Haziran 1980 · s. 16 · 2 dakikalık okuma
Onun Şahitleri
Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

Nasıl ki bir Kitab:
Eğer yazma olsa, onun yazmasına bir kalem kâfidir. Eğer basma (matbu) olsa, o kitabın harfleri adedince kalemler, yani demir harfler lazımdır. Ta o kitab tab edilip vücüd bulsun. Eğer o kitabın bazı harflerinde gayet ince bir hat ile o kitabın eksen yazılmış ise,
—Yasin Suresi, Yasin lafzında yazıldığı gibi o vakit bütün o demir harflerin küçücükleri, o tek harfe lazım; ta tab’ edilsin. Aynen öyle de: Şu kâinat kitabını, ilahi Kudret kaleminin yazması ve Zatı Ehadiyyetin mektubu (yazması) desen, vücub (zaruret) derecesinde bir kolaylık ve lüzum derecesinde bir makuliyet yoluna gidersin. Eğer tabiata ve sebeplere isnat etsen, imkânsızlık derecesinde zor ve muhal derecesinde meşkaltli ve hiçbir vehim kabul etmeyen hurafeli şöyle bir yola gidersin ki; tabiat için her bir cüz toprakta, her bir katre suda, her bir parça havada, milyarlarca madeni matbaalar ve hadiz manevi fabrikalar bulunması lazım. Ta ki, hesapsız çiçekli, meyveli sanat eserlerinin teşekkülatına mazhar olabilsin. Yahut herşeyi kuşatmış bir ilim, herşeye muktedir bir kuvvet, onlarda kabul etmek lazım gelir. Ta şu sanat eserlerine hakiki mazhar olabilsin. Çünkü toprağın, suyun ve havanın her bir cüz’ü, ekser nebatata menşe olabilir. Hâlbuki her bir nebat meyve olsa, çiçekli olsa teşekkülat o kadar muntazamdır. o kag ölçülüdür, o kadar birbirinden seçkindir, o kadar keyfiyetçe birbirinden ayrıdır ki, her birisine, yalnız ona mahsus birer ayrı manevi fabrika veya ayrı birer matbaa lazımdır.
Demek tabiat, mıstarlıktan (ölçü aletliğinden ve cetvellikten) masdarlığa (kudretin kaynağı olmaya) çıksa her bir şeyde bütün şeylerin makinelerini bulundurmağa mecburdur. İşte bu tabiatperestlik fikrinin esası, öyle bir hurafedir ki, hurafeciler dahi ondan utanıyorlar. Kendini akıllı zanneden ehl-i dalaletin, nasıl nihayetsiz hezeyanlı bir akılsızlık iltizam ettiklerini (gerekli bulduklarını) gör, ibret al!
Hâsılı: Nasıl bir kitabın her bir harfi, kendi nefsini bir harf kadar gösterip, kendi vücuduna tek bir suretle delalet ediyor ve kendi kâtibini on kelime ile tarif eder ve çok cihetlerle gösterir. Mesela: “Benim kâtibimin hüsn-ü hattı (güzel yazısı) var. Kalemi kırmızıdır, şöyledir böyledir” der. Aynen öyle de:
Şu büyük kâinat kitabının her bir harfi, kendine cirmi kadar delalet eder ve kendi sureti kadar gösterir. Fakat Nakkaş-ı Ezeli (olan Cenab-ı Hakkın) isimlerini, bir kaside kadar tarif e- der ve keyfiyetleri adedince işaret parmaklarıyla o isimleri gösterir, müsemmasına (isimlerin sahibi Cenab-ı Hakka) şahadet eder. Demek hem kendini, hem bütün kâinatı inkâr eden safsatacı gibi bir ahmak yine büyük Sanatkâr, Yaratanın yani Allah’ın inkarına gitmemek gerektir.
B. N