Şubat 1985 · s. 23 · 6 dakikalık okuma
Ortaçağda Tababet
Hüseyin Aydınlı · Dr. · Tıp

Tıp ilmi, tarih boyunca sırasıyla Eski Yunan, İslâm ve Rönesans sonrası Avrupa medeniyetleri olmak üzere üç büyük ve muhteşem medeniyet esnasında en parlak devirlerini yaşamış ve bu devirlerde tababet sahasında sonraki devirlere de sirayet edebilecek ve o devirleri tesirinde bırakacak yeni üslup ve bakış açıları kazanılmış, o zamana kadar yapılanlardan ve bu medeniyetler arasında kalan ara, durgun, ölü devrelerde yapılabilenlerin kat be kat fevkinde yeni hamleler yapılmıştır. Batı, kendi felsefe ve dünya görüşüne yakın bulduğu Eski Yunan Medeniyeti ve Rönesans'dan sonraki Avrupa Medeniyetini tetkik edip, İslâm Medeniyetinin ortaya koyduğu eşya ve hâdiselere yepyeni bakış açısı ve O'nun tarih boyunca yapılmış ilmî keşiflerinin yekünündan fazla yaptığı keşifleri kabullenip, bunları kendine mâlettikten sonra, hakiki sahiplerini ifşa hususunda gösterdiği alâkasızlık ve hased sebebiyle, İslâm Medeniyetini de uzun süre "karanlık çağlar" arasına dahil etmiştir. Ancak, son zamanlarda yine Batı efkâr-ı umumiyesinde muhtelif sebeplerle İslâm Medeniyetini tetkike ve bilinenleri de ifşa etmeye, bazı ehl-i insaf ilim adamlarının samimi gayretleri ile başlanılmış olup, bu hususda yoğun çalışmalar yapılmakda ve İslâm Medeniyetinin hakiki çehresine ait gerçekler olduğu gibi gün ışığına peyder pey de olsa çıkarılmaktadır.
İslâm Medeniyetine imzasını atmış meşhur İslâm alimleri, İslâm Medeniyetinin ilk devresi olan tercüme devrinde, evvelemirde, o zamana kadar el atılmamış ve unutulmaya yüz tutmuş Eski Yunan Klasiklerini tercüme edip, gözü kapalı bir taklidcilikden fersah fersah uzak ve taklid-ciliğin en küçüğünden dahi titizlikle içti-nab ederek, bilhassa tababet sahasına yepyeni bir ruh ve canlılık getirdiler. X. asırda yaşamış dünyanın gelmiş geçmiş en büyük deha ve zekâsına sahip olduğu kabul edilen büyük İslâm alimi ve hekimi İbn-i Sina'nın "El Kanun" isimli, kendisi kadar meşhur kitabı, o devrin mahsulü olup, XVIII. asır sonlarına kadar Avrupa'nın en büyük ve meşhur tıp fakültelerinde mecburi ve temel ders kitabı olarak tedris edilmiş, 800 sene tazeliğini, canlılığını ve geçerliliğini koruyabilmiş -dünyada başka hiçbir ilim adamına müyesser olmayan- tek tıp kitabı olarak, İslâm Medeniyetinin parlaklığını ve ihtişamını gösteren güzel bir numunedir.
Anatomi
O zamana kadar en büyük tıp kitabı olarak kabul edilen Galen'in "Anatomi Kitabı" İslâm alimleri tarafından tercüme edildikten ve onun muhtevası olduğu gibi kabul edilmeyip, üzerinde tetkikler yapıldıktan sonra, içinden yanlış kısımları çıkartılmak suretiyle kabul edilmişdir. Bu tercüme kitabı üzerinde yapılan çalışmalardan başka, birçok İslâm hekimi orijinal çalışmalar yaparak, bizzat kendileri te'lif eserler meydana getirmişlerdir ki, bu eserlerin Modern Tababete katkıları çok büyük olmuştur. Bu İslâm hekimlerinden Yuhan-na İbn Mesaveyh (M.S. 857) insan vücudu hakkında Galen'in yazdıkları ile iktifa etmeyerek, daha teferruatlı malumat edinmek istemiş, bu hususta devrin halifesi Mu'tasım Billah kendisine çok büyük yardımlarda bulunmuş ve üzerlerinde çalışmak üzere maymunlar tedarik etmiştir. İbni El Kifti isimli İslâm aliminin yazdığına göre, İbn Mesaveyh'deki ilim aşkı o derece ileri imiş ki, insan vücudunu daha teferruatlı öğrenebilme hususunda oğlunu feda etmeyi dahi göze almıştır.
Mansur İbn Muhammed'in (1396) "Teşrih el Mansuri" kitabındaki insan vücudunun organlarına ve kısımlarına ait teferruatlı ve modern tıp ilminin ancak XX. yüzyılda vakıf olabildiği ilmi hakikatlerle alâkalı şema ve şekillere, Eski Yunan Medeniyetine ait tıp kitaplarında hiçbir zaman rastlanılamamıştır. Mikroskobun sitoloji-histoloji (histoloji-hücre doku ilmi) sahalarında kullanılmasından sonra ancak XX. asırda keşfedilebilmiş bir hakikat olan, atardamarların çeperlerinin üç tabakadan müteşekkil olduğu hususu, İslâm alimi Ali İbn Abbas tarafından daha o zamanlar bulunmuştu. Ayrıca, aynı zat orta kulakta işitmeyi kolaylaştırıcı yönde rolü bulunan üç küçük kemikçikten de yine bu kemikçiklerin modern anatomi ilmince keşfinden asırlar evvel bahsetmiştir.
Fizyoloji
Burhan ed-Din, kitabı "Şerh el Esbab" ta, kanın üzüm şekeri (glikoz) ihtiva ettiğini belirtmiştir. Er-Razi ise mide fonksiyonunda acı bir suyun rolünün bulunduğunu söylemiştir. Huneyn bin İshak ise, açlık hissine, midedeki acı suyun sebeb olduğuna inanıyordu.
Şamlı Ala ed-Din Ebu el-A'la Ali İbn Ebi Hazm el-Kureyşi, kan dolaşımı nazariyesini Sir VVilliam Harvey'den 300 sene evvel tafsilatıyla izah etmiş, bu hakikat Manchester Üniversitesi'nden Prof. Dr. J. Blatham tarafından da teyid edilmiştir.
Huneyn İbn İshak sinirler ile beynin yapısının benzer olduğunu söylemiştir. Şamlı Ala ed-Din el-Kureyşi vücud ısısının devamı için gıdaların yakıt olarak kullanıldığını belirttikten yıllarca sonra bu fikir batıda kabul edilmiştir. Ebu Sehl el-Mesihi gıdaların emiliminin, yaygın inanışın aksine, midede değil barsaklarda vuku bulduğunu asırlarca evvel izah etmiştir. İbn Sina ise hazım faaliyetini tarif ederken, hazmın aslında ağızda gıdaların salya ile karışmasıyle birlikte başladığını modern tıp ilmi ile tam bir mutabakat içerisinde ifade etmiştir. Ebu el-Farea, sinirlerin, içinden hislerin ve hareketlerin aktığı kanallar olduğunu söylemiştir.
Bakteriyoloji
Bugünkü tıp ilmi bir manada mikrop araştırmalarının neticesidir. Bu hususta İbn Sina'nın yaptığı araştırmalar başta gelir. O, hasta insanların vücud salgılarının pis canlı mahluklar ile kontamine (bulaşık) olduğu-
nu açıkça belirtmiştir. Ondan daha sonraları yaşayan İbn Hatima ise insanın çok küçük canlılarla kuşatıldığını, bunların vücuda girip hastalık yaptığını açıklamıştır. Bu noktalara dayanarak Dr. Gruner, müslümanların mikrobiyoloji bilgilerinden tamamen haberdar oldukları kanaatine varmıştır.
İbn el-Hatib mikroplar vasıtasıyle bulaştırıcılığın mevcudiyetini tecrübe ve müşahedelerinin neticesi olarak, modern ilim-araştırma metodolojisine uygun bir tarzda ortaya koymuştur.
Teşhis ve Tedavi
Dr. Parry'nin 1825'te tarif ettiği exoftalmus (göz yuvarlağının öne doğru fazlaca çıkması) ile guatr arasındaki münasebet 600 sene evvel El-Cürcani tarafından "Dak-hira-i Havarazm-Şahi"de izah edilmiştir. Kızamık ve su çiçeği üzerine bir kitap yazıp, "Kitab el-Hasbati ve el-Cudari" de ikisi arasındaki farkı gösteren ilk hekim Er-Razi olmuştur. 1679'da İstanbul'da su çiçeği aşılaması başlatılmış ve bu ameliye Türkiye'deki İngiliz elçisinin karısı Lady Mantagu tarafından (XVIII. asırda) Avrupa'ya tanıtılmıştır. Yunanlı hekimler bu iki farklı hastalığı tefrik edememişlerdi.
Adud el-Devla'nın hekimi olan Ebu el-Hassan, ekseri kan basıncına bağlı olarak meydana gelen beyin kanaması filebotomi (kanatma) usulünü tarif etmiştir.
Türkiye'de XV. asırda yaşamış tıp alimi Şerafeddin Sabuncuoğlu bir ilacı hastaya vermeden önce bir horoza verip tecrübe yapan ilk ilim adamı olmuştur. Ebu el-Kasım el-Zehravi (X. asır) omurilik yaralanmalarının felce yol açacağını modern tıp ilminin tanımından dokuz-on asır evvel i-zah etmiştir.
Yine müslümanlar tarafından opoterapi (1) prensipleri tamamen bilinmekteydi. Zekâ bozukluğu tedavisinde hayvan beyni, cinsi zaafiyetde hayvan testisleri, prostat hepertrofisinde muhtemelen ihtiva ettiği . hipofizer hormonlar sebebiyle erkek arıların başları kullanılıyordu. Bu mevzuda tafsilatlı tarifler "Hiyat el Hayadan"da verilmiştir. Bu tedavi usulü haksız olarak onu batıda daha 50 sene evvel tatbik eden Dr. Brovvn Sequard'a atfedilmektedir.
İbn el-Vafid, hastalıklarda gıda rejimlerinin ehemmiyetine temas etmiştir. Razi zafiyet tedavisinde dengeli beslenmeyi tavsiye etmiştir. Avrupa'nın asırlar sonra keşfettiği saman nezlesini Baha ed-Devle ilk olarak 1507 de tarif etmiştir. Ali İbn Rabban siyatik'i sinir hastalığı olarak ilk defa tarif etmiş ve tedavisinde bazı sinirlerin koterizasyonunu (yakılmasını) tavsiye etmiştir. Ebu El-Hasan Et-Taberi tüberkülozun yalnız akciğerleri değil aynı zamanda diğer organları da tutabildiğini bildiren ilk hekim olmuştur.
XVIII. asırda Dr. Richard Bright'ın adı verilen Bright Hastalığı, aslında asırlar öncesinde Necib ed - Din el -Semerkandi tarafından keşfedilmişti. O, idrara proteinin geçtiğini ve buna bağlı olarak vücutda şişliklerin (ödem) ortaya çıktığını da izah etmişti. Ebu el-Mansur el-Hasan el-Kameri kitabı "Gina ve Muna " da sadece belsoğukluğunu değil; onu takiben meydana gelen iltisakları ve neticelerini de izah etmiştir. Ebu el-Hasan et-Taberi dünyaya sarcoptes scabiesi (uyuz amilini) tanıtan ilk hekim olmuştur. Tüberküloz hastalığında tırnaklarda meydana gelen değişikliği, bulaşıcı sarılık hastalığında ve mani hastalığında makul miktarda afyon kullanılmasını ilk defa müslüman hekimler tarif etmişler ve gerçekleştirmişlerdir.
Dr. Hüseyin Aydınlı - Dr. Mutlu Kağan
(1): Hayvan organlarından elde edilen özlerle yapılan tedaviye verilen ad.