuma

Osmanlıda Ağaç Oymacılığı

Sungur Sivaslı · Tarih

Sanat tarihinde ağacın işlenmesi, şekillendirilmesi, mimari eserlerin tezyinde kullanılması oldukça eskiye dayanır. Ağaç işçiliği sahasında da en muhteşem örnekler Selçuklu bilhassa Osmanlı çağına aittir. Osmanlı çağından sonra ağaç işçiliği bir daha eski seviyesine çıkamayacaktır. Zira ağaç işçiliği oldukça zor bir sanat olup, son derece geniş bir sabır, bilgi, maharet ve fedakârlık gerektirir. Bir çocuk ihtimamıyla ele alınan ham ağaç, mahir ellerde aylar süren sabır ve emek sonunda bir dantelâ zarafeti kazanır.

Osmanlılar ağaç ve tahta üzerine yapılan oymacılığa “kaatıcılık” derlerdi. Bu sanat erbabı, yumuşaklık derecelerine göre ıhlamur, meşe, ceviz, elma, sedir gül, abanoz ağaçlarını kullanmışlar. Böylece başlı başına bir ekol oluşturan Osmanlı çağı ağaç işleriyle minber, kürsü, rahle, kutu ve çekmeceler yapılmıştır.

Osmanlı ağaç işi sanatkârları bir müddet Selçukluların uygulamış olduğu oyma ve şebekeli oyma tekniklerini kullanmışlar, peşinden geçme (künde kari) tekniği geliştirmişlerdir. Ardından buna tahta kakma, sedef, fildişi kakma, gömme ve sedef mozaik teknikleri de eklenmiştir.

Geçme tekniği küçük ölçüde çeşitli geometrik parçaların birbirine geçmesiyle sağlanmış, dolayısıyla yapıldıkları zamandan günümüze kadar dış tesirler onlara hiçbir zara verememiştir. Geçme tekniğinde küçük tahta parçalarının suları, damarları birbirine karşı konulmuş, böylece birinin diğerinin nem ve ısısıyla bozulmasına engel olunmuştur. Bundan dolayı da geçme tekniği ile yapılan Osmanlı ağaç işleri yüzyıllar boyunca hususiyetlerini muhafaza etmiş ve en iyi içimde günümüze ulaşmıştır. Bugün bunlar gerek İstanbul’un gerekse diğer dünya müzelerinin en kıymetli koleksiyonları arasında yer almaktadır.

XVI.-XVII. yüzyıllarda Topkapı sarayında ağaç işçiliğini öğreten atölyeler kurulmuş ve pek çok sanatkârın yetişmesine imkân sağlanmıştır. Zamanın sanat akademisi sayılan bu atölyelerde Osmanlı mimarları mesleki bilgilerin yanında ağaç işçiliği, sedef işçiliği ve marangozluk da öğrenmişlerdir.

XVIII. yüzyılda Türk yapı sanatını her dalında kendini gösteren Avrupa’nın Barok ve Rokoko etkisi ağaç işlerinde de kendini göstermekten geri durmamıştır.

Bir ahtapot gibi Osmanlı toplumunu birçok kollarla kuşatan Avrupa kültürü, zevki, milli-manevi değerlerimizi yerle bir ettikten sonra dünyanın en muhteşem, en nadide eserlerini verdiğimiz bu milli sanatı da önce özünden koparacak, sonra da kendi ifsat edici atmosferi içinde yozlaştıracak ve güdükleştirecektir.

Sanırım hem toplumu, hem de bu misal milli sanatlar, kendilerine şanlı maziye yakışır bir keyfiyette yeni bir ruh verecek, şekillendirecek kutlu elleri beklemektedirler.

Sungur Sivaslı

Kaynaklar
1) Prof.Dr. İ.H.Uzunçarşılı, Osmanlı tarihi, Ankara 1983, c.2 sh.626
2) E. Yücel, Kültür ve Sanat, İstanbul 1977, sh.58