Sızıntı Arşivi

Temmuz 1980 · s. 16 · 3 dakikalık okuma

Onun Şahitleri

Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

Yüce yaradanın nasıl ki, mahlûkatının her bir ferdinin başında ve sanat eserlerinin her bir parçasının cebhesinde, Birliğinin damgasını koymuştur (Nasıl ki geçmiş şahidlerde bir kısmını gördün) Öyle de: Her bir nevin (türün) üstünde çok Ehadiyet Damgasını, her bir küll üstünde pek çok Vahidiyet Mührünü, ta bütün alem üstünde çeşitli Vahdet Turralarını, gayet parlak bir surette koymuştur. İşte pek çok damgalardan, mühürlerden ve turralardan, yeryüzü sayfasında bahar mevsiminde konulan bir damga, bir mührü göstereceğiz. Şöyle ki: Ezeli Nakkaş Yaradanın, yeryüzünde yaz, bahar zamanında en az üçyüz bin nebatat ve hayvanatın nevilerini, nihayetsiz karşılıklık içinde nihayet derecede imtiyaz (seçkinlik) ve teşhis ile ve gayet derecede intizam ve ayırıp seçme ile haşir ve neşretmesi, bahar gibi açık ve aşikâr parlak bir Tevhid damgasıdır.

Evet, bahar mevsiminde, ölmüş arzın ihyası (diriltilme, içinde, üçyüz bin haşrin numunelerini tam bir intizamla icad menin ve arzın sayfasında birbiri içinde üçyüz bin muhtel, nevilerin efradını hatasız, yanlışsız, noksansız, gayet ölçülü dizili, gayet muntazam ve mükemmel bir surette yazmanın, e. bette nihayetsiz bir kudrete ve herşeyi kuşatmış bir ilme ve kâinatı idare edecek bir iradeye sahib Yüce bir yaradanın hususi damgası olduğunu, zerre miktar şuuru bulunanın anlaması lazım gelir. Kur’an-ı Hâkim ferman ediyor ki: “Allah’ın rahmet serlerine bak, arzı ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şübhe yok idi, (yeryüzünü kuruduktan sonra yeşerten) elbette ölüleri (kabirlerinden) diriltir. O, herşeye kadirdir.” (Er-Rum/50)

Evet, yerin diriltilmesinde, üçyüz bin haşrin numunelerini birkaç gün zarfında yapan, gösteren Yaratıcı Kudrete; elbette insanın öldükten sonra diriltilmesi ona göre kolay gelir. Mesela: Gelincik Dağını ve Sübhan Dağını bir işaretle kaldıran, mucizeler gösteren bir Zata:

“Şu dereden, yolumuzu kapayan şu koca taşı kaldırabilir misin?” denilir mi? Öyle de gök, dağ ve yeri altı günde (devrede) yaradan ve onları vakit vakit doldurup boşaltan Kudreti herşeye yeten merhametli, hikmetli ve keremli Yaradana:

“Ebed tarafından hazırlanıp serilmiş ve kendi ziyafetine gidecek şu yolumuzu kapayan toprak tabakasını üstümüzden kaldırabilir misin? Yeri düzeltip bizi ondan geçirebilir misin?” diye akıldan uzak görme şeklinde söylenir mi?

Şu yeryüzünde yaz zamanında bir Tevhid Damgası gördün. Şimdi bak: Gayet basiretli ve hikmetli olarak yeryüzündeki şu bahara ait büyük tasarrufları üstünde, bir Vahidiyet mührü gayet aşikâre görünüyor. Çünkü şu icraat, mutlak bir genişlik ve bolluk içinde ve o genişlikle beraber mutlak bir sürat ile ve o sürat ile beraber mutlak bir cömertlik içinde görünen mutlak intizam, mükemmel sanat güzelliği ve yaradılış mükemmelliği; öyle bir mühürdür ki, sonsuz bir ilim ve nihayetsiz bir kudret sahibi ona sahib olabillr.

Evet, görüyoruz ki: bütün yeryüzünde mutlak bir bolluk içinde bir icad, bir tasarruf, bir faaliyet var. Hem o bolluk içinde, mutlak bir sürat ile işleniyor. Hem o sürat ve bollukla beraber fertlerin çoğaltılmasında mutlak bir cömertlik görünüyor. Hem o cömertlik, bolluk ve süratle beraber mutlak bir kolaylık görünüyor. Hem o cömertlik, kolaylık, sürat ve bollukla beraber; her bir nevide, her bir ferdde görünen mutlak bir intizam, gayet seçkin bir sanat güzelliği, nihayet karışıklık içinde tam bir seçilme gayet bolluk ve ucuzluk içinde gayet kıymetdar eserler, gayet geniş daire içinde tam bir uygunluk ve gayet kolaylık içinde gayet sanatkârca fevkalade güzel eserler icad etmek, bir anda, her yerde bir tarzda, her ferdde harika bir sanat, mucizeli bir faaliyet göstermek; elbette ve elbette öyle bir zatın mührüdür ki, hiç bir yerde olmadığı halde, her yerde hazır, nazırdır. Hiçbir şey ondan gizlenmediği gibi, hiçbir şey O’na ağır gelmez. Zerrelerle yıldızlar, onun kudretine nisbeten müsavidirler.

Mesela: O güzellik ve merhamet sahibi Yaradanın ikram bağistanından, mucizelerinin salkımlarından bir tanecik hükmünde gördüğüm iki parmak kalınlığında bir üzüm asmasına asılmış olan salkımları saydım: yüz elli beş çıktı. Bir salkımın danesini saydım: yüz yirmi kadar oldu. Düşündüm, dedim: “Eğer bu asma çubuğu, ballı su musluğu olsa, daim su yerse, şu hararete karşı o yüzer rahmetin şurub tulumbacıklarını emziren salkımlara ancak yetecek. Hâlbuki bazan az bir rutubet ancak eline geçer. İşte bu işi yapan herşeye kadir olmak lazım gelir. Evet, yaptığı sanatlar hakkında akılların hayrete düştüğü Zat, noksan sıfatlardan münezzehtir.

B. N.