Sızıntı Arşivi

Mart 1999 · s. 32 · 5 dakikalık okuma

Organ Nakilnde Yeni Bir Boyut

Aydın Demircen · Tıp

Mükemmel bir saat gibi arızasız işleyen vücudumuzun bazı organları zaman zaman geçici hastalıklara maruz kalarak bizi sıkıntıya sokarlar, ancak daha sonra iyileşince ''vücut makinemiz tekrar verimli bir şekilde çalışmaya başlar. O zaman organlarımızın değerini anlar ve onları bize hediye eden Yaratıcımıza şükrederiz. Ancak bu husustaki gerçek şükrün ağırlığını hissedebilmek için, zaman zaman hastahanelerdeki diyaliz ünitelerini gezmek daha tesirli olur.

Düzenli bir şekilde her gün vücudunuzun kanını süzerek içinden zehirli artıkları ayıran böbreğiniz (Allah vermesin) geri dönmiyecek şekilde arızalandığı takdirde yapılacak şey, bir müddet hemodiyaliz ve daha sonra ise uygun bir vericinin böbreğinin bulunması için Allah(c.c.)'a dua etmektir. Sadece böbreğe değil, göz korneasından, karaciğer, pankreas, akciğer ve daha birçok organa kadar, ihtiyaç her gün artmakta, ancak uygun yapıda organ bulunamaması yüzünden birçok insan ölmektedir. Ölüm her ne kadar kaçınılmaz bir son olsa da, insan olmanın ve her hastalığın çaresinin bulunacağı müjdesine inanmanın gereği, bilim adamları Allah(c.c.)'ın kendilerine vermiş olduğu ilmin ve insanlara faydalı olmaya ait vicdanî duygunun gereği olarak, bu konuda çalışmaktadırlar.

1998 yılı Mayıs ayında, organ nakli ameliyatı için büyük yeniliklere yol açabilecek bir deney gerçekleştirildi. Eğer yeni tıbbî metotlar iyi neticeler verir ise, artık organ nakli yapılan hastalarda organı reddetme riski kalmayacak. Aynı zamanda hastalar bundan böyle vücudun direnç sistemini baskılamak için ilaç kullanma mecburiyetinde kalmayacaklar. Hastalar dokuları ile uyuşan organ bulmak için daha fazla beklemeyecekler. Bu metot, buluşu yapan tarafından "Allo Mune" olarak isimlendiriliyor, yeni doku nakli metodu vücudu kontrol ederek veya yönlendirerek, dokunun, kendisine ait orijinal genetik şifreye sahip dokular gibi davranmasını sağlıyor.

Normalde, organ başka birisinden hastaya naklediliyor ise birkaç gün içerisinde vücudun savunma sistemi tarafından yok ediliyor. Organ nakli operasyonları veya ameliyatlarından sonra hastanın savunma sistemi, organın normal fonksiyonlarına izin vermesi için bazı özel ilaçlarla baskılanıyor.

Bununla birlikte hastanın direnç sisteminin baskılanması, enfeksiyonlara sebep olabileceği için tehlikelidir. Özellikle Önemli operasyonlarda enfeksiyonlar, organ nakli komplikasyonlarının tabiî sonucudur. Bir diğer nokta da, direnç sistemi asla tam olarak bastırılamıyor ve organ bazen reddediliyor.

Allo Mune sisteminde ilk adım, bir antikor aşısı ile savunma sistemindeki katil T hücrelerini tesirsiz hâle getirmektir. T hücreleri, vücut savunmasında önemli rol oynayan ve vücuttaki yabancı hücreleri yok eden hücrelerdir. Antikorlar ise vücut tarafından üretilen ve yabancı cisimlerin ortadan kaldırılmasında iş gören protein yapılı moleküllerdir. Her bir antikor spesifik bir parçanın tipini tanır. Sunî olarak antikor olan Allo Mune, katil T hücrelerini tesirsiz kılarak, yeni organı direnç sisteminin karşı hareketinden korur.

Antikor inaktivitesi ile hastanın gelişmiş olan katil T hücrelerini bir dizi işlemden geçirdikten sonra, kemik iliğinde hâlen gelişmekte olan bazı direnç sistemi hücreleri radyasyon kullanılarak yok ediliyor. Organ bağışlayan kişiden alınan kemik iliği de organ nakli yapılan kişinin kan dolaşımına veriliyor ve yabancı hücreler nakil yapılan hastadaki kemik iliğine doğru hareket ediyorlar. Bunlar radyasyon uygulaması sonucu oluşan boşlukları dolduruyorlar.

Hastanın, gelişmekte olan katil T hücreleri, diğer hücrelerle birlikte kemik iliğinden, göğüsteki bir bez olan Timus'a geçiyorlar. Timus, T hücrelerinin normal hücrelere saldırmamasının öğretildiği yerdir. Eğer verici ve hastanın hücreleri Timus'ta aynı anda mevcut ise, T hücreleri onları hemen kendininmiş gibi tanıyacak ve onlara saldırmayacaktır. Bu yeni metotla hastanın bağışıklık sistemi kendi dokusu ve organın alındığı kişinin dokusu arasındaki farkı söyleyemez. Fakat tam fonksiyonlu olarak kanserli ve virüsden etkilenmiş (infekte olmuş) hücreleri tanıyarak vücudu korumak için saldıracaktır. Böylece yabancı bir vücuttan alınan organ nakledilmiş olacaktır. Yeni organ, hastanın bağışıklık veya direnç sistemine bir baskıya gerek kalmadan, hastanın geri kalan hayatında fonksiyonunu devam ettirebilecektir.

Allo Mune sistemi maymunlar üzerinde başarılı bir Şekilde denendi ve eğer insanlar üzerinde de başarıya ulaşılacak olursa organ nakli yapılan hasta; fazla masraf yapmadan, tehlikeli ilaçlara gerek kalmadan, enfeksiyon veya organı reddetme tehlikesinden uzak normal bir hayat sürdürebilecek.

Allo Mune sisteminin kullanılmasıyla, bir hasta aynı kan grubundaki herhangi bir vericiden alınan organları kabul edebilecektir. Eğer sistem başarılı olur ise, organ naklinin güvenilirliğinin artışıyla ölümü bekleyen birçok insanın imdadına yetişilebilecek. Şeker hastaları gibi ölümcül olmayan fakat yaşamı zorlaştıran durumlarda bile, (ki bunlarda da riskin fazla olmasından dolayı organ nakli yapılmıyor) bu yeni metottan faydalanılacaktır.

Fakat bu sistem başarılı olsa bile, organ verenlerin sayısında bir artış olmadığı takdirde, bazı hastalar için sıkıntı yine de devam edecektir. Çünkü potansiyel olarak değişik organlara olan talep her geçen gün yükselmektedir. Şu anda bile organ nakli riskli ve tehlikeli olmasına rağmen, organ bekleyen hasta sayısı her yıl artmakta, buna karşılık verici sayısı aynı kalmaktadır. İlk kalp nakli yapılmasından beri bağışlanan organların azlığı esas problemi oluşturmaktadır. Harry

Harrison 'The ghoul squad'da (Hortlak Takımı), bütün kaza geçirenlerin eğer verici olmama künyesi taşımıyor ise verici olarak düşünülebileceğini teklif ediyordu. Amerika'da Jack Kevorkian, mahkûmların gönüllü olarak organlarını bağışlaması ile ilgili bir kampanya yapıyordu.

Bütün bunlarla birlikte hayvanların organ naklinde kullanılması ile bütün bu sıkıntılar aşılabilir.

Zıt özelliklere sahip organlar, aynı özelliklere sahip olan organlara göre tabiî olarak daha çabuk reddedilir ve birkaç saatte ortaya çıkan kararma ve büzüşme ile, alınan organ ölür. Bu durum "hiper akut reddetme" olarak isimlendirilir. Bu olaya, kan dolaşımındaki kompleman adı verilen bir grup protein sebep olur. Ayarlayıcı ya da düzenleyici olarak nitelenen proteinler tarafından sarılmış ve çevrelenmiş olan kompleman proteinler, insandaki hücrelere saldırmazlar. Bir domuzun hücresinin yüzeyindeki düzenleyici hücreler insanınkinden çok farklıdır, bu yüzden bir domuz hücresinin insanın içine verilmesinin sonucu, çok korkunç ve tüyler ürpertici olacaktır.

Bununla birlikte, bazı genetik mühendislerine göre domuzlardan, insanın düzenleyici proteinlerinin üretimini yapmak ve bu yolla hiper akut reddetmeden kaçınmak mümkün görülmektedir. Birçok bilim adamına göre domuzlardan yapılacak organ nakilleri yüzünden insanların birçok hastalığa yakalanma tehlikesi yüksektir. Domuzlar ne kadar sterile bir çevrede büyürse büyüsün, hâlâ insanlarda bazı bilinmeyen hastalıklara sebep olan virüsler saklıyabiliyorlar. Bu sebepten hayvandan organ nakli verici organların kısıtlılığını çözmeyebilir. Allo Mune sisteminin insan üzerinde denemelerinin neticeleri şu sıralarda alınmak üzere; eğer sonuçlar pozitif çıkarsa organ naklinde durumu ciddi olan hastaların hayatta kalmalarını sağlayacak ve sağlıklarına kavuşturacak çok büyük bir gelişme olabilir.

Referanslar:

- Bio Transplant Inc. First annual report to share holders.

- Curtis, H. & Barnes. S., Biology . New York: Worth Publishing 1989.

- Fisher. L., New York Times, 5 January 1996.

- Niven. L, 'The Jigsaw Man', in 'Tales from known space', London: Futura Public at ions. 1980. Yazan: Gareih Wilson Chemistry & Industry, 1998, 13, 521.